Suriye`deki entrika saray darbesine işaret ediyor – (Victor Kotsev)

0
73

Fishman halihazırda Amerika Birleşik Devletleri`nin muhtemelen Suriye`deki stratejik hedeflerini başaramayacağını savunuyor. Oysa çoğunluk olmasa da çok sayıda analist -ve bu şimdiye kadarki dizginlemenin de sebebini izah ediyor-

Beşşar Esad üst düzey iki siyasi firar ve Amerika Birleşik Devletleri`nden gelen şimdiye kadar görülmeyen kaygı verici tehdidin geri planında askeri gücünü gösteriyor. Suriye Devlet Başkanı, halkın kendisini destekliği konusunda inat etmeye devam ediyor. Bu konuda geçen hafta verdiği mülakatlar ve medya faaliyetlerinde gerçekleştirdiği keskin artıştan çok şey öğrenilebilir.

Esad`ın ifadeleri, Birleşmiş Milletler`in Suriye özel temsilcisi Kofi Annan`ın davranışlarında bazı gizli destekler buldu. O ilk olarak hafta sonu ateşkesi görüşme çabalarının akamete uğradığını duyurdu, sadece birkaç gün sonra da geri adım atarak kendisi ve Esad arasında yapılan görüşmelerin “yapıcı ve samimi” olduğunu ifade etti.

Şam`dan sonra İran`ı ziyaret eden Annan, ayrıca geçenlerde Suriye krizinin çözümüne Rusya ve İran`ın da katılması gerektiğini ifade etti ki bu da Batı`da kaşların daha da çatılmasına yol açtı. Onun gel-gitleri Rus diplomasisinin olağanüstü manevralarında da görüldü: Kremlin önce, pozisyonunu dramatik bir şekilde değiştirdiğine dair Annan`ın iddialarını desteklercesine Suriye rejimine hiçbir yeni silah satmayacağını duyurdu, ardından görünür bir şekilde geri adım attı. Salı günü (uluslararası bir müdahaleye karşı Suriye`yi korumak için orada olduklarına dair gizli bir telkinle) Akdeniz`e savaş gemilerinden bir filo gönderdi. Çarşamba günü de BM Güvenlik Konseyi`nde kendi karar tasarısını sundu. Bu tasarı, Batı`nın taleplerini karşılamanın çok gerisinde kaldı.

Rusya`nın tasarısı, Suriye`de halen büyük ölçüde otellerinde mahsur durumda olan BM gözlem misyonunun görev süresinin uzatılması ve vazifesinin de ihtilafa siyasi çözüm müzakerelerine yardımcı olunması şeklinde değiştirilmesi çağrısında bulundu. Tasarıda BM sözleşmesinin, ülkede daha fazla yaptırımlar ve askeri operasyona izin verebilecek 7. Bölüm`ünden bahsetmekten kaçınıldı. Çoğu analiste göre (ve Güvenlik Konseyi`ndeki bir diplomatın El Cezire tarafından aktarılan ifadeleriyle) tasarı, “taraflara gerçek baskı” sağlamayı başaramadı.

Bu arada, ölü sayıları arttıkça (son tahminlere göre rejimin güvenlik kuvvetlerinden 4 binden fazla kişi de dahil olmak üzere 17 binden fazla kişi öldü), Suriye rejimi giderek dayanıksız hale geliyor. En son firarlar -Suriye`nin Irak büyükelçisi ve önemli bir aileden Sünni general- belki kendiliğinden Esad`ın sonunu getiremez ama bunlar şimdiye kadar gerçekleşen en üst düzey firarlardı ve çok daha kötülerinin gerçekleşeceğine işaret ediyor.

Özellikle geçen hafta Türkiye üzerinden Fransa`ya kaçan Tuğgeneral Manaf Tlas, Suriye muhalefeti unsurları tarafından Suriye`nin gelecek lideri olarak karşılandı. Ailesi onlarca yıldır rejimin en yakın ve en etkili Sünni müttefiklerinden biriyken -eski uzun süreli savunma bakanı olan babası, Esad güruhunun iktidarını pekiştirmesine yardım etmişti-, onun mevcut kan dökme olaylarında eli temizdir. Bu da çoğu isyancıda ona karşı olan güvensizliği yumuşatabilir.

Ayrıca, öyle görülüyor ki o halen rejimle en azından temelde bir uyum içindedir. Aksi takdirde bu kadar rahat bir şekilde ülkeyi terk edebilmesi ve ailesini de kaçırmasını tahayyül etmek zordur. İsmi açıklanmayan bir dostunun (doğrulanamayan bir raporda) çarpıcı bir şekilde dile getirdiği gibi, “Kimse ülkeyi terk etmesine mani olmadı, kimse de kalması için çalışmadı.”

Tlas`ın firarı, Suriye`yi kuşatan hummalı diplomatik ve askeri entrikalara tam olarak uyuyor. Keza bu, Suriye rejiminde yakın bir gelecekte askeri darbe ihtimalini yükselten bir başka önemli dinamiği de vurguluyor. Geçmişte doğrulanmamış birkaç haberde, özellikle Sünni Müslümanlardan olmak üzere üst düzey generallerden bir grubun, rejime yönelik eleştirilerini örtbas etmenin bir yolu olarak geçen sene zorla emekli edildiği iddia edildi. BBC`ye göre, bizzat Tlas da mayıs ayından bu yana ev hapsinde tutuldu.

Bu, geride bir dolu kırgın general bırakır ki bunların her biri gelecekte Esad için devreye girebilir. Suriye devlet başkanının, sınırsız olarak iktidarda kalamayacağı ihtimalini göz önüne alarak bu durumu bilerek organize ettiği de tamamen ihtimal dışı değildir.

Amerikan merkezli istihbarat analiz örgütü Stratfor uzun süredir, Suriye krizine müdahil olan tüm yabancı kuvvetlerin -ABD, Suudi Arabistan, Türkiye, İran ve Russia da dahil- (açıkça ne söylerlerse söylesinler) Esad`ın yerine uygun birini aradıklarını savunuyor. Bu halen spekülasyondan ibaret olsa da Suriye`deki ağır Rus ve İran askeri mevcudiyetinin -sınırlarındaki Batı askeri yığınağından bahsetmiyoruz bile- sonunda uzlaşılan bir aday lehine görevi bırakması için Esad`a baskıları arttırması imkansız değil.

Burada dost ülkelerin sarmaladığı ordunun diktatöre karşı (yumuşak?) bir darbe düzenlemesine yardım ettiği Mısır senaryosunu akla getirebiliriz. Benzeri ise kusurlu oldu: Mesela Suriye`de bir şekilde iç savaş gelişti ve yakın bir gelecekte ülkeye bir nebze bile olsa istikrar getirecek bir eylem tahayyül etmek de zordur. Ayrıca firarlara rağmen şimdilik Esad iktidara sıkı sıkı sarılmaya devam etmek üzere yeterince güçlüdür.

Bununla beraber, haftalar ve aylar ilerledikçe dışarıdan desteklenen isyancılardan gelen baskılar altında Suriye rejimi zayıflarken Esad`ın pozisyonu da giderek daha savunulamaz hale gelecektir. Onun Rus ve İranlı destekçileri de kayıplarına bir son vermek zorunda kalacaktır. Kaos hayaleti beliriyor: ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton`un geçen hafta “Ne kadar erken şiddete bir son verilir ve siyasi geçiş süreci başlarsa sadece daha az insan ölmekle kalmayacak aynı zamanda bu, yalnızca Suriye için değil bölge için de çok tehlikeli olacak feci bir saldırıdan Suriye devletini kurtarmak için de bir şans olacak” derken işaret ettiği de belki budur.

Geçenlerde bir analizde Stratfor şöyle yazdı:

“Suriye`deki ihtilafın zeki bir gözlemcisinin açıkladığı gibi, Esad rejimi eriyen bir buz bloğu gibidir. Bu bloğun Nusayri merkezi sağlam vaziyette donuk durumdadır. Çünkü azınlıklar iktidarı Sünni ç
oğunluğa kaybetmenin korkusu içindeler. Biz henüz ordunun komuta ve kontrolünde, bloğun büyük parçalarının kopacağını gösterecek kitlesel firarlar ve bozulmalar görmedik. Ama bu merkezin etrafında, devlet makinesinin çalışmasını sağlayan Sünni himaye ağı yavaşça erimeye başladı. Bu blok erimeye devam ettikçe giderek daha kırılgan hale gelecek ve merkeze yönelik çatlamaların giderek yaklaştığını görmemiz daha muhtemel olacak. İşte bu noktada Esad rejimi saray darbesi senaryosuna oldukça eğilimli olacak.”

Stratfor aynı makalede, Suriye`deki entrikanın bölgesel sonuçlarını analiz etti:

“Bu yüzden, İran`a karşı bölgesel kampanya muhtemelen Suriye`de son bulmayacak. Sünnilerin Suriye`de üstünlüğü ele almalarıyla Lübnan`da Şiilerin liderliğindeki (Hizbullah ve müttefiklerinin liderliğinde) blok muhtemelen hakim statüsünü kaybedecek. Levant`ta Sünnilere Türk, Suudi ve Katarlı desteği ve Arap ülkelerinde İslamcıların yükselişi, İran ve onun Arap Şii müttefiklerine karşı daha güçlü bir siper oluşturmaya odaklanacak.

Bu hususta görülecek en önemli savaş alanı Irak olacak. Bölgede Bağdat`taki İran destekli Şii hükümetten hoşnut olmayan çok sayıda taraf var. Muhtemelen Suriye`deki krizden çıkan sağlıklı bir Sünni militan akımı da olacak. Bu militanların, sadece ülkelerine dönüp sıkıntıya yol açmamaları için meşgul edilmeleri gerekmiyor, bunlar Şii hakimiyetine karşı marjinalleşen Sünnilere yönelik kampanyanın canlandırılması gibi stratejik bir gayeye de hizmet edebilirler. İran şimdi Irak`ta kendisini rahat hissedebilir ama Suriye`den çıkan domino etkisi İran`ı Irak`ta yeniden savunma pozisyonuna sokabilir. Irak`ta, bölgesel nüfuz için İran Şiilerine karşı daha geniş çaplı Arap Sünni mücadelesi için baş arena olarak bunun meydana gelme potansiyeli vardır. Bu eğilimlerin gelişmesi zaman alacak. Suriye`de Sünnilerin güç kazanmasının hızı da halen soru işareti olarak kalmaya devam ediyor, özellikle de rejimin Nusayri merkezi şimdiye kadar kalıcı olmuşken. Yine de bu, ileriye bakmaya zarar vermez.”

Savaş tehditlerine rağmen şimdilik öyle görülüyor ki, Esad`ın yerine başkasını getirmeye çalışan Batı ve Orta Doğulu güçler kendilerini gizli operasyonlara ve isyancıların desteklemeye hasredecekler. Bununla birlikte, Suriye`nin tam olarak kaosa girmesi, muhtemelen Bosna benzeri askeri bir müdahaleyi gerektirecektir. Esad`ın devrilmesine yönelik daha aktif bir müdahale, Batı`nın İran`ı tecrit etme gibi bölgedeki jeopolitik hedeflerini başarmasına yardım edecek. ABD siyaset kurumlarının her seviyesinde yakın bir gelecekte aleni bir askeri operasyonun tavsiye edilir olup olmadığına dair tartışmalar yapılıyor.

Brian Fishman, Foreign Policy dergisinde yayımlanan makalede “Amerika Birleşik Devletleri`nde hem muhafazakar hem de liberal sesler şimdi Suriye`de askeri müdahaleden yanalar. Amerika Birleşik Devletleri`nin Suriye`de stratejik ve insani gayeleri arasında gerçekten vurucu bir sinerji var. Bunlardan her biri potansiyel olarak askeri eylem için harekete geçirebilir” gözleminde bulundu.

Fishman halihazırda Amerika Birleşik Devletleri`nin muhtemelen Suriye`deki stratejik hedeflerini başaramayacağını savunuyor. Oysa çoğunluk olmasa da çok sayıda analist -ve bu şimdiye kadarki dizginlemenin de sebebini izah ediyor- Clinton`ın tehdit edici ifadelerinin, büyük güçler bir uzlaşmaya ulaşamazsa askeri operasyonun yakında tercih edilen bir seçenek olabileceğine vurgu yaptığında hemfikirdir.

Kaynak: Asia Times

Dünya Bülteni için çeviren: Emin Arvas

———————————-
Victor Kotsev
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI