Suriye'de kim kimdir?

0
248

Suriye muhaliflerinin kimler olduğuna dair bu dosyayı siz değerli okuyucularımızla paylaşıyoruz.

Tunus’ta başlayıp Mısır’a sıçrayan ve bütün Ortadoğu’yu saran isyan dalgasının son durağı Suriye oldu. Her ne kadar bu ülkelerin halkları baskıcı, adaletsiz rejimleri altında yıllardır ezilmek gibi ortak bir kaderi paylaşıyor olsalar da her ülke kendi iç dinamiklerini taşıyor.

Bu nedenle, isyanın sıçradığı her yeni ülkede gelişmelere ve izleyen günlerdeki sürece ilişkin sağlıklı öngörülerde bulunabilmek için, öncelikle o ülkenin tarihinden kültürüne, ekonomik ilişkilerinden uluslararası ilişkilerdeki yerine kapsamlı bir okuma yapmak gerekiyor.

Tarihsel bilgilere ulaşmak nispeten kolayken, asıl sorun güncel iç dengelerin takip edilmesinde yaşanıyor. Bunun öncelikli nedenlerinden biri bu bilgileri içeren yazı ve makalelerin Türkçe bir yana Arapça ve İngilizce’de bile oldukça kısıtlı olması. Bir diğer nedeni ise olayların hızla patlak vermesinin bir neticesi olarak bütünlüklü bir şekilde siyasi dengeleri doğrudan analiz eden güncel yazı ve raporların kaleme alınmamış olması. Bu durum aslında Suriye’de olduğu gibi rejimin kapalı yapısının doğurduğu bir sonuç. Soğuk Savaş’tan çıkmamış bürokratik yapısı, tahakküm altındaki medyası, farklı istihbarat ve polis örgütleri ile örülmüş güvenlik ağı her dönem Suriye hakkında bilgi edinmeyi zora sokarken, ülke içinde yaşayanların bile mahkûm olduğu bu “bilgisizlik” Suriye’deki dengelerin sağlıklı olarak okunmasını ve değerlendirilmesini engellemekte.

Bu şartlara bir de Suriye gibi isyanların takip edilmeye çalışıldığı ülkelerde düne kadar yabancı olunan pek çok ismin gündemimize girmiş olmasını eklemek gerekiyor. Bu konuda kaçınılmaz olarak yoğun bir bilgi kirliliği de yaşanıyor. Derinlemesine araştırmaların eksikliği medyayı önemli bir bilgi edinme aracı haline getirirken, bu kanalla gelen bilgilerde sıklıkla çelişen ifadeler yer alabiliyor veya önemli siyasi figürler göz ardı edilebiliyor. Bütün bu karışıklığın bir nebze önüne geçebilmek ve ülke içindeki siyasi dengeleri algılayabilmek adına hem rejim yanlısı hem de muhalif önemli figürlerin geçmişlerini, konumlarını, güçlerini, etnik/dini kökenlerini içeren bilgilerin derli toplu olarak verilmesinin yararlı olacağı kanaatindeyiz. Ayrıca siyasi, toplumsal ve dini yapının, bu yapının içinde yer alan geleneksel ve isyana paralel ortaya çıkan yeni kurum ve yapıların da bilinmesi önemli bir gereklilik. Ancak bu bilgilerin ışığında ülke içi dengeleri takip edebilmek ve sağlıklı gelecek öngörülerinde bulunabilmek mümkün olacaktır.

Bu amaçla SETA tarafından hazırlanan “Suriye’de Kim Kimdir” başlıklı çalışmada rejim ve muhalefet cephesindeki aktörlere yeni isimler eklenirken, yeni yapılanmaların varlığına dikkat çekiliyor. Ayrıca ordunun, medyanın, din adamlarının, toplumsal hareketlerin Suriye’de yaşadıkları bölünme ve sürece etkileri onları da böyle bir çalışmaya dâhil etmeyi zorunlu hale getirdi. Bu durum Suriye’de Kim Kimdir çalışmasının gözden geçirilerek genişletilmesi ihtiyacını doğurdu.

Sorbonne Üniversitesi’nde siyaset sosyolojisi profesörü ve Çağdaş Doğu Çalışmaları Merkezi Müdürü olan Galyun,1945 yılında Hums’ta doğmuştur. Galyun 13 yaşına kadar Hums’ta yaşamış, daha sonra ailesi ile birlikte lise ve üniversite eğitimi aldığı Şam’a yerleşmiştir. Gençlik yıllarında dönemin siyasi atmosferini yansıtan Arap milliyetçiliği, Nasırcılık, Marksizm ve demokrasi düşüncelerinin etkisinde kalmıştır. Hafız Esad’ın iktidarı ele geçirdiği 1971 yılında, tek partili sisteme dayanan mevcut baskıcı rejimde siyasi faaliyet yürütemeyeceğini anlayarak Suriye’den ayrılmış, hayatının uzun bir bölümünü geçireceği Fransa’ya yerleşmiştir. Fransa’da siyaset sosyolojisi üzerine tamamladığı doktorasının ardından, kariyerine Şam Üniversitesi’nde devam etmek üzere 1974’te Suriye’ye dönmüş, ancak Baas rejiminin baskısı altında Suriye’de akademisyenliği sürdüremeyeceğine karar vererek bir kez daha ülkesinden ayrılmıştır. 1976’da Cezayir’de akademisyenliğe başlayan Galyun, burada yayınladığı ‘Demokrasi İçin Manifesto’ kitabı ile tanınmıştır. Kitabında, Arap ulusal bağımsızlık hareketleri sonucunda ortaya çıkan rejimlerin, siyasi ve ekonomik açıdan başarılı yönetimler ortaya koyamadıklarına değinmiş, söz konusu rejimleri toplumda tam demokratik siyasi katılımı gerçekleştirebilmek için reform yapmaya çağırmış ve Arap dünyası için demokrasinin tarihsel bir zorunluluk olduğuna vurgu yapmıştır.

İŞTE SURİYE’DEKİ ETKİN MUHALİF İSİMLER:

BURHAN GALYUN

Burhan Galyun, 1980’lerde siyasi parti faaliyetlerinden uzak durmuş ancak yürüttüğü düşünsel faaliyetlerle Suriye rejiminin önemli muhaliflerinden biri olmuştur. 1982 Hama Katliamı sonrasında, Suriye diasporasının kurduğu Esad rejimi karşıtı Suriye Kültürel ve Sosyal Forumu’nun uzun yıllar liderliğini yapan Galyun, 1983’te kurulan Arap İnsan Hakları Örgütü’nün kurucu üyeliğini yürütmüştür. Burhan Galyun, Beşar Esad’ın 2000’de iktidara gelmesinin ardından sosyal ve siyasal sorunların çeşitli oturumlarda tartışıldığı Şam Baharı döneminde Suriye’ye giderek muhaliflerle temaslarda bulunmuştur. Kısa bir süre sonra Şam’daki bu siyasi tartışma ortamı rejim tarafından yasaklanınca, Galyun siyasi faaliyetlerine Suriye dışında devam etmiştir. 2005 yılında Suriye muhalefetini bir araya getirmek için liberallerin, işadamlarının, Kürt grupların, aşiretlerin ve STK’ların imzaladığı Şam Deklarasyonu için faaliyetlerde bulunmuş, Suriye güvenlik güçlerinin çıkardığı zorluklara karşın Suriye’deki ziyaretlerine devam etmiştir

Suriye’de Esad rejimine karşı başlatılan değişim yanlısı muhalif harekette yer alan Galyun, 16-17 Temmuz İstanbul Konferansı’nın ardından 29 Ağustos 2011’de Suriye Ulusal Konseyi’nin geçici başkanlığına getirilmiştir. Galyun, Suriye Ulusal Konseyinin ülkedeki tüm muhalif grupları bir araya getiren yapı olarak uluslararası toplumun iletişime geçeceği yegâne kurum olduğunu ifade etmiştir. Silahlı mücadele yerine siyasi mücadeleyi savunan Galyun, Esad rejimi sivillere yönelik şiddeti artırınca BM’ye çağrı yaparak Suriye’ye uluslararası müdahale talep etmiştir.Suriye’nin dış politikada İran’la yakınlaşmasına karşı tavır takınan Galyun, verdiği bir mülakatta Suriye rejimini devirmeleri durumunda Suriye’nin İran ve Hizbullah’la yakın ilişkilerine son vereceklerini açıklamıştır. Galyun ayrıca, Arap dünyasında İran modelinin iflas ettiğini, artık herkesin Türk modelini takip etmek istediğini söylemiştir.

ABDULBASİT SEYDA

1956’da Suriye’de Kürtlerin yoğunluklu yaşadığı Haseke vilayetinde doğan Abdulbasit Seyda, 1994’ten beri İsveç’te sürgün hayatı yaşamaktadır. Doğu Bilimleri ve Asuroloji alanında doktora derecesi bulunmaktadır. 2003’te yayınladığı ‘Suriye’de Kürt Sorunu’ kitabıyla da tanınan Seyda, Ulusal Kürt Bloku’nu temsil etmektedir, Suriye Ulusal Konseyi’nin 26 üyeli Genel Sekreterliğindeki dört Kürt’ten biridir ve Konsey’in İcra Kurulu üyesidir. Ilımlı kişiliği ve liberal görüşleri ile ön plana çıkan Seyda, konsey içerisindeki uyumu ve birlikte çalışma ruhunu güçlendiren isimlerden birisidir. Seyda, Irak, Lübnan ve Ürdün, Suriyeli muhaliflerin toplantılarına izin vermezken, Türkiye’nin sağl
adığı özgürlük ortamı sayesinde önemli kararların alınabildiği değerlendirmesini yapmaktadır. Ayrıca Seyda’ya göre Suriye Ulusal Konseyi’nin Türkiye ile sahip olduğu iyi ilişkiler gelecekte Suriye Kürtlerinin sorunlarının çözümüne de engel teşkil etmeyecektir.

RİAD SEİF

1946 doğumlu olan Riad Seif, Ulusal Diyalog Forumu’nun kurucusudur. Liberal kişiliği ile tanınmaktadır. 1994 ve 1998 yıllarında bağımsız olarak parlamentoda yer almıştır. Suriye’de tanınmış bir işadamı olan Riad Seyf, iş hayatına 1960’lı yıllarda gömlek üreterek başlamıştır. 1993 yılında Yeni Adidas Şirketi adı altında Adidas firmasının temsilciliğini alarak Suriye’de bir ilke imza atmıştır. Hafız Esad’ın ölümünden sonra Seyf, “Suriye’nin siyasi sisteminin önünü nasıl açmalıyız” sorusunu tartışmak amacıyla Suriyeli aydınların ve bağımsız figürlerin bir araya gelmesine liderlik etmiştir. Aydınlardan oluşan bu grup her Çarşamba Seyf’in evinde toplanmaya başlamış ve nihayetinde bu toplantılardan Ulusal Diyalog Forumu doğmuştur. Grubun tartışma konuları arasında insan hakları, çoğulculuk, basın özgürlüğü ve sivil toplum inşası gibi başlıklar yer almaktadır. 6 Mayıs 2011’de Cuma namazından sonra Al Hassan Camii’nin yakınlarında yapılan protestolarda “protesto yasağını deldiği” gerekçesiyle tutuklanmış ve on gün sonra başka muhaliflerle birlikte serbest bırakılmıştır. Bu olaydan sonra hakkında çıkarılan yurtdışına çıkış yasağı nedeniyle, eşiyle birlikte tedavi amaçlı Almanya’ya giderken Şam havalimanında durdurulup geri çevrilmiştir. Ağustos 2011’de Ankara’da açıklanan, ancak sonradan geri çekilen Yeni Ulusal Konsey’in 94 üyesinden biri olarak ismi geçmiştir. Daha sonra İstanbul’da kurulan Suriye Ulusal Konseyi’nin üyeleri arasında yer almıştır. 7 Ekim 2011’de, Kürt siyasi lider Tammo’nun öldürüldüğü gün, Seyf de Al Hassan Camii civarında güvenlik güçleri tarafından dövülerek hastanelik edilmiştir. “Suriye, Esad ailesinin değil, Suriyelilerin olmalıdır” diyen Seyf, tek isteğinin ölmeden önce Suriye’de değişimi görmek olduğunu sıklıkla dile getirmektedir

MUHAMMED FARUK

Suriye Müslüman Kardeşler Teşkilatı Siyasi Büro Şefi ve Suriye Ulusal Konseyi İcra Kurulu Üyesi olan Muhammed Faruk Tayfur, Hama şehrinde doğmuştur. Halep Üniversitesi Mimarlık bölümünden mezun olmuştur. 1975 senesinde Müslüman Kardeşlerle bağlantısı sebebiyle Suriye’den ayrılmak zorunda kalan Tayfur, son iki yıldır İstanbul’da ikamet etmektedir. Tayfur hem Beyanuni döneminde hem de Şukfa döneminde Müslüman Kardeşler teşkilatı içerisinde birçok vazifelerde bulundu. Tayfur, Suriye Müslüman Kardeşleri’nin Şukfa ile birlikte en etkin iki isminden birisidir. Tayfur, muhaliflere yapılan dış destek iddialarını reddederek hareketin tamamen ulusal olduğunun altını çizmektedir. Yaptığı bir açıklamada Tayfur, Esad rejiminin siyasi olarak sona erdiğini ancak askeri gücünü kullandığını açıkladıktan sonra Suriye’de sivillere yönelik uygulanan şiddetin sonlandırılması için Batılı güçlerin yerine Türkiye’nin müdahalesine olumlu baktığını söylemiş, hava sahasının kapatılması ve tampon bölge oluşturulması konusunda Türkiye’nin rol oynamasının gerektiğini belirtmiştir. Faruk Tayfur, BM Güvenlik Konseyi’nden Esad yönetimine çıkacak yaptırım kararını veto eden Çin ve Rusya’yı ve Suriye rejimine askeri destek veren İran’ı ise Suriye halkının düşmanı olarak değerlendirmektedir

ABDULAHAT STEYFO

Suriye Ulusal Konseyi Yürütme Kurulu üyesi olan Abdulahat Steyfo, Suriye’nin Haseke vilayetinde doğmuştur. Ana dili Suryanice olan Steyfo etnik olarak Asuri, dini olarak Hıristiyandır. Steyfo, Ulusal Konsey’de Demokratik Asuri Örgütü’nü temsil etmektedir ve kendisi bu örgütün Avrupa kolu sorumlusudur. 30 yıldan daha uzun bir süredir faal olan Demokratik Asuri Örgütü, Asuri Süryanileri temsil eden en eski ve en büyük organizasyon olarak bilinmektedir. Steyfo, Konseyin aralarında ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Türkiye Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Arap Birliği Genel Sekreteri Nebil el Arabi’yle gerçekleştirilen görüşmeler dahil olmak üzere üst düzey görüşmelerinde yer almış ve Suriye muhalefetinin uluslararası destek arayışı çabalarında rol almıştır. Bu amaçla, Suriye Ulusal Konseyi’nin Libya, İtalya, Almanya, Fas ve Tunus’a gerçekleştirdiği ziyaretlerde bulunmuştur. Türk, Rus, Katar ve Arap Birliği inisiyatiflerinin Suriye rejim nezdinde başarılı olamayacağını söyleyen Steyfo’ya göre çözüm için Suriye dosyasının BM Güvenlik Konseyi günde-mine taşınması gerektiğini savunuyor

AHMED RAMAZAN

Ahmed Ramazan, 1992 yılında Londra’da bütün Arap dünyasıyla ilgilenen ve Arap ülkelerinde büroları ve temsilcileri olan Al Quds Uluslararası Haber Ajansı’nı kurmuştur. Ramazan, halen bu ajansın genel müdürlüğünü yapmaktadır. Suriye Ulusal Konseyi’nde çoğunluğu Suriye dışında yaşayan bağımsız İslamcıların teşkil ettiği Suriye için Milli Çalışma Gurubunu temsilen yer alan Ramazan, konseyin en etkin birimi icra komitesinde de bulunmaktadır. SUK’un kurulma aşamasında aktif olarak yer alan ve müzakereci kişiliği ile ön plana çıkan Ramazan, Hamas’ın Beyrut’tan yayın yapan El-Aksa Televizyonu’nun haber direktörlüğünü de yapmıştır. Suriye muhalefetinin rejimi tecrit etmek için ekonomik, siyasi ve diplomatik olmak üzere üç farklı koldan çalışma yürüttüğünü söyleyen Ramazan, Esad rejiminin bu dışlanmaya dayanamayacağını savunmaktadır. Bu noktada Suriye’deki ayaklanmanın başarısının Esad rejiminin uluslararası toplum tarafından tecrit edilmesine de bağlı olduğu üzerinde duran Ramazan, İran’ın tavrını eleştirmekte ve rejim değişikliği olduğunda İran’a karşı tutumun belirlenmesinde bunun hatırlanacağını ifade etmektedir. Suriye’de değişimin barışçıl yollarla olmasına özen gösterdiklerini sıklıkla belirten Ramazan, Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) Kumandanı Riyad El Esad’la yaptıkları toplantı sonrasında ÖSO’nun rejime karşı herhangi bir saldırıda bulunmayacağını ve sadece sivilleri korumakla görevli olduğunu açıklamıştır.

BESMA KODMANİ

29 Nisan 1958’de Suriye’de doğan Besma Kodmani, Fransa’da sürgünde yaşamaktadır. Kodmani, doktora derecesini Fransa’daki Sciences-Po Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölümü’nden almıştır, 1981 yılında Institut Français des Relations Internationales (IFRI)’da Ortadoğu Programını kurmuş ve 1998 yılına kadar bu programın direktörlüğünü yürütmüştür. 1990-1998 yılları arasında Marne-la-Vallee ve Sorborne Üniversitelerinde doçent olarak görev yapan Kodmani, 1996-1998 yılları arasında Fransız Dışişleri Bakanlığı’nda danışmanlık görevinde bulunmuştur. Kodmani 1999 yılından 2005 yılına kadar ise Kahire’deki Ford Vakfı’nda Yönetim ve Uluslararası İşbirliği Programını yürütmüştür. Milliyetçi-sol eğilimleri ile tanınan Besma Kodmani her zaman Esad rejimi muhaliflerinin safında yer almıştır. Beşar Esad döneminde hareketlenmeye başlayan Suriye muhalefetine ilişkin olarak çok çeşitli ve bölünmüş olmasına rağmen muhalefetten her kesimin birleşerek rejime karşı olgun ve makul bir strateji izlediği yorumunu yapmıştır. Kodmani, Suriye Ulusal Konseyi sözcüsüdür

HEYSEM EL MALİH

Heysem El Malih 1931 yılında Şam’da doğmuştur. Suriye muhalefetinin en eski isimlerinden birisidir. İslami görüşleri ile tanınsa da rejim karşıtı muhalefetini daha çok demokratik-liberal vurgularla yürütmüştür. Yargıya yönelik eleştirileri sebebiyle ilk kez 1951 yılında tutuklanmıştır. Malih, 8 Mart 1963’te iktidara gelen yeni hükümetin olağanüstü hal yasasına karşı çıktığı için görevine son verilene kadar 10 yıl süreyle hâkimlik yapmıştır. 1970’li yıllarda insan hakları savunucusu olarak çalışmaya devam eden Malih, 1978 yılında çalışma arkadaşlarıyla birlikte anayasal reformlar yapılması, olağanüstü hal yasasının kaldırılması ve siyasi tutukluların serbest bırakılmasını talep eden bir bildiri hazırlamıştır. Malih, Avukatlar Barosu Birliği’ndeki bu sivil toplum faaliyetlerinden dolayı 1980 yılında tekrar tutuklanmış ve 1987 yılına kadar cezaevinde kalmıştır. Heysem El Malih, 7 Mayıs 2001’de kurulan Suriye İnsan Hakları Derneği’nin başkanı seçilmiştir. 2002 yılında Arab Program for Human Rights Activists tarafından ‘Yılın En İyi İnsan Hakları Savunucusu’ ödülüne ve 2006 yılında Hollanda’da Geuzen Madalyası’na190 layık görülmüştür. Rejime daha çok insan hakları, yargının bağımsızlığı ve anayasanın üstünlüğü ile ilgili konularda muhalefet etmiştir.

SEMİR NEŞŞAR

Semir Neşşar 1945’te Halep’te doğmuştur. Lisansını ticaret ve iktisat alanında tamamlamıştır. Ticaretle uğraştığı Halep’te aydınlar arasında demokratik diyalog toplantıları tertip eden el Kevakibi Platformu’nu kurmuştur. 2003 yılında “Olağanüstü Hal’in 40. Yıldönümü” başlıklı bir panel organizasyonuna katılmaktan dolayı tutuklanmış, daha sonra serbest bırakılmıştır. Liberal kimliği ile tanınan Neşşar, Suriye’de liberal ve demokratik eğilimli birçok muhalif gurubun içerisinde yer almıştır. Suriye Ulusal Konseyi İcra Kurulu’na seçilen muhaliflerden birisi olan Neşşar, konseyde Şam Deklerasyonu koalisyonunu temsil etmektedir. Neşşar Suriye’nin toprak bütünlüğünü savunmakta ve ülkedeki tüm vatandaşların eşit şartlarda ve eşit haklara sahip olması gerektiğini dile getirmektedir. Ayrıca Neşşar, Suriye’de katı bir merkezi yönetimin bulunmasını, vilayetlerin yönetimini işlevsiz kıldığı gerekçesi ile eleştirmektedir

GEORGE SABRA

1947 yılında Şam’da doğan George Sabra, 1967 yılında Şam’daki öğretmen okulundan ve 1971 yılında Şam Üniversitesi Coğrafya bölümünden mezun olmuştur. Eğtim teknolojileri üzerine Indiana Üniversitesinde yüksek lisans yapan Sabra, uzun yıllar Suriye’de ilkokul ve ortaokul öğretmenliği ve idareciliği yapmış, televizyonlarda eğitime yönelik programlar hazırlamıştır. Birçok eğitim dergisinin kurulmasına da öncülük eden Sabra, özellikle çocuklar için yazdığı kısa hikâyeler ve denemelerle de tanınmaktadır. 19 Eylül 2011’de serbest bırakılan Sabra, ülkeyi terketmiş ve Suriye Ulusal Konseyi’nin Genel Sekreterliğine dahil edilmiştir. Suriye muhalefeti içerisinde uzun yıllar devam eden rolü, Hristiyan olmasına rağmen İslami referansları kullanması, liberal kimliği ve Suriye içerisindeki bilinirliği Sabra’yı kısa sürede Suriye Ulusal Konsey içerisinde önemli bir figür haline getirmiştir. Sabra’nın ismi Burhan Galyun sonrasında konseyin geçici başkanlığını yürütecekler arasında geçmektedir.

NEVAF BEŞİR

Suriye’nin en büyük aşiretlerinden El Bakkara aşiretinin lideri olan Nevaf Beşir, Deyri Zor’da doğmuştur. Uzun süreden beri Esad yönetimine olan muhalefetiyle bilinen Beşir, 2005’te kurulan Şam Deklarasyonu koalisyonunun da üyesidir. Nevaf Beşir, rejime muhalefeti nedeniyle defalarca sorgulanmasının ardından Temmuz 2011’de tutuklanmıştır. Şam’da Siyasi Güvenlik Direktörlüğü tarafından 72 gün hapiste tutulan Beşir, bu sürenin 20 gününü hücre hapsinde geçirmiştir. Bu süreç zarfında Deyri Zor’da ailesinin bulunduğu ev Suriye ordusuna ait tanklarla çevrilen Beşir, ailesinin hayatı ile tehdit edilmiştir. Hapiste iken Suriyeli yetkililer tarafından silah zoruyla televizyona çıkartılan Nevaf Beşir, Beşar Esad’ın reformlarına ilişkin rejim lehine bir konuşma yapmasının ardından serbest bırakılmış ve Suriye’den kaçarak Türkiye’ye sığınmıştır. Türkiye’de düzenlediği basın toplantısında, Türkiye’ye aktif muhalefet yapabilmek için geldiğini söylemiş ve Suriye televizyonunda tehdit altında yaptığı yorumlardan dolayı halkından özür dilemiştir. Suriye Parlamentosunda Deyri Zor milletvekili olan Beşir, Hums milletvekili Imad Galyun’un ardından Suriye’den kaçarak muhalif harekete katılan ikinci Suriye milletvekili olmuştur.

RIDVAN ZİYADE

Rıdvan Ziyade, Suriye’de Şam İnsan Hakları Merkezi’ni kurucudur. Aynı zamanda Washington’daki Suriye Siyaset ve Stratejik Çalışmalar Merkezi’nin kurucu ortakları arasında yer almış ve yöneticiliğini yapmıştır. Hala Şam İnsan Hakları Merkezi’nin direktörlüğünü ve George Washington Üniversitesi’ndeki misafir öğretim görevliliğini sürdürmektedir. Rıdvan Ziyade, Suriye’ye NATO müdahalesine sıcak bakmakta ve bunun Özgür Suriye Ordusu’nun NATO tarafından özelikle havadan desteklenmek suretiyle yapılmasının uygun olduğunu düşünmektedir. Liberal kimliği ile bilinen Ziyade, ABD yönetiminin görüştüğü muhalifler arasındadır. Daha önce ABD’nin köklü kurumlarında çalışması ve Avrupalı ve ABD’li yetkililer ve kurumlarla sahip olduğu iletişim bazı muhalifler tarafın¬dan şüphe ile karşılanmaktadır.

ŞAM DEKLARASYONU

2011 yılında Suriye Ulusal Konseyi’nin kurulmasında kilit rol oynayan Şam Deklarasyonu, konseyde 21 üye ile temsil edilmektedir. Şam Deklarasyonu’nun lideri Semir Neşşar Konseyin İcra Komitesinde, Suriye dışındaki temsilcisi Enes el-Abde ise Konseyin Genel Sekreterliğinde yer almaktadır. Ayrıca Suriye muhalefetinin önde gelen isimlerinden Fida Horani, Riyad el-Türk, Gassan Nejjar gibi isimler de Şam Deklarasyonu’nda yer almaktadırlar. 2005 yılında beş siyasi parti (Suriye Ulusal Demokratik Gruplaşması, Suriye Kürt Demokratik ittifakı, Sivil Toplumu Canlandırma Komiteleri, Suriye Kürt Demokratik Cephesi ve Gelecek Hareketi) ve dokuz muhalif figürün (Riyad Seyf, Cevdet Said, Abdurrezzak İd, Semir Neşşar, Fida Horani, Adil Zakkar, Abdulkerim el-Dahhak, Heysem el-Malih ve Nayıf Kaysiyye) bir araya gelmesiyle imzalanan Şam Deklarasyonu, totaliter ideoloji ve şiddetin reddi ve ulusal bir demokratik rejimin kurulması ilkelerinden yola çıkmış ve bu tarihten itibaren Suriye’nin en geniş katılımlı muhalif gruplarından birisine dönüşmüştür. İleriki yıllarda yeni katılımlar olmuş, diğer taraftan da başta Kürt gruplar olmak üzere bazı gruplar koalisyondan ayrılmışlardır.
Şam Deklarasyonu, diyalog yoluyla ulusal bir demokratik rejim kurmayı, bağımsız seçimler yoluyla özgürlük, halkın egemenliği ve kurumsal devlet anlayışının ön planda olduğu demokratik bir hayata geçmeyi amaçlamaktadır. Ayrıca, halk ile devlet arasında yeni bir sosyal sözleşmenin yapılması gerektiğini ifade eden Deklarasyon, çoğulculuğu, barışçıl geçişi ve hukuk devletinin kurulmasını savunmaktadır.

Şam Deklarasyonu’nda ilan edilen temel ilkeler çerçevesinde hareket eden muhalif koalisyon, 2007 yılında Şam’da 200’ü aşkın katılımcı ile gerçekleşen ulusal konsey toplantısı ile liderl
ik kadrosunu seçmiş ve koalisyonun organizasyon şemasını belirlemiştir. Toplantının üzerinden henüz bir hafta geçmeden koalisyonun kilit üyelerinden 12’si tutuklanmış ve bazıları 3 sene tutuklu kalmışlardır.

ÖZGÜR SURİYE ORDUSU

Özgür Suriye Ordusu, halka silah doğrultma emrine karşı çıktıkları için Suriye ordusundan ayrılan ve daha ziyade düşük rütbeli muhalif askerlerin Suriye rejimine karşı silahlı mücadele yürütmek amacıyla kurdukları rejim muhalifi bir silahlı gruptur. Amaçlarını “Suriye halkının rejime gösterdikleri muhalefetin askeri ayağını oluşturmak” olarak açıklamışlardır. Grup ilk olarak Temmuz 2011’in son günlerinde yedi askerin göründüğü bir video ile ortaya çıkıp kuruluşlarını ilan etmiş ve grubun lideri Riyad El Esad’ın Agence France-Presse’in (AFP) Lefkoşa temsilciliğini aramasıyla tanınmaya başlanmıştır. Grubun lideri Albay Riyad El Esad ve önde gelen diğer ordu mensubu üyeleri ölüm tehlikesi nedeniyle Türkiye’ye sığınmışlardır ve Antakya’da özel bir kampta kalmaktadırlar. Grup üyelerinin tamamı Sünnî olmakla beraber, El Esad bir röportajında “Nusayri ve Hıristiyan kardeşlerimizin de [ordudan] ayrılmalarını bekliyoruz ki, Suriye’yi özgürleştirip geleceğimizi birlikte kuralım” yönünde çağrıda bulunmuştur. Esad rejimi Özgür Suriye Ordusu’nun “İslamcılar”la bağlantısı olduğunu iddia etse de, grup üyeleri siyasi herhangi bir bağlantılarının olduğunu reddetmektedirler. Ordunun sahip olduğu asker sayısı ve gücü ile ilgili kesin tespitlerde bulunmak mümkün değildir. Albay El Esad, ilk başta yüzlerce olduğunu söylediği Suriye içerisindeki Özgür Suriye Ordusuna bağlı asker sayısının zamanla 15 bine ulaştığını iddia etmiştir. Ayrıca Suriye içerisinde rejim ile silahlı çatışmaya giren her grup Özgür Suriye Ordusu’ndan olmadığı gibi ülke içerisinde Özgür Suriye Ordusu ismini kullanan tüm grupların aktiviteleri de merkez karargâhtan sevk ve idare edilmemektedir. Lübnan sınırındaki Zabadani kentini kurtarılmış bölge ilan eden Özgür Suriye Ordusu, Suriye rejimi saflarında görev alan İranlı askerleri esir aldığını açıklamıştır.
Özgür Suriye Ordusu, son aylarda Suriye ordusu ile özellikle İdlib, Hums ve Derâ ve çevresinde birçok çatışmaya girmiş ve her iki taraf da birçok kayıp vermiştir. Suriye içinde ve dışındaki muhalif gruplar, Özgür Suriye Ordusunu özellikle protestoların “barışçıl havasını” zedelememeleri yönünde uyarmıştır.Özgür Suriye Ordusu ile Ulusal Konsey arasında organik bir bağ bulunmasa da son aylarda ordu konsey ile ilişkilerini artırmış ve konsey Özgür Suriye Ordusunu desteklediğini ilan etmiştir.

Demokratik Asurî Organizasyonu

Mtakasta ismiyle de bilinen Demokratik Asurî Organizasyonu 1957 yılında Suriye’de kurulmuş olup Suriye ve Avrupa’nın en büyük Aşurî organizasyonu olmasının yanısıra hâlâ aktif olan en eski Asurî milli ve siyasi oluşumudur. Başlarda milli bir oluşum olarak ortaya çıkan organizasyon, süreç içerisinde siyasi bir organizasyona evrilmiştir. Genelde gizlice faaliyet gösteren organizasyonun ortaya çıkışı, 1950’lerde Suriye, Lübnan ve Irak gibi ülkelerde uygulanmaya başlanan “Araplaştırma” ve baskı politikalarına karşılık Asurî milliyetçiliğinin ortaya çıkması ve bir organizasyon ihtiyacının hâsıl olmasına dayandırılmaktadır. Organizasyon kendini, Aşurî halkının varlığının ve siyasi, kültürel ve yönetimsel meşru isteklerinin koruyucusu olan milli, siyasi ve demokratik bir hareket olarak tanımlamaktadır. Organizasyon ideolojisini, Aşurî halkının birliğine, diline, tarihine, anavatanına ve nihai hedefleri olan özerklik fikrine dayandırmakta ve amaçlarının ancak demokrasi ve bağımsızlıkla elde edilebileceğini savunmaktadır. Demokratik Aşurî Organizasyonu Suriye haricindeki ülkelerde -özellikle Irak, İran ile Almanya ve İsveç gibi Avrupa ülkelerinde- yeni Aşurî organizasyonları ve siyasi partilerinin kurulmasına önayak ve yardımcı olmuştur. 1990 yılında Aşurî olan Beşir Saadi’nin Suriye parlamentosuna milletvekili seçilmiş olması organizasyonun önemli faaliyetlerinden biri olarak görülmektedir. Suriye’deki protestolara Mayıs 2011 itibariyle Aşurîlerin de dâhil olmasının ardından Demokratik Aşurî Organizasyonu’nun Kamışlı’daki merkezlerine Suriye güvenlik güçleri tarafından baskın düzenlenmiş ve bazı üyeleri tutuklanmıştır. Bu durum bundan sonraki süreçte de devam etmiştir. Organizasyonun resmi web sitesinde Suriye’de yaşayan Aşurîlerle ilgili gelişmelerle birlikte Lübnan, Irak ve Türkiye’deki Aşurîlerle ilgili haberlere de yer verilmektedir. Demokratik Aşurî Organizasyonu İstanbul’da kurulan Suriye Ulusal Konseyi’ni oluşturan on organizasyondan birisidir.

Adalet ve Kalkınma Hareketi

2006 yılında Londra’da kurulan Adalet ve Kalkınma Hareketi, Suriye’de insan hakları ile siyasi ve ekonomik istikrarın sağlanması için demokratik ve barışçıl bir değişimi savunmaktadır. 29 Nisan 2011’de kurulan ve Suriye dışındaki muhalifleri bir çatı altında toplamak için ilk girişim olan “Değişim İçin Ulusal İnisiyatif Vakfı”nın kurucu örgütlerinden biridir. Hareket, değişimin gerçekleşmesi ve demokratik bir yapının inşasını mümkün kılmak için beş prensip belirlemiştir: Protestolarda şiddet kullanılmaması; din ve aile gibi yerel boyutta önemi yüksek olan kurumların dikkate alınması; değişik siyasi, etnik ya da dini grupların sürece dâhil edilmesi; siyasette merkezi bir yol izlenmesi; bölgesel ve uluslararası ölçekte bundan sonra başka ülkelerin değil de Suriye’nin çıkarlarının göz önünde bulundurulması. Adalet ve Kalkınma Hareketi başkanı Enes El Abde, hareketi Türkiye’deki AK Parti tecrübesinden yola çıkarak kurduklarını söylemiştir. El Abde, 2005 yılında Suriye muhalefetini bir araya getiren Şam Deklarasyonu üyeleri arasında yer almaktadır.

Demokratik Değişim için Ulusal Koordinasyon Komitesi

Suriye içerisindeki muhalefetin bir kısmını temsil etmekte olan Demokratik Değişim için Ulusal Koordinasyon Komitesi (UKK), geleneksel olarak Baas rejimine karşı olan siyasi birimler, kişiler, akademisyen ve bilim insanları tarafından 30 Haziran 2011’de Suriye’de milli ve demokratik bir değişimi sağlamak amacıyla kurulmuştur. Başkanlığını Hasan Abdulazim’in yaptığı UKK’nın üyelerinin pek çoğu daha önce siyasi sebeplerle hapse atılmış muhaliflerdir. Mişel Kilo, Fayiz Sara, Heysem El Malih gibi önde gelen muhalifler bunlardan bir kaçıdır. UKK bünyesinde Suriye’de faaliyet gösteren aralarında Suriye milliyetçilerinin ve bağımsızların da olduğu 15 ayrı kesimin yanısıra yurtdışında faaliyet göstermekte olan çoğunlukla liberal, Marksist ve Kürt partileri barındırmaktadır. UKK, Suriye Ulusal Konseyi’nden (SUK) farklı olarak Suriye Devrimi’nin kesinlikle Suriye sınırları içerisinde gerçekleşmesi ve dış müdahalenin her türlüsüne karşı çıkılması gerektiğini savunmaktadır. SUK’u Suriye halkını temsil etmemekle, bazı protestolara ismini vererek mücadeleyi tekelleştirmeye çalışmakla suçlayan UKK, 30 Aralık 2011’de SUK ile Kahire’de bir araya gelerek Esad Rejiminin devrilmesi halinde yaşanılacak geçiş sürecine ilişkin bir anlaşma yapmıştır. UKK Başkanı Hasan Abdulazim ‘’Suriye’de bütünsel bir değişime götüren, askeri müdahalenin tehlikelerini önleyerek barışçı bir devrimin amaçlarını gerçekleştiren ortak bir siyasi vizyon için Suriye içinde ve dışındaki m
uhalif oluşumların güç birliğine gitmeleri gerektiğini’’ vurgularken, anlaşmada SUK’u Burhan Galyun, UKK’yı da Heysem el Menna temsil etmiştir. UKK imzalanan anlaşmayla ‘’Suriye’nin demokratik bir devlete doğru geçiş süreci için, demokratik mücadelenin prensiplerini tanımladığı’’nı belirterek anlaşmanın ‘son halinin’ verildildiğini ifade etmiştir.SUK yetkilileri ise kendi içlerinde daha sonra tartışmalara neden olan bu anlaşmanın sadece bir taslak olduğunu ifade etmişlerdir

Suriye Reform Partisi

1954 Halep doğumlu olan Ferid Gadri, ailesiyle birlikte 8 yaşında Lübnan’a, 11 yaşında da oradan ABD’ye göç etmiştir. 1982 yılında ABD vatandaşı olan Ferid Gadri, Sünni bir aileden gelen ve demokrasi yanlısı biri olduğunu ifade ederek, kendisini seküler-liberal bir alternatif olarak sunmaktadır. Gadri, 11 Eylül sonrasında Suriye rejimine karşı ABD’deki Suriyelileri bir araya getirmeyi amaçlayarak 2001 yılında Suriye Reform Partisi’ni kurmuş ve Mart 2009’a kadar bu partinin genel başkanlığını yapmıştır.

ABD’deki Yahudi lobisine yakınlığıyla bilinen ve birçok Yahudi yayın organında makalesi yer alan Gadri, 2007 yılında İsrail Parlamentosu Knesset’te yaptığı bir konuşma sebebiyle resmen Suriye vatandaşlığından çıkarılmıştır. Gadri, İsrail’e olan yakınlığını dile getirmekten çekinmediğini, bunun Suriye ile İsrail arasında bir barışın mümkün olabileceğini göstermesi bakımından önemli olduğunu söylemektedir. Nitekim kendisi aynı zamanda, ABD’deki önemli Yahudi kuruluşlarının başında gelen AIPAC’in de üyesidir. Kişisel web sitesinden yazdığı yazılarda Suriye’deki Baas rejiminin mutlaka devrilmesi gerektiğini savunmaya devam etmektedir. Birçoğu yerli özelliğiyle ön plana çıkan Suriye muhalefetinin aksine ABD ve İsrail lobisi yakın ilişkiler kuran ve Esad rejimini bu iki odağın söylemlerini kullanarak eleştiren Gadri, muhalifler arasında destek görmemekte ve birlikte hareket edeceği müteber ortaklar bulamamaktadır.


RIFAD ESAD

1937 doğumlu Rıfat Esad, Hafız Esad’ın küçük kardeşi ve Beşar Esad’ın amcasıdır. Uzun yıllar Suriye’de iktidarı ele geçirme çabalarına rağmen bir sonuç elde edememiştir. Orduya girdikten sonra 1970’lerde kendisine bağlı birlikleri elit bir askeri güç haline getirmiş ve bu askeri gücü 1982 yılındaki Hama Katliamı sırasında kullanmıştır. Hama Katliamı’nda oynadığı bu rol kendisine “Hama Kasabı” lakabını kazandırmıştır.

1983 yılında Hafız Esad’ın kalp krizi geçirmesini fırsat bilen Rıfat Esad, askeri bir darbe girişiminde bulunmuş ancak baş