Suriye’de büyük oyun – (Tony KARON)

0
114

BM Güvenlik Konseyi bu hafta, Arap Birliği tarafından desteklenen ve Başkan Beşar Esad’ın yetkilerini yeni seçimler süresince ulusal birlik hükümetine bırakarak çekilmesini öngören karar üzerinde anlaşmaya varamadı. Ancak şiddete son verilmesini

Bir ulus devleti olarak Suriye, uzak başkentlerde oynanan “Büyük Oyun” entrikalarının bir ürünüdür; 1. Dünya Savaşı sonunda kazanılan zaferin ganimeti olarak Ortadoğu’daki eski Osmanlı vilayetlerinin Britanya ve Fransa tarafından şekillendirilmesiyle yaratılmıştır. Bugün azalma veya Beşar Esad’ı devirme işaretleri vermeyen ve giderek büyüyen karmaşanın ortasında, Suriye’nin kaderini bir kez daha uzak başkentlerde oynanan güç oyunlarının neticesi belirleyecek.

BM Güvenlik Konseyi bu hafta, Arap Birliği tarafından desteklenen ve Başkan Beşar Esad’ın yetkilerini yeni seçimler süresince ulusal birlik hükümetine bırakarak çekilmesini öngören karar üzerinde anlaşmaya varamadı. Ancak şiddete son verilmesini ve Esad’a görevi bırakması yönünde baskı yapılmadan politik bir çözüm bulunmasını talep eden bir önergeyi geçirebilir.

Batılı güçler ve Arap Birliği temsilcileri, uluslararası kamuoyunun akan kanı durdurmak zorunda olduğu ve Esad yönetiminin artık savunulamaz bir duruma geldiği konularında ısrarcı. Rusya’nın başını çektiği ve Çin’in desteklediği ikili muhalefet ise rejim değişikliği öngören her kararı veto edeceklerini söylüyor. Moskova özellikle, Güvenlik Konseyi’nin sivilleri korumak ve müzakereler yoluyla çözüm bulunmasını sağlamak için verdiği direktifin, isyancıların zaferini kesinleştiren bir askeri operasyonun mazereti haline geldiği Libya’daki senaryonun tekrar yaşanmaması konusunda ısrarcı.

***

Batılı güçlerin tabii ki Suriye’ye askeri müdahalede bulunmak gibi bir niyeti yok. Fakat BM tartışmalarında kullanılan resmi dilin farklı oyuncuların stratejik düşüncelerini ve hatta ortaya çıkan ihtilafın şartlarını da her zaman ele vermediği bir gerçek. Suriye, gün geçtikçe daha da mezhepsel bir hal alan iç savaşın pençesinde. Suriye’deki Alevi azınlık, Hıristiyanlar ve Kürtler (ve hatta kentli Sünni elitin bir kısmı), Esad hakkındaki görüşleri ne olursa olsun, Sünni İslamcılar’ın hakim olduğu bir isyandan daha çok korkuyorlar. Muhalif güçlerin yakın bir gelecekte rejimin çekirdeğindeki güvenlik güçlerini yenilgiye uğratacak şiddete haiz olması mümkün görünmüyor. Fakat askeri üstünlüğüne rağmen rejim de yılın büyük kısmında süren isyanı bastırabilmiş değil. Mücadele uzayıp şiddetlendikçe, daha mezhepsel bir hal alma ve 90’larda Balkanlar’da yaşanana benzer uzun süreli bir iç savaşa dönüşme ihtimali de artıyor. Rusya ve İran’ın desteğini, Çin ve Irak’ın diplomatik sempatisini alsa bile, Esad rejimi ne bu krizi baskı yoluyla çözebilir ne de bırakın muhalefet için kabul edilebilir bir anlaşmayı müzakere etmeyi, bu isyanı kışkırtan sosyo-ekonomik sorunlara yönelik reformlar yapabilir.

Fakat çatışmada ağırlığı olan uluslararası oyuncuların hiçbiri Suriye’yi, basitçe ülkedeki baskı ve direniş penceresinden değerlendirmiyor; onları ilgilendiren stratejik çıkarları ve rakipleri. Örneğin Moskova’nın Şam’daki eski müşterisini sonuna kadar destekleyip ona tekrar büyük miktarda silah ve cephane sağlamayı teklif etmesi ve diplomatik müdahalesi şaşırtıcı değil. Suriye Rusya’ya, Akdeniz’deki tek limanı olan Tartus’u açarak Ortadoğu’da ayak basacağı bir yer sağladı. Ve Rusya, ABD’nin Ortadoğu’daki etkisinin azalmasından istifade ederek kendi çıkarlarını dayatma peşinde.

ABD kendi tezini insan hakları ve demokratik özgürlüklere dayandırsa da, onun da Suriye’ye yaklaşımı tamamen stratejik temellidir. ABD, Baba Esad’ın 1976’da Lübnan’a yaptığı müdahaleye Filistinli militanları kontrol altına aldığı için ses çıkarmadı ve aynı zamanda 1991 yılında Saddam Hüseyin kuvvetlerini Kuveyt’ten çıkarması için verilen aktif desteği de memnuniyetle kabul etti. Aynı zamanda Suriye 2001’den sonra da El Kaide’ye karşı güvenilir bir istihbarat ortağıydı. Ancak bugün ABD, Esad’ı devre dışı bırakmanın İran’ın bölgedeki etkisini azaltacağının da farkında. Suriye onlarca yıldır İran’ın kilit önemdeki Arap müttefiki olmuş; aynı zamanda İran’ın, Lübnanlı uzantısı Hizbullah’ı silahlandırması için aracı işlevi görmüştür. Şayet Esad’ın devrilmesi Hizbullah’ı önemli ölçüde zayıflatırsa, bu İran’ın bölgede güç kullanma kabiliyetini de derinden etkileyecektir (Uzun süredir İran’ın İsrail’in askeri bir saldırısına vereceği karşılığın, İsrail şehirlerine Hizbullah tarafından gerçekleştirilecek bir roket saldırısı olacağı düşünülüyor).

İran Esad rejiminin arkasında sağlam biçimde dururken, bölgedeki baş düşmanı Suudi Arabistan’ın karşı tarafta yer aldığını söylemek gereksiz. Ve Pax Americana’nın geçtiğimiz on yıl içindeki çöküşünden beri bölgede etkisini artıran yeni oyuncular var: Türkiye, Çin ve Katar. Hepsi de bölgeyi stabilize ederek, kendi genişleyen rollerine göre düzenlemek ve nüfuzlarını kullanmak peşindeler.

BM’de bu hafta gerçekleştirilecek görüşmelerin sonucu ne olursa olsun, sürmekte olan ihtilaf ve sebep olduğu daha geniş ölçekli güç mücadeleleri dineceğe benzemiyor.

* Bu yazı STAR gazetesi için kaleme alınmıştır.


———————————-
Tony KARON
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI