Suriye sorunu acilen çözülmeli… – (Süleyman Gündüz)

0
131

Türkiye-İran arasında bölge siyaseti itibariyle görüş ve çıkar farklılıkları derinleşmeye başladı. İran Dışişleri Bakanı Ali Ekber Salihi`nin ülkemize yaptığı ziyaretin sonrasında karşılıklı yapılan açıklamalarda bunu teyit etmektedir

“Deha, imkânsız sanılanın içinde mümkünü görmektir.” Ş.

Bugünlerde tüm dikkatler Suriye`ye yönelmiş durumda. Çatışmalar şiddetlendi, kentler günlük el değiştiriyor, Müslümanlar katlediliyor, göç ediyor, kin ve nefret büyüyor. Bu durum Müslümanlar arasında hızlı bir ayrışmaya neden oluyor. İslam dünyasının her yerinde Sünni-Şii gerginliği yaşanmaya başlandı.

Suriye sorunu adeta bir satranç tahtasına dönüştü. Karşılıklı hamleler yapılıyor. Yapılan hamleler yarına komşuluk ilişkilerini onanamaz bir konuma getiriyor. Taraflar, birbirlerini nasıl bir geleceğin beklediğini diplomatik bir dilin ötesinde ihtar ediyorlar.

Türkiye-İran arasında bölge siyaseti itibariyle görüş ve çıkar farklılıkları derinleşmeye başladı. İran Dışişleri Bakanı Ali Ekber Salihi`nin ülkemize yaptığı ziyaretin sonrasında karşılıklı yapılan açıklamalarda bunu teyit etmektedir.

Suudi Arabistan-Katar ekseninde, bölgedeki Şii gelişmeler büyük sorun olarak görülüyor. İran`ın geriletilmesi Şii yayılmacılığının durdurulması gerektiği düşüncesi hâkim. Ürdün Kralı Abdullah`ın ” Şii hilaline izin verilmemeli” açıklaması korku boyutunu ortaya koyuyor.

Dolayısıyla bölgede tehlikeli bir biçimde Sünni-Şii çatışmasına doğru bir gidiş var. Kısaca mezhepler savaşı kapıda gibi. Bu konuda ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton bile kaygılarını dile getirdi.

ABD`nin Irak`ı işgali, Saddam ve Baas rejimini devirmesi Şiilere üstünlük sağladı. Bu psikoloji körfez bölgesinde ve Suudi Arabistan`da yaşayan Şii nüfus üzerinde etkili oldu ve ortaya bir sinerji çıkarttı.

Arap Baharı ile birlikte Sünni dünyadaki değişim dalgası Körfez bölgesine ulaşınca batı dünyası gelişmeleri kontrol edemeyeceğini gördü. “Güvenlik sorunu” gerekçesiyle Körfez bölgesinde başta Bahreyn olmak üzere Şii çoğunluğun talepleri şiddetle bastırıldı.

Bu konuda en aktif rolü kendi Şii nüfusundan endişe duyan Suudi Arabistan üstlendi.

Suudi Arabistan Bahreyn`e kanlı bir şekilde müdahale ederken; kendi Şiilerine de gözdağı vermekteydi. Bu olay, Sünni dünyanın demokratik taleplerini meşru, Şiilerinkini gayri meşru gören bir çifte standarda dönüştürürken ve Sünni halkın meşru taleplerine gölge düşürdü.

Her şeye rağmen Suudi Arabistan bir yandan doğu bölgelerinde yaşayan Şiilerin, öte yandan Sünni Arapların birey hak ve özgürlük talepleriyle uğraşmaya devam edecek. Birkaç hafta önce Dahran bölgesinde Şiiler gösterilerde bulunmuşlar ve birçok kişi tutuklanmıştı. Suudi yönetimi bu konuda ülkesini en çok karıştıranın İran olduğunu düşünmektedir.

İran`ın bölgede etkinliğinin kırılması ve izole edilmesi için Arap dünyası içindeki en önemli müttefiki Suriye`nin kopartılması gerekiyordu. Böylece İran, Irak, Suriye, Lübnan Hizbullah ekseni parçalanmış olacak.

Gelinen noktaya baktığımızda Suriye halkının haklı talepleri ikinci plana düşmüş, olay bölgesel ve uluslararası bir güç gösterisine dönüşmüş.

Başından beri Türkiye`nin iyi komşuluk ilişkileri içinde, büyük bir öngörüyle Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad`dan ülkesinde birey hak ve özgürlüklerini artırmasını, serbest seçimlerin yapılmasını, demokratik sisteme geçilmesini istemişti. Önceleri olabilir gibi gözükmesine rağmen süreç akamete uğradı. Suriye`nin demokratikleşmesi sağlanabilseydi; İran da değişime zorlanırdı. Bunu başarma ihtimali de ortaya çıkmıştı. Filistin-İsrail ekseninde ortaya çıkan gelişmeler ve izlenen siyaset bunu önledi.

ABD ve Batının uyguladığı ambargo ve saldırma tehditleri İran`ın, Suriye`nin bugünkü konumunu kendisi için vazgeçilmez ve hayati olarak nitelendirmesine neden olmakta.

Batı dünyasından yapılan açıklamalar İran`ın düşüncesini destekler mahiyettedir. Amerikan merkez orduları komutanı General James Mattis`in de dediği gibi, “Esad`ın düşüşü, İran`a son 25 yılın en büyük darbesini indirecek.” Bu durum Suriyeli Müslümanların haklı mücadelesini zora sokmaktadır. Batının Suriye sorunundaki tavrı düalisttir. BM arabulucusu Kofi Annan sorunun çözümünden çok çözümsüzlüğüne katkı sağlamıştır.

Böylesi bir ortamda Esad ve destekçileri can havliyle ellerinden ne geliyorsa onu yapacaklar. Birçok yazımızda bahsettiğimiz gibi Esad ve Baas rejimi son ve en son hamle olarak Suriye`yi üç bölgeye ayırabilir. Kürtlere yönelik izlediği siyasette ne yapabileceğini gösterdi. PKK`nın elindeki silah gücünü artırabilir. Doğu ve Güneydoğu bölgesinde tırmanan terörü bu bağlamda ele almak gerekir.

Son gelişmeler sorunun daha karmaşık ve içinden çıkılmaz bir hal almaya başladığını gösteriyor.

Bunun sonucunda başlayacak olan etnik, dini ve mezhebi çatışmalar bölgeyi küresel savaşa sürükleme potansiyeli taşıyor.

Türkiye, İran, Rusya, Çin ve ABD ekseninde yeni bir siyaset hamlesi başlatmalı ve sorunun acilen çözümü sağlanmalı. İran`ın Türkiye`den yardım talebi diyalog için bir fırsata dönüştürülmelidir. “Deha imkânsız sanılanın içinde mümkünü görmektir.”*

Şiilik ve Kürt aleyhtarlığı sorunların çözümüne yarar sağlamayacak. Türkiye etnik ve mezhebi ayrışmaya prim vermemelidir.

Bugüne kadar olduğu gibi bu günden sonra da Türk siyasetinin amacı savaş çıkartmak değil, Orta Doğu halklarının refahını ve huzurunu talep etmektir.

……………

*M. Selahattin Şimşek

 Yenişafak

———————————-
Süleyman Gündüz
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI