Suriye: Kim haklı, kim haksız? – (Tarık Ramazan)

0
134

Bunların hepsi bilinen şeyler; Libya, Irak, Yemen, Lübnan’da yakın zamanda olanların ve saldırı ihtimalinin oldukça yüksek olduğu İran’a uygulanan kesintisiz baskının ışığında, yeni ortaya çıkan Ortadoğu’nun şekli büyük bir endişe konusu

Aylardır Suriye trajedinin pençesinde. Siviller, silahlı güçlerin işkencesine uğrayıp öldürüldüler; hükümetin baskısı katlanılamaz düzeye ulaştı ve durdurulması imkansız gibi görünüyor. Dünya izliyor ve -Rusya ve Çin bir tarafta; ABD, Arap ve Avrupa ülkeleri diğer tarafta- yabancı güçler bir çözüm bulmaktan aciz veya cinayetlere son verecek bir yol üzerinde anlaşamıyorlar. BM çaresiz ve dünya pasif biçimde seyirci kalıyor: Yüzlerce Suriyeli öldürüldü ve baskı devam ediyor.

Mesele hakkında konuşmaya, yazmaya cesaret eden herhangi birinin iki tarafın da saldırısına uğrayacağı kesin. Bazıları için Esad’ın rejimine son verme çağrısı; Amerika ve İsrail’e, Müslümanlara (özellikle Şiiler), İranlılara ve neticede Filistinlilere karşı destek vermek anlamına geliyor. İnternette ve sosyal medyada saldırılar oldukça ateşli ve sert: Bölünmüş muhalefeti desteklemek en iyisinden tehlikeli bir siyasi saflığın işareti olarak görülüyor; en kötüsü ise bir ağır ihanet eylemi sayılıyor. ‘Düşmanlarımız protestocuları destekliyorlar, düşmanımızın düşmanını desteklemeliyiz’ iddiasındalar. Bu yüzden tek seçenek rejimin tarafını tutmak. Fakat politikada olduğu kadar insan hakları meselelerinde de, düşmanımızın düşmanı her zaman dostumuz olmak zorunda değil.

 

***

 

Oldukça açık ki, ilk önce rejimde reform isteyen Amerikalılar, Avrupalılar ve İsrailliler fikirlerini değiştirdiler: şimdi Beşar Esad’ın istifasını istiyorlar. Bölgedeki çıkarlarını korumak amacıyla muhalefet grupları ve liderleri ile ilişki içinde oldukları da en az o kadar net. Batılı güçler ve İsrailliler pasif izleyici değiller; Ruslar ve Çinliler Ortadoğu’daki birkaç cephede daha etkili bir varlık gösterebilmek için uğraşırken, hala denetlemeye çalışıyorlar.

 

Bunların hepsi bilinen şeyler; Libya, Irak, Yemen, Lübnan’da yakın zamanda olanların ve saldırı ihtimalinin oldukça yüksek olduğu İran’a uygulanan kesintisiz baskının ışığında, yeni ortaya çıkan Ortadoğu’nun şekli büyük bir endişe konusu. ABD veya Çin’in, Avrupa ülkelerinin, İsrail ve Rusya’nın genelde Arap halklarına, özelde ise Suriyeliler’e karşı iyi ve insani niyetlerini göründüğü gibi kabul etmek, tehlikeli bir öngörüsüzlük olur. Yaşamları ancak temsil ettikleri ekonomik ve jeostratejik çıkarlar kadar değerli: Bundan ne azı ne de fazlası.

 

Bunları kabul ettikten sonra kalan tek çözüm sessiz kalmak ve Beşar’ın rejimini desteklemek mi? Babası diktatördü; O da ve karşıtlarına acımasızca işkence yaparken binlerce sivilin ölüm emrini verdiler. Bunlar gerçekler; hiçbir sağduyulu kalp ve akıl böyle tiranları ve zalim despotları destekleyemez. Tiranlık sona ermeli; Beşar Esad tutuklanıp yargılanmalı. Sicili korkunç ve deli bir adamın işi.

 

Bu dış müdahale için bir çağrı değil; insanlardan önce petrolün güvence altına alındığı Libya operasyonuna kanan az insan var. Kendinden menkul ‘uluslararası toplum’ açıkça tavır almalı ve baskıyı durdurması için rejimi sıkıştırmalı. Gerçekten de pek muhtemel bir sonuç değil. Aslında asgari bir anlaşmaya varmak ve ülkeyi çoğulculuk, demokrasi ve özgürlüğe götürecek güçlü bir birleşik cephe kurmak muhalefet güçlerinin görevi: Kuşkusuz bugün Suriyeliler’in yüz yüze olduğu en zor ve acil mücadele. Dünyayı, mevcut tiranlık rejimine alternatif gerçek bir demokrasi olabileceğine ikna etmenin başka bir yolu yok. Bu ise Amerika, Avrupa, Arap dünyası ve Asya’da pek çok destekçi ve ortakla birlikte çalışmak anlamına geliyor. Uzun vadede, meşru direnişlerinde güçlü ve çok taraflı desteği garantilemek için bugünün çok

 

kutuplu dünya düzeninde bir rota çizmek, onların becerisi olacak.

 

Bugün böyle bir perspektif çok uzak görünüyor. Rekabet içindeki muhalefet konseyleri, Arap Birliği, İslam Konferansı Teşkilatı ve aktivist bir Türk dış politikası ile birlikte eski parametrelere göre hareket ediyor gibi görünüyor ve bunlar karşısında bir çözüm olası görünmüyor. Gelecek kasvetli.

 

Humus, Hama ve tüm Suriye’de her gün siviller öldürülüyor; insanlar aşağılanıyor ve işkence görüyorlar. Rejimin suçluluğu da bizim sessizliğimiz gibi feryat ediyor. Eğer verdiğimiz tek destek TV izleyip ağlamaksa, gözyaşlarımız yeterli olmayacak. Kalplerimiz gözyaşı döküyor olabilir fakat cesaretimiz bizi yüzüstü bıraktı.

 

* Bu yazı STAR Gazetesi için kaleme alınmıştır.

———————————-
Tarık Ramazan
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI