Suriye halkı Esad’a karşı – (Robert Fisk)

0
136

Ortadoğu uzmanı Robert Fisk Suriye`deki olayları değerlendirdi

Suriye’nin Başkan Beşşar Esad’ın idaresine karşı ayaklanması, önceden barışçıl göstericiler silahlanarak kendi ordusunu kurması ve rejime direnenlere işkence edip öldüren Nusayri milislerinden oluşan “şabiha”(hayalet) ile silahlı bir direnişe dönüşüyor.

Esad’ın kalan-destekçileri için daha da ciddi olan ise, Suriye askerlerinin kendi birliklerine karşı isyan ettiğine dair artan kanıtlar. Esad’ın Nusayri diktatörlüğünün gösterişli binası artık en ciddi tehlike içerisinde.

1980’de Esad’ın babası Hafız, Hama’da silahlı ayaklanmayla karşı karşıya kalmıştı. Şu an savaş suçları araştırmacılarının şansına Londra’da yaşayan Hafız’ın kardeşi Rıfat, ayaklanmayı 200 bin canla bastırmıştı. Fakat silahlı direniş, bugün tüm Suriye’ye yayılıyor. Çok-daha büyük bu krizi, bastırmak da o derece imkânsız. Suriye devlet televizyonun, 120’ye yakın güvenlik görevlisinin cenazelerini tek bir yerden, kuzey kasabası Cisr el-Şuğur’dan göstermesine şaşmamak gerek.

Sivillerin ailelerini korumak için silaha davranmalarının ilk kanıtı, istihbarat memurlarının 13 yaşındaki bir çocuğu kaçırıp işkence etmesinden sonra Suriye ayaklanmasının kanlı öyküsünün başladığı Dera’dan geldi. Beyrut’a varan Suriyeliler, Dera’nın erkeklerinin barışçıl Tunus ve Mısır protestolarının örneğini izlemekten yorulduklarını anlattı. Bu çok anlaşılabilir bir duygu zira bu ülkelerin halkı, Esad’ın askerleri ve milislerinin yaptığı gibi vahşi bastırmanın acısına katlanmak zorunda kalmadı. Artık “itibarları” için ve çocukları ile eşlerini korumak için “karşılık vermeye” başladılar.

Beşşar ve (acımasız Rıfat’ın bugünkü karşılığı) onun müstehzi kardeşi Mahir, El-Kaide’nin desteklediği silahlı İslamcılara karşı rejimlerinin korunmasını söyleyen eski diktatörün sözü üzerine kumar oynuyor olabilir. Bu yalan Muammer Kaddafi tarafından da dile getiriliyor. Tıpkı sürgündeki Yemen’in Ali Abdullah Salih’i, Tunus’un Bin Ali’si, Mısır’ın Hüsnü Mübarek’i ve hala tahttaki Bahreyn’in el-Halifeleri gibi…

Arap dünyasındaki az sayıdaki el-Kaide hücresi bunun doğru olmasını dileyebilir fakat Arap devrimi, Orta Doğu’da “İslamcılıkla” kirletilmemiş yegâne olgu. Sadece İsrailliler ve Amerikalılar bunun aksine inanmak isteyebilir.

El-Cezire televizyonu dün, Suriyeli bir subayın silah arkadaşlarından ülkede sivilleri katletmeyi sürdürmeyi reddetmelerini isteyen sıra dışı bir kayıt yayınlandı. Rastan kasabasından Teğmen Abdul Rezzak Tlas, orduya “İsrail düşmanıyla savaşmak” için katıldığını ancak kendisini Sanameyn şehrinde kendi insanlarını katliamına tanık olduğunu söyledi. “Dera ve tüm Suriye’de gördüğümüz suçlardan sonra, Suriye Arap ordusuna devam etmem imkânsız” diye ilan eden Tlas, “Orduya sesleniyorum ve diyorum ki: ‘Ordu çalmak ve Esad’ın ailesini korumak için mi var?’ Onurlu subaylara askerlerine gerçeği anlatmaları çağrısını yapıyorum. Vicdanınızı dinleyin… Eğer onurunuz yoksa Esad’la kalabilirsiniz” diye konuştu.

Suriye’de gerçeği söylentiden ayırmak bu hafta daha kolaylaştı. Daha fazla Suriyeli Lübnan ve Türkiye’nin güvenliğine ulaşarak, karakollarda ya da sivil polis hücrelerindeki işkence ve zalimliğin kişisel öykülerini anlatabildiler. Hala bazıları Suriye’de telefon kullanıyor. Bir tanesi Cisr el-Şuğur’da patlamaları anlatıp cesetlerin adını şehre veren nehre atıldığını söylüyor.

Neredeyse bir aydan fazladır, Suriye televizyonunun gece haberleriniz izliyorum ve yayınların yarısında askerlerin cenazeleri yer alıyor. Bugün Suriye, 120 kişinin tek bir olayda öldürüldüğü söylüyor. Ülkedeki göstericilerin zihnine korku telkin etmesi gereken bir ordu için inanılmaz büyük bir kayıp. Fakat sözüm-ona yenilmez Suriye ordusu, 1975-1990 ülkenin iç savaşı esnasında Lübnanlı milisleri bastırmadaki kederli başarısızlığında kendini göstermişti. Suriye Özel Kuvvetleri’nin bir taburu, Doğu Beyrut’tan herhangi ciddi profesyonel bir ordunun bastırabileceği Hıristiyan milislerden oluşan ayak takımınca sürülmüştü.

Eğer silahsız sivilleri yok etmek istiyorsanız, onlara caddelerde ateş edersiniz. Daha sonra da cenazelerde tekrar vurursunuz. Sonra cenazelerde vurulanların cenazelerinde bir daha ateş açarsınız. Esad’ın silahlı adamlarının yaptığı işte tam da buydu. Fakat direnişçiler karşılık verdiğinde, Suriye ordusu çok farklı bir tepki verdi. Esirlerine işkence ederken düşmanla yüzleşince korktu.

Eğer silahlı direniş tutunabilirse, bir zamanlar Sünnilere karşı Fransız mandasının öncül kuvveti ve bugün fakir Sünnilere karşı Esad’ın payandası olan yüzde 11’lik Nusayri toplumu da tehlikede demektir. Esad rejimi düşmanlarından o kadar ürküyor ki İsrail-işgalindeki Golan tepelerindeki hudut çizgisini geçmeleri için Filistinlileri destekliyor. İsrailliler bunun Suriye’deki katliamlardan dünyanın dikkatini çekmek için olduğunu söylüyor. Tamamen haklılar.

Şam hükümetine ait Tişrin gazetesi, İsraillilerin 1948’te vatanlarından sürdüğü 600 bin Filistinlinin yakında “evlerine dönmeyi” deneyebileceklerini öne sürüyor. İsraillilerin düşünmek dahi istemeyeceği türden bir kâbus bu. Ancak Suriye’nin halkı ve zalimlerinin karşı karşıya olduğu kâbus kadar değil…

Timeturk

———————————-
Robert Fisk
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI