Ana Sayfa Yazarlar Adnan Boynukara Suriye; Diktatörlüğün Halkla Savaşı – (Adnan Boynukara)

Suriye; Diktatörlüğün Halkla Savaşı – (Adnan Boynukara)

0
Suriye; Diktatörlüğün Halkla Savaşı – (Adnan Boynukara)

Anlatılanlar dikkate alındığında, yapılanlar için söylenebilecek tek kelime; katliam. Bir devlet kendi vatandaşlarını katlediyor

Dünya, günlerdir Suriye’deki insan hakları ihlallerini ve katliamı izlemeye çalışıyor. Çünkü 48 yıllık Baas rejiminin uyguladığı baskılar nedeniyle kamuoyu, olan bitenlerden habersiz. Medyaya yansıyan bilgilerin büyük bir kısmı ise Baas rejimi merkezli ve dezenformasyon amacıyla yayınlanıyor. Bu atmosferde, sağlıklı bilgi almanın en önemli yollarından birisi, Türkiye’ye sığınan insanlar…

Şu an Suriye sınırına yakın bölgelerde; Yayladağı merkez, Altınözü merkez, Hacıpaşa ve Yiğityol bölgelerinde dört ayrı kamp kurulmuş. Bu kamplarda, çoğunluğu çocuk ve kadın olmak üzere 8.500 kişi barınıyor. Ancak bu rakam, sürekli bir biçimde artıyor. Önümüzdeki günlerde, sığınmacı sayısının artma olasılığına karşılık, Reyhanlı ilçesindeki hac konaklama merkezinde de hazırlıklar devam ediyor.

Kamplarda, sığınmacıların günlük ihtiyaçlarını karşılayacak tüm koşullar sağlanmış. Sıcak yemek çıkarılıyor, çamaşır yıkamak için makineler kurulmuş, banyolar yapılmış, içme suyu karşılanmış ve çocuk oyun alanları kurulmuş… Kızılay yetkilileri ve yerel yöneticiler, sığınmacıların ihtiyaçlarını karşılamak için yoğun bir çaba gösteriyor. Buna rağmen, sığınmacı olmanın tüm zorluklarını o insanların yüzünde okumak mümkün. Çünkü yanlarına hiçbir eşyalarını almadan, sadece çocuklarıyla birlikte yola çıkarak sığınmacı olmuşlar.

Ürkek ve yere bakmayı tercih eden bakışlara rağmen sığınmacılar ile kurulan küçük iletişimler, Suriye’de yaşanılan dramın boyutları hakkında bilgi vermeye yetiyor. Anlatılanlar dikkate alındığında, yapılanlar için söylenebilecek tek kelime; katliam. Bir devlet kendi vatandaşlarını katlediyor… Bu yeni bir olay değil. Bu 48 yıldır devam eden zulmün ulaştığı son nokta

Sığınmacıların en son duymak istedikleri isim, Esat ailesi. Çünkü bu aile ve aile etrafında kümelenmiş olan azınlık, 48 yıldır ülkeyi baskı ve şiddet ile yönetiyor. En ufak bir insan hakkı talebi dahi, ‘devlete karşı kalkışma’ olarak değerlendirilmiş ve katliamlarla bastırılmış.

Bu noktada sığınmacılara kulak vermek en doğrusu… Sığınmacıların ağzından dökülen ifadelerden bazıları;

“Suriye yönetimi bizi yok etmek ve dünyanın bize destek olmasını engellemek için ya terörist diyor, ya da Kaide ile ilişkilendirmek için selefi diyor. Yani din üzerinden bize saldırıyor. Halbuki bizim mezhepçi bir tutumumuz yok. Halkın genelinde de mezhepçilik yok. Mezhepçilik devleti yönetenlerde ve onların yanında bulunanlarda var.”

“Türkiye, bizim yaşadığımızı dünyaya anlatsın ve bize sahip çıksın. Basın ile buluşmamıza izin verilsin ki, olan bitene anlatalım. Suriye’de basın özgürlüğü yok. Kara propaganda yapılıyor. Basın önce olacak olayları yazıyor, sonra da devlet içindeki çeteler bu olayları gerçekleştiriyorlar.”

Ordu içinde bu kirli katliama karşı çıkan yüzlerce askeri kendileri öldürdüler ve sonra da bizi suçladılar. Biz hiçbir askeri öldürmedik. Silah kullanmadık. Ordu ve Mahir Esat, kendi öldürdüğü askerleri bahane ederek bizim üstümüze silahlı askerlerini gönderdiler.”

Askerler, devlet tarafından örgütlendirilmiş mafya turu yapılar ve hapishanelerde kalan adi suçlular bir araya getiriliyor, kamu kurumlarında, devlet dairelerinde gizlenerek rast gele ateş ediyorlar. Sokaklarda oynayan çocukların üstüne dahi ateş ediyorlar.”

“Devlet sığınmacı olmak isteyenlere, ‘Türkiye’ye gitmeyin, biz Türkiye ile anlaştık ve onlar sınırda sizi tutuklayıp bize teslim edecekler’ diyor.”

 Baas rejimini desteklediği söylenenlerin tümü, ordunun zorlamasıyla sokağa çıkıyor ve rejime destek gösterisi yapıyorlar.”

Baas rejimi ordusu bizimle oynamak ve bizim onurumuzu tüketmek için namusumuza göz dikiyor. Askerler kadınlarımıza tecavüz etmeye kalkışıyor. Bu nedenle eşlerimiz bizi sınıra getirip bıraktı ve kendileri geri döndüler.”

Sokağa çıkıp gösteri yapan insanlar devlet tarafından tek tek kayıt altına alınıyor ve sonra da, özellikle gece, evlerinden alınıp götürülüyorlar. Evlerinden alınıp götürülen insanlardan hiç kimse haber alamıyor. Geri dönen çok az sayıdaki insan ise işkencelerden ya sakat kalmış oluyor, ya da ruh sağlığını kaybetmiş oluyor.”

“Olaylar ilk çıktığında hükümet halkın önünü açtı. Halk özgürlük ve demokrasi talep etti.  Ama sonra devlet tek tek ya öldürdü, ya da hapse attı. Bu da yetmedi uçaklar, helikopterler ve tanklar ile bize saldırdı. Halkına saldıran, savaş açan bir devlet veya ordu olur mu? İşte bizde bu var.”

Beşar iyi Mahir kötü diyenler gerçeği bilmiyorlar. İkisi de aynı. Beşar iyi olsa bu olaylara izin vermez. Çıkar konuşur. Ama olaylar olduğundan bu yana Beşar hiç konuşmadı. Sadece iki kez kendi meclisinde yandaşlarına konuştu. O konuşmalarda da bizi suçladı ve hedef gösterdi. Erdoğan’ın Beşar’ı defalarca uyardığını biliyoruz. Ama Beşar bu uyarıları dikkate almadı. Çünkü uyarıları dikkate alsa, orada oturmaması lazım. Halkın seçmediği bir adam. ‘İyi adam’ önce kendisi hukuka uyar. Hukuksuz bir biçimde o koltuğa oturdu.”

Tüm bu trajik olaylar içinde çok sık duyulan ise; “Biz kendimizi burada güvende hissediyoruz. Emin bir beldedeyiz. Size ne kadar teşekkür etsek azdır. Hayatım boyunca ilk kez bu kadar rahat ve açık konuşuyorum” ifadeleridir.  

Kadınların yüzlerini göstermemek için saklanmaya çalıştığı, erkeklerin yüzlerini kapadığı veya gözlerini kaçırdığı ve çocukların ise ürkek ürkek baktığı sığınmacı kamplarında edindiğim dağınık notlar…  Kamplar, insana iki konuyu hatırlatıyor. Birincisi; ırkçılığın ve mezhepçiliğin neden olabileceği sonuçların insan hayatını ne kadar değersizleştirdiği, ikincisi ise Batılıların kendi kavgalarını bizim coğrafyamızda bizim üzerimizden hayata geçirmelerinin ortaya çıkardığı sonuçlar… Yazık

Haber10

———————————-
Adnan Boynukara
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI