Suriye devriminin anahtarları Suriyelilerin elinde – (M. Muhtar Şankiti)

0
145

Birincisi devrimin kısım kısım tüketilmesi. Merhamet bilmez imha araçları önce Der’a kentine sonra da Humus şehrine odaklandı. Bugünse bu araçlarını İdlib ve Hama’ya yöneltmiş durumdadır. Özellikle Şam ve Halep gibi Suriye’nin büyük

Suriye devrimi uzadıkça uzadı. Oluk oluk kanlar aktı. Suriye rejiminin geçen bir yıl boyunca ortaya koyduğu çirkinlik ve kan dökmeden caydıracak ne bir yaratık ne de bir kanun var. Bu süre zarfında Suriyeli gençler ise ne pahasına olursa olsun karanlık maziyi ve iç karartıcı bugünü kırmaya kararlı bir şekilde benzeri görülmemiş cesaret örneği sergiledi. Buna karşın Suriye devrimi ile Şam’daki kanlı rejimden kurtulma, yerine özgürlük ve adalet devleti kurma isteği arasında engeller bulunuyor.

Bununla birlikte Suriye devriminin kapalı yolunun önünde bir gedik bulunuyor. Bu çıkış yolunun anahtarı ise yüzeyde görünenin aksine Suriyelilerin kendi elindedir. Eğer bu anahtarı kullanmayı bilirlerse ülkelerini yıkımdan toplumlarını da parçalanmaktan kurtarırlar. Ancak bunu yapamazlarsa dışarıdan acı ve sözlü merhametten başka bir şey bulamayacaklar. Bu ikisi ise stratejik dengelerde hiçbir şeyi değiştirmez.

Esad’ın iç stratejisi şu üç dayanak üzerine odaklanmaktadır:

Birincisi devrimin kısım kısım tüketilmesi. Merhamet bilmez imha araçları önce Der’a kentine sonra da Humus şehrine odaklandı. Bugünse bu araçlarını İdlib ve Hama’ya yöneltmiş durumdadır. Özellikle Şam ve Halep gibi Suriye’nin büyük ilçelerinde sokağa çıkmada (devrim için) gösterilen gevşeklik de Beşşar’a devrimi tüketme yolunda ilerlemeye yardımcı oldu.

Suriye devrimi güçlü atan bir kalbi olmayan ‘taraflar devrimi’ olmaya devam ediyor. Sırayla bu tarafları ortadan kaldırmak ise rejimin planı kapsamındadır. Zira Beşşar’ı, bu taksitli (parça parça tüketme) yolu izlemeye teşvik eden tarihi bir geçmişi bulunuyor. Bu da babasının 1982 yılında Suriye’nin diğer şehirleri ve dünyanın gözleri önünde Hama’da işlediği katliamdır.

Rejimin iç stratejisinin ikinci dayanağı ise siyasi iktidar çekirdeğinin uyumudur. Esad’ı çevreleyen siyasi seçkin tabaka garip bir korkaklık ve zayıflık gösterdi. Suriye halkının vahşi bir şekilde bastırıldığı ve binlerce Suriyeli gencin öldürüldüğü bir yıl boyunca önemli siyasi isimlerden petrol bakanı yardımcısı dışında, rejimin zalim elinden uzak olan büyükelçiler düzeyinde bile kimsenin rejimden ayrıldığına şahit olmadık. Ancak Suriye Ordusu’ndan ayrılmalar ve istifalar, iktidardaki siyasi elit tabakanın yüz kızartıcı korkaklığını telafi etti.

Üçüncü dayanak ise devrimi, adaletsiz yöneticiye karşı gerçekleşen bir halk ayaklanmasından toplumsal-mezhebi bir fitneye dönüştürme çabasıdır. Suriye devrimi bir, birlik olmuş bir halkın tüm bileşenleriyle; tüm bileşenlerinin menfaatine özgürlük ve onura kavuşma çabası olarak başladı.

Ancak Esad rejimi –arkasından da İran rejimi- devrimi kör, sağır bir fitneye dönüştürmekte, Suriyeliler arasında özellikle de Sünnilerle Aleviler arasında bir iç savaş çıkarmakta ısrarlı. Alevileri ısrarla gidişinin onların varlığı için bir tehlike olacağına ikna etmeye çalışıyor. Oysa tüm azınlıklar için asıl tehlike; halkını kesen iflas etmiş bir rejimin kendilerini yönetmeye devam etmesi sonra da kendilerine her evde intikam duygusu ve nefretle dolu ağır bir miras bırakmasıdır. Ancak Esad tek taraflı mezhep savaşını sürdürmekte ısrarlı. Hatta Sünni askeri yetkilileri ayrılırlar korkusundan meydana indirmiyor. Dahası Fransız Le Figaro gazetesinin 8 Mart 2012 tarihinde Suriye’de güvenlik bağlantıları bulunan Suriyeli Fransız bir kaynaktan aktardığına göre silahlarını bile alıp kendilerini kışlalarında esir bıraktı.

Gazetenin ifadesine göre Sünnilerin çoğunluğu oluşturduğu birlikler zırhlı araçları çalıştırabilmek için gerekli yakıttan bile yoksun ve Sünni subayların konuşmaları dinleniyor. Bu görev Genelkurmay Başkan Yardımcısı Asıf Şevket’e verildi.
Esad’ın yukarıda bahsi geçtiği üzere üç boyutlu stratejisi eğer başka yardımcı faktörler de olmasaydı kendisini bir yıl boyunca halkın öfkesinden korumaya yetmezdi. Bu faktörlerin en önemlileri ise şunlardır:

Suriye muhalefeti arasındaki ihtilaf. Suriye Devrimi Ulusal Konseyi’nin oluşturulması büyük bir başarı idi. Suriye halkının meşru temsilcisi olarak Araplar ve Batı tarafından resmi olarak tanınmaya çok yakın olmakla birlikte uluslararası desteği çekecek tam iç güvenilirliği bina etmekten aciz.

Konseyin başkanı yakın zamanda Özgür Suriye Ordusu ile koordinesiz bir şekilde askeri ofis kurulduğunu duyurdu. Bu da meydanda devrimci gençlerle bedel ödeyen Özgür Ordu komutanlarının öfkelenmesine yol açtı. Bu durum da Ulusal Konseyin Suriye’deki iç hareketliliği tam kapsamlı şekilde kavramadaki yetersizliğine işaret etmektedir.

İkincisi: Türkiye’nin Suriye devriminin kazanması yolunda ciddi, uygulamalı bir rol oynamakta ihtiyatlı davranması. Türkiye tüm devrimcilerin askeri ve lojistik açılardan tercih ettiği; uygun mekan ve imkana sahip tek ülke olmasına karşın dokunaklı konuşma, sözel ve insani sempati ile yetindi. Her halukarda bu teşekkürü gerektiren bir durum olsa da stratejik dengeler açısından hiçbir şeyi değiştirmez.

Fransız kaygısı Türk siyasetinin aklını kontrol altına almış gibi görünüyor. Fransa korkusu Türkleri ihtiyaç anında Libya devrimine yardımdan mahrum etti. Bu korku bugün de vakit geçmeden Suriye halkına yardım ile arasına girmektedir. Aynı şekilde Türkiye liderliğinin, bazıları Suriye sınırındaki bölgelerde yoğunluk gösteren Alevi vatandaşlarının öfkesini artırma korkusu da çekinti ve tereddüdünün sebeplerinden biri olabilir.

Üçüncüsü: Uluslararası destek veya karşıtlık şemsiyesi! Rusya ve Çin Esad rejiminin sonunda son bulacağını anlamalarına karşın Suriyelilerin kanının akıtılmasında aptalca Amerika ve Batı’ya karşı çıkmayı seçti. Rusya ve Çin şu ana kadar Esad’a koruma ve her gün halkını öldürmesi için silah sağladılar.

Rusya ve Çin’in bu danışıklı dövüşü karşısında Amerika da devrime askeri destek verme hususunda tereddütlü konumunu koruyor. Amerika Suriye devrimini siyasi ve diplomatik yönlerden desteklese de Suriyeli devrimcilerin askeri tercihlerini gerçekleştirmede acele etmek istemiyor. Aynen Akdeniz kıyılarında istikrara önem veren Fransa ve bazı Avrupa ülkeleri gibi! Hatta bazı Arap ülkelerinin devrimcilerin silahlandırılması yolundaki çabaları hususunda dahi ihtiyatlı davranıyor.

Amerika’nın bu hususta kendine has hesapları var. Bunlardan en önemlisi de İsrail faktörü ve İran ile Esad rejimi arasındaki bağın faydası. İran’ın Suriye’deki skandal durumu bugün İsrail ve Amerika açısından İran’a karşı seferberlikteki en önemli manevi erzaktır. Suriye devriminin süresi uzadıkça, Esad da İran’ın suç ortaklığıyla kanlı eylemlerinde battıkça Amerika’nın bu kozu daha büyük kazanç elde ediyor.

Bu engeller karşısında Suriye devriminin önünde, stratejik dengeleri ayaklanan halkın lehine çevirecek, mantığını ister destekleyen ister karşı çıkan ister de tereddüt eden olsun tüm dış etkenlere dayatacak şekilde rejimin iç stratejisinde bir gedik açmaktan başka bir seçenek kalmıyor. Suriyelilerin iç dengeyi değiştirmesi ise şu iki şekilde mümkün olabilir:

Birincisi: Büyük şehir sakinlerinin –özellikle de Şam ve Halep- yoğun ve cesur bir şekilde sokaklara dökülmesi ile. Suriye devriminin sorumluluğu herkesten önce bu iki şehrin sakinlerinin boynunun borcudur. Onlar Humus’taki, Der’a’daki, İdlib’teki, Şam’ın, Halep’in ve diğer illerin ilçelerindeki halktan uzaklaştılar. Ancak dengeleri değiştirme imkanına ve bunun için ge
rekli sayıya sahip olan yine onlardır.

Şam ve Halep halkı sorumluluğunu taşımadığı, Suriye’nin kenar kesimlerinde ve ilçelerinde işlenen katliamları izlemeyi kendilerine yakıştıramadıkları müddetçe Suriye devrimi şu anki kanlı girdaptan çıkamayacaktır. Bu iki şehirde milyonların sokağa dökülmesi durumunda iç ve dış dengelerin anında değişeceğinde hiçbir şüphe yoktur.

İçeride, gürüldeyen kalabalıktan ötürü rejimin kafası karışacak. Esad’ın devrimi bastırmada kullandığı kısım kısım ezme stratejisi başarısız kalacak. Bu durumda ya geminin batmakta olduğunu anlayacak ve Ali Abdullah Salih gibi kaçmaya çalışacak ya da büyüklenecek, ayaklanan halkı bastırmak için tüm bileşenleriyle Suriye ordusunu seferber edecek. Bu da büyük bölünmelere ve rejimin özünde sallanmaya yol açacaktır.

Dışarıda ise; Şam ve Halep halkının harekete geçmesi, Esad’ı destekleyen bölgesel ve uluslararası güçleri (İran, Rusya ve Çin) Esad üzerine bahsin kaybettiğine ikna edecektir. Böylece bu güçler de alçak desteklerini çeker. Aynı şekilde devrimi sözsel ve siyasi olarak destekleyen bölgesel ve uluslararası güçler de Suriyelilerin elindeki olgun meyveyi gördükten sonra bu konumlarını aşar ve Esad’ın düşmesi için ciddi anlamda çalışmada bulunurlar.

İç dengenin değişmesi ikinci olarak da büyükelçilerden bakanlara, büyük devlet adamlarına kadar Esad’ı çevreleyen seçkin siyasi grubun sorumluluğunu taşıması ve Esad’ı yalnız bırakmasıyla mümkün olur. Bu, devrim için büyük bir moral kaynağı ve siyasi bir ivme olacaktır. Suriye devrimine dışarıdan da büyük desteğin gelmesini sağlayacaktır. Kaddafi rejiminin bakanlardan büyükelçilere ve diğerlerini çeşitli makamlarında görülen istifalar Libya devrimine aşırı olumlu etki etmişti. Bu istifalar Arap ve Batılı devletleri Libya devrimine desteğe teşvik etti.

Hiç kimse kendisine en yakın insanların terk ettiği, bozguna uğramış bir diktatörün yanında durmaz. Devrimleri desteklemek tamamen bir hayır işi değildir. Aksine ahlaki ve insani standartlardan çok işlevsel ve çıkarsal ölçütlere uyan siyasi bir konumdur. Kendine yardım eden ve iç dengeleri kendi lehine ağır bastıran bir halka sönük rejimle bağlantıları ne ölçüde olursa olsun başkaları da yardım eder. Bir halk devrime destek vermekte isteksiz olur ya da siyasi elitleri bu hususta bencillik gösterirse başkaları onları daha da yalnız bırakır.

Mısırlılar işlerini bir günde 12 milyonu sokağa çıkarak halletti. Libyalılar da daha Arap ve Avrupalı ülkeler müdahale etmeden önce siyasi ve askeri seçkin tabakadan bazılarının Kaddafi rejiminden ayrılmasıyla işini çözdü. Sayısal çoğunluk ve iktidardaki elit tabakanın Esad ailesinden kopması Suriye devriminin bugün içinde bulunduğu sallantılı durumdan çıkmasının ve katilin neden öldürdüğünü, öldürülenin neden öldürüldüğünü bilmediği toplumsal bir fitneye sürüklenmekten kurtulmanın güvencesidir.

Suriyelilerin; başta da Şam ve Halep sakinlerinin önünde despot rejimin karşısında güçlü bir şekilde durmak dışında bir seçeneği yok. Devrim Suriye’nin merkezinde patlak verip de bugün kan ağlayan kenar kesimlerine ulaştığında Suriyeliler her yerden; hatta bugün Esad’ın korumalığını yapanlardan bile destek görecektir. Suriye devriminin başarılı olmasının anahtarı İstanbul ya da Newyork’ta değil Şam ve Halep’tedir. Özgürlüğü hayata seçen bir halkın devrimi başarısız kalmayacak.

Bu makale www.timeturk.com için Ahmet Yılmaz tarafından tercüme edilmiştir

———————————-
M. Muhtar Şankiti
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI