Şura Şuuru – (Ramazan Kayan)

0
101

Modern zamanlarda bireyselleşme furyası ile birlikte anlam ve yaşam dünyamızda yitime uğrayan kavramlarımızdan biri de istişare olsa gerek… Hep kendini merkeze alan çağın insanı, her kötülüğün kaynağı olan benlik ve bencillik girdabında eriyip gidiyor…

Muhtaç bir varlık olan insan, mustağnileştikçe hayatın anlam ve amacından uzaklaşıyor… Anlam ve amacı ıskalayan mağrur insan, gün geçtikçe yalnızlaşıyor ve fıtrata yabancılaşıyor… Ben merkezci algıların açmazında duyarsız ve değersiz mecralara savruluyor…

Modernizmin çözücü, çürütücü, eritici etkilerine karşın insanımızı koruyucu limanlardan biri de istişare zeminleridir…

İstişare; insanoğlunun yaratılışında “muhtaç bir varlık olma” gerçeğini anlamış olmanın en büyük göstergelerinden biridir…

İstişare, insanın ihtiyaç duymasıdır… Ötekini önemsemesidir… Kişisel tecrübeyi, bir şeysel aklı değil ortak aklı öne çıkarmasıdır… Aksi takdirde kolektif ruh, müşterek bilinç nasıl oluşur?

Sonlu ve sınırlı olan insan, kemale ve hikmete yönelik yürüyüşünü ancak meşveret ile sürdürebilir…

Doğrulara ulaşmanın, değerleri taşımanın yolu; istişare… Yanlışları bertaraf etmenin, riskleri minimize etmenin, fireleri önlemenin en önemli önlemi; şuradır…

Bir kul olarak, şımarmamak, şaşırmamak, sapmamak ve azmamak istiyorsak bunun en güvenlikli yollarından biri de istişaredir…

İki dünyada perişan ve pişman olmak istemiyorsak, akil ve ehil kişilerin istişaresine ihtiyaç duymak zorundayız… Aksi halde meşveretin olmadığı yerde nedamet, hüzün ve hasret bitmez…

Nefs muhasebesine, durum değerlendirmesine dayalı bir istişare ve eleştiri geleneği bizi fikri donukluktan, kafa karışıklığından, pratikteki belirsizlikten, kritik eşiklerdeki kararsızlıktan, hayattaki boşluk ve başıboşluluktan önemli oranda kurtaracaktır…

Düşünce üretkenliği, pratik zenginliği, anlam derinliği, mücadele verimliliği, sefer sürekliliği, şurasız nasıl mümkün olabilir?

Hayatın ahenk ve akışında bunun yeri büyüktür… Sağlıklı bir sosyal ilişki, iletişim biçimi, yönetim tarzı istişaresiz düşünülemez…

İstişare ve eleştiri kültürü, ahlaki bir bütünlük içinde hayatın temel bir unsuru olarak yerini almalıdır… Yoksa toplumsal tesanüd, teavün, tearüf nasıl yeşerir? Ülfet, ünsiyet, muhabbet, uhuvvet iklimi nasıl oluşur?

Danışmanız yoksa dayanışmayı yakalayamazsınız…

Kalplerde oluşan nefret, haset, husumet, kin ve öfkeyi gidermek kolay mı sanıyorsunuz? Öncelikle insanlar kendilerine değer verilmesini beklerler…

İşte istişare insana değer vermektir, onu önemsemektir… İtimat etmenin, itibar kazandırmanın en gerçekçi ifadesi, istişarede bulunmaktır…

İstişare akıl vermek değil, akıl almaktır… Rakip olmak değil, refik seçmektir… Takım ruhu ile açıklarımızı kapatmak, eksiklerimizi tamamlamaktır… Farklılıklara tahammül edip yeni fırsatlar yakalamaktır…

Bir beyin fırtınası ile hikmete kanat çırpmaktır…

Bugün birbirine düşkün olmaları gerekenler birbirine düşüyorlarsa bir nedeni de istişaresizliktir… Yaşananlar gösteriyor ki, en zayıf tarafımız benliğimiz, kimseyi beğenmemek ve dinlememek marazı…

Biliyoruz ki, vahdete, ümmete, rahmete giden yol meşveretten geçiyor… Şayet öyle olmasaydı, âlemlere rahmet Hz. Muhammed (sav) kendi örnekliğinde istişareyi bu kadar öne çıkarabilir miydi? Kaldı ki o, sürekli vahiyle destekleniyordu… Buna rağmen istişareye neden bu denli ihtiyaç duyuyordu? Bu ümmetin hayatında istişare bilinci otursun ve oluşsun diye…

Çünkü istişare ibadettir… Allah’ın ve Resulü’nün emrine uymaktır…

“Onların işleri aralarında istişare iledir…” (Şura-38)

İstikamet için, itidal için, isabet için, istikrar için, illaki istişare diyoruz… Tüm bunların sigortası; şuradır… Doğal olarak istiğnası, istikbarı, ihtirası, istismarı olanların istişaresi de olmaz…

Bir kişi ne kadar akıllı olursa olsun, herkes kadar akıllı olamaz… İstişare; akıl ve zihin melekesini aşar… Umut verir, ufuk sunar, uyum ka
zandırır…

Hakikatin tercümanlığı, vahyin şahitliği, hikmet avcılığı şura şuuru ile sürdürebilir…

İstişareyi bir yaşam biçimi, hayat tarzı olarak benimsemek ve özümsemek durumundayız… Yoksa liberalizmin dayattığı layt ve laçka hayatlardan nasıl korunabiliriz? Kendi başına buyruk başıboşlukların önüne nasıl geçebiliriz?

Meşveret bir terbiye ve disiplin mektebidir…

Egoist, oportünist, pragmatist bireylerin dünyasında istişareye yer yoktur…

İfrat ve tefritlerin oluşturduğu kutuplaşmaların çözücü etkilerinden korunmak için istişare ortamlarına sığınmak lazım…

Dikdatoryal yapıların tahakküm ve tasallutunu normalleştirmenin yolu da müşavereden geçiyor… Kapalı ve katı hiyerarşik kapıları aralamanın imkânı da istişaredir…

İslami yapıların dinamizmi, duruluğu, doluluğu ve derinliği, sağlıklı müzakere ve meşveretlerle mümkündür… Hataları asgariye indirmenin, katılımı arttırmanın, paylaşımı sağlamanın, sahiplenmeyi sürdürmenin en gerçekçi zemini yine ortak akıldan geçiyor…

Tartışma değil, cedel değil, kavga değil… Özellikle şura diyoruz…

Dayatma değil danışma… Tartışma değil tanışma… Dışlama değil birlikte düşünme… Doğruyu bulmanın, değer bulmanın, davada devamlılığın yolu budur…

Peki, kiminle istişare?

Çıkar bağları ile size bağlananlarla değil… Sizden beklenti içinde olanlarla değil… Şakşakçı, yağcı, yalaka tiplerle değil… Sizinle gurur duyanlarla değil… Hep kafa sallayanlarla değil…

Ehil ve emin kişilerle… Adil ve mutedil şahsiyetlerle… Özgür ve özgün beyinlerle… Ehli reyle… Akil ve ahlaki karakterlerle istişare, yaşamın şifa ve şifresidir…

Bir de nasıl bir istişare sorusuna cevap aramamız gerekiyor?

Gıybet içermeyen bir istişare… Tecessüse yer vermeyen bir meşveret; kulis, dedikodu, suizan, kin, nefret, haset, husumet, marazlarına kılıf olacak bir şura toplumsal tükenişten başka bir amaca hizmet etmeyecektir…

İstişare nebevi bir yöntemdir, doğal olarak nebevi ahlakı içermelidir… Adap ve erkânına uygun bir istişare…

Adet yerini bulsun, dostlar pazarda görsünler diye değil…

Anlamlı ve yaratılış amacına uygun yaşamlar için şura diyoruz…

Şurası kesin bir gerçek ki, şurasız hayatların sonu sükût ve savrulmadır…

Şimdi sıkı durma zamanı, her zamandan daha çok bugün birbirimize muhtacız…

———————————-
Ramazan Kayan
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI