Sünnetin ruhu

0
128

Muhammed Esed diyor ki:

Mâna ve rûh bakımından İslâm’a tam olarak uyan bir hayat sürmek istediğimiz zaman niçin sünnetle amel ve onu tatbik etmeyi zarûri görüyoruz?

Hepsi, Resûlullah’ın (s.a.) hayatından alınmış olmakla beraber, bazıları önemsiz gibi bulunabilen bu ibâdetler, âdetler, emirler ve nehiylerden meydana gelen geniş nizamdan başka, bizi İslâm’ın hakikatına götürecek bir yol yok mudur?

Resûlullah’ın (s.a.) en büyük insan olduğunda şüphe yoksa da, en küçük şeklî teferruâtına kadar bütün hayatını taklid etmeye insanı mecbur etmek, insanlık şahsiyetinin ferdî hürriyeti üzerinde istibdâd değil midir?

İslâm’ın geleceği bakımından şunu bilmemizin -bu soruya cevap verebilsek de veremesek de- önemi çok büyüktür: İslâm’a göre durumumuzu, sünnet önündeki durumumuz tesbit edecektir.

Onda akla aykırı bir şey bulunduğu iddiasıyla İslâm’a karşı çıkacak, sübjektif duygulardan uzak tek bir kişi bulunamaz. Ancak şüphesizdir ki dinde, aklın hududunu aşan, fakat ona aykırı olmayan şeyler vardır.

Vazifemiz -anlayabilsek de anlayamasak da- her durumda Resûlullah’ın (s.a.) emirlerine uymaya bizi sevk eder. Bu emirlerle beraber bulunan ruh ve hikmeti anlamayı denemek de hak ve vazifemiz cümlesindendir.

Şüphe yoktur ki, Resûlullah’ın (s.a.) emirleri arasında, çok büyük önem taşıyanları olduğu gibi, önemi az olanları da vardır. Daha önemli olanı, az önemli olandan önce yerine getirmek de vazifelerimiz cümlesindendir. Fakat bize esasla ilgili değil gibi göründüğü iddiasıyla hiçbir emri terk etmeye hakkımız yoktur.

Doğumundan ölümüne kadar Müslüman hayatının her safhasında yer alması gereken, en küçük hattâ mânasız görünenlerinden en önemlilerine kadar varlığının bütün taraflarının gidişini tayin etmesi icap eden bu hayatî kaideler ve kanunların meydana getirdiği, böylesine geniş bir nizamın içi ve rûhî mânası nedir?

Resûl-i Ekrem’in (s.a.) bütün yaptıklarına, ümmetinin aynen uymasını emretmesinde ne gibi bir fayda vardır?

Her ikisi de temiz olduktan sonra, sağ elimle yememle sol elimle yemem arasında ne fark vardır? Bu ve benzerleri, sırf şekille ilgili şeyler değil midir? Bunların, beşerin ilerlemesi, cemiyetin faydası ile bir ilgisi olabilir mi? Böyle değilse, bize niçin farz (yapılması mecburî) kılındı?

İslâm’ın ve Müslümanların, kalkınması yahut çökmesi, sünnete uymaya veya uymamaya bağlıdır inancını taşıyan kimse olarak bizim, bu sorulara cevap vermemiz için uygun zaman gelmiştir.

Bildiğime göre, sünneti ayakta tutmayı ve hayâtı ona göre düzenlemeyi gerektiren üç açık sebep vardır:

Birinci sebep

İnsanı, devamlı ve düzenli bir yöntemle şuurluluk, dikkat, tam bir uyanıklık ve kendine hâkimiyet hali içinde yaşamaya alıştırmak. Rasgele yapılan işler ve uyulan âdetler, insanın ilerlemesi yolunda, yarış atlarının yolu üzerindeki mânia (engel) taşları gibidir.

Bu gibi işler ve âdetler, fikrin rûha ve kalbe yönelişini telef ettiği için son haddine kadar azaltılmaları gereklidir. Yaptığımız her iş, irâdemiz tarafından takdir edilmiş ve iç denetimimize boyun eğmiş olmalıdır. Fakat bu duruma ulaşmadan önce, kendimizi kontrol etmeyi öğrenmemiz icap eder. Nefis denetiminin zarûrîliğini, İslâm’da en güzel bir şekilde Hz. Ömer (r.a.) ifade etmiştir: “Hesaba çekilmeden önce, kendinizi siz hesaba çekiniz.”

Daha önce de işaret etmiştik ki, İslâm’ın ibadet düşüncesi, yalnız namazları değil, bütün hayatımızı içine almaktadır. Bu düşüncenin hedefi ise maddî ve rûhî varlığımızı bir bütün içinde birleştirmektir.

Bu küçükler, bu önemi az davranış ve işler, konumuz olan aklî ve rûhî temrin bakımından, hayatımızın en büyük faâliyetlerinden daha önemlidir. Çünkü büyük işler -büyük olmaları sebebiyle- açık ve çok defa dikkat ve şuurumuzun çerçevesi içinde bulunurlar. Halbuki bu küçük işler, çok defa dikkatimizden kaçmakta ve kontrolümüzü atlatmaktadır. Bu sebeple, nefse hâkimiyet gücümüzü geliştirmesi bakımından bu küçük işler daha faydalı ve tesirlidir.

Aslında, iki elden herhangi biriyle yemek önemli olmayabilir; fakat düzen, bilinçlilik ve disiplin göz önüne alınırsa işlerin en önemlisi, davranışlarımızı bir düzen ölçüsüne sokmaktır.

Sünnetle amel, bu şuurlu ve dikkatli oluştan otomatik hale geçtiği an, sünnet de, olgunlaştırıcı ve yetiştirici kıymetini tamamen kaybeder. Son asırlarda Müslümanların durumu işte böyle olmuştur.

Küçük büyük ayrımı yapmadan sünnete uyma gereğinin ikinci sebebi onun cemiyet ve ümmet yapısını oluşturmadaki rolü ile ilgilidir.

İnsanlar, içinde var olup yaşadıkları maddi ve manevi çevrenin tesiriyle farklı mizaçlar ve eğilimler edinirler. Bu farklılık da birbirini anlayıp uyum içinde yaşamaları önünde engeller oluşturur. Ümmetin sağlam bir yapı gibi olmasını isteyen İslâm, bu farklılık ve engelleri aşabilmek için ümmet fertleri arasında ortak olan düşünce ve davranışları getiriyor; işte bu ortak âdet, davranış ve tutumlar bütünü sünnettir.

İşte bu sebeple İslâm dini, cemiyet âilesinin fertlerini, muntazam bir yöntemle -içtimaî ve iktisadî durumları birbirine zıt bile olsa- âdet ve mizaçlarının benzer olması yoluna sevketmeyi esaslı noktalardan biri telâkki etmiştir. Zira sünnet, cemiyeti sağlam ve istikrarlı bir şekilde muhâfaza eder. Anlaşmazlık ve düşmanlıkların gelişmesini önler. Müslümanlara, yani kendilerini, Kur’ân-ı Kerîm ve dolayısıyla Resûlullah’ın (s.a.) emirlerine bağlı dinle kayıtlı sayanlara göre cemiyetin sabit bir şekli olmalıdır, cemiyet mutlak bir temele dayanmaktadır. Bu temelin çevresine şüphe yaklaşamadıkça, ondan doğan cemiyet nizamını değiştirme konusuna da ihtiyaç yoktur. İşte yalnız bu sebeple biz, Kur’ân-ı Kerîm, “Müslümanlar kurşunlanmış bina gibi olmaları gerekir” derken bunun pratik imkânını anlayabiliyoruz.

İnsan cemiyeti, kelâmî doktrin ıstırabından kurtulup Resûlullah’a uyma ve ilâhî şerîata tâbi olmanın sağlam temelleri üzerine kurulunca bütün imkânlarını, beşer için maddî ve manevî gerçek refah ve saâdeti temin çarelerine doğru seferber edebilecektir. Bu durumda fert için de, rûhî ve manevî faaliyetlerinde başarı imkânları doğacaktır.

Üçüncü Sebep

Sünnetle amel prensip ve nizamında, günlük hayatımızın her davranışı, Resûlullah’ın yaptıklarını yapma esasına dayanır. Böyle olunca, bir şeyi yapmak veya yapmamak istediğimizde devamlı olarak, Resûlullah’ın (s.a.), bu işimize benzer bir işini aramaya ve düşünmeye mecbur oluruz. Bu sebeple de, en büyük insanın şahsiyeti, bizzat günlük hayatımızın programına -büyük bir ölçüde- girmiş bulunur. O’nun manevî tesir ve nüfûzu, hayatımız boyunca âdet ve davranışlarımızın gerçek âmili haline gelir. Bu bizi, şuurlu veya şuursuz bir şekilde, her iş karşısında O’nun durum ve tutumunu inceleme ve aramaya sevk eder. Böyle olunca da O’na, yalnız ebedî bir vahyin sahibi olarak değil, aynı zamanda en mükemmel bir hayatın da rehberi olarak bakmayı öğreniriz.

Biz O’nun yolunu veya bu yolun esaslarından bazılarını kabul etmezsek bunun mânası, Allah’ın rahmetini kabul etmemek veya onun kıymetini bilmemekten başka bir şey değildir. Hattâ bu görüşe uymakla “İslâm’ın getirdiği nizamın, bütün halinde beşerî problemlerin son hal çâresi olmadığını, isâbet ve fayda bakımlarından onunkine eşit başka bir hal çâresinin de bulunabileceğini, bu iki çözümden birini, mukayese edip seçmenin bizim zekâmıza bırakıldığını” kast ve kabul etmiş oluruz.

Biz İslâm’ı, medeniyet ve düzen olarak da diğerlerinden üstün kabul ediyoruz. Çünkü İslâm, hayatı bütünüyle içine alıyor: Dünya ve âhirete, rûh ve cesede, ferd ve cemiyete aynı önemi veriyor. Yalnız insan tabîatındaki yükselme ve ilerleme imkânına değil, aynı zamanda yine onun tabîatında var olan kayıt ve sınırlara da önemle bakıyor. O bizi, imkânsızın peşine düşmeye değil, fakat bizde var olan kabiliyetlerden en güzel bir şekilde faydalanmaya; sözle iş, düşünce ile uygulama arasında fark ve zıtlığın bulunmadığı, gerçekleşmiş olandan daha yüksek bir seviyeye erme yollarına sevkediyor.

O, yollar arasında bir yol değil, tek yoldur. O’nun esaslarını getiren zat, rehberlerden bir rehber değil, gerçek ve tek rehberdir. Bütün yaptıklarına ve emrettiklerine uymak, İslâm’a uymanın ta kendisidir. Onu terk etmek ise İslâm’ın rûh ve hakikatini terk etmektir.

Hayrettin Karaman / Yeni Şafak

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.