Stratfor Cemre.. – (Abdullah Muradoğlu)

0
167

“Stratfor”un patronunun pazara çıkardığı “Neo-Osmanlı” balonunu şişirmek için “Muhteşem Yüzyıl”ın çekildiği setlere takılmayı bile düşünmüş.

“Strafor”un Türkiye`deki insan kaynaklarını çeşitlendirme görevlilerinden birisi de “Cemre”ymiş.

Ortalığa saçılan yazışmalardan anlaşıldığına göre arı gibi oradan oraya konmuş Cemre.

“Stratfor”un patronunun pazara çıkardığı “Neo-Osmanlı” balonunu şişirmek için “Muhteşem Yüzyıl”ın çekildiği setlere takılmayı bile düşünmüş.

“Muhteşem Cemre” patronuna yazdığı bir e-postada bakın ne demiş:

“Ben yarın burada çok izlenen bir dizi olan Muhteşem Yüzyıl`ın setine gitmeyi düşünüyorum. Kayda değer bir şey bulamayabilirim, hemen beklentiye girmeyin. Yine de Hürrem`in ağzını bir yoklayacağım. Senaristi ikna edebilirse belki bazı mesajlarımızı onun repliklerine katabiliriz.”

Muhteşem Cemre`nin entrika çevirmekte Hürrem`e bile taş çıkartacak fikirleri Patronun çok hoşuna gitmiş.

O da şöyle cevap vermiş Cemre`ye:

“İyi fikir gerçekten de. Hürrem halvete girmeden önce hünkarına “Rotamızı Avrupa yerine Amerika`ya çevirsek” diyebilir mesela. Bak Cemre, satacağımız ana mesaj şu: `Türkiye tarih sahnesine imparatorluk olarak dönecek, Türkiye Birliği adında bir örgütlenmeye gidecek`. Türkler bu lafları duymaktan hoşlanırlar. Bunu senarist bir şekilde formüle etsin. Tamamsa devamını getiririz. Devamında ne mi var? Paranoya tesisi var tabii evladım. Malum stratejik analiz yapmak kolay değil. O yüzden daha kolay üretebildiğimiz siyasi analizlerimiz için tarihi dizilere el atmamız şart. Ne dersin Türk dizi sektöründe rekabetten yararlanabilir miyiz? Üç bilgilendirme toplantısına kimler 75 bin dolar ödeyebilir? Gerekirse fiyatı kırabiliriz…”

Stratfor`un patronu “Yeni Türkiye”nin İslam dünyasında artan popülaritesini kendi nam ve hesabına bir ticari metaya dönüştürmeye çalışmış besbelli.

George Friedman`ın başarılı olduğunu da söylemeye gerek yok.

Hatırlayacak okursak, yazdığı kitap ve makaleler geniş yankı bulmuştu basınımızda.

İlk başta Türkiye`nin imajını parlatmak gibi görülse de Arap dünyasında alttan alta bir anti-patiyi kaşıdığı da bir vakıa..

O kadar abartılıydı ki yazdıkları, gelecek senaryolarına fena halde ilgi duyduğum halde kitabını alıp okumak gereği bile hissetmemiştim.

Bir şeyi olduğundan fazla abartırsanız bir süre sonra bu şey aleyhinize döner.

Arap-İslam dünyasının bir değişim ve yenilenme sürecine girdiği bir dönem yaşanıyor.

Sancılı ve karmaşık bir süreç bu, Türkiye`nin yapabilecekleri ise sınırlı..

Suriye örneğinde olduğu gibi, gücünüzü olduğundan fazla göstermeniz durumunda yapamayacağınız veya altından kalkamayacağınız taleplerle karşılaşırsınız.

Bir bakarsınız sempati, anti-patiye dönüşmüştür.

Bu yüzden birilerinin ticari bir girişim olarak parlatmaya çalıştığı gereksiz ve yersiz imajların büyüsüne kapılmamak gerekiyor.

Stratfor yazışmalarından benim çıkardığım ders budur.

Patrik Şenuda Mısır`ın barometresiydi..

40 yıldan fazladır “Mısır Kıpti Kilisesi”nin başında bulunan Patrik Şenuda öldü.

Mısır ve Batı arasındaki ilişkileri gözlemlemek için Kıpti Kilisesi`nin tavrı çoğu zaman belirleyicidir.

Mısır`da değişim talebinin geri dönülemez bir noktaya geldiğini anlamamda da Patirk Şenuda`nın tavrı belirleyici olmuştu.

Daha Tunus`ta devrim patlak vermeden önce Patrik Şenuda`nın Mübarek rejimini desteklemekten vazgeçtiğine dair bazı duyumların gazetelerde yer almasını bu yüzden çok önemsemiştim.

9 Ocak 2001 tarihli “Mısır, Kuzey Afrika`da değişimin işaretini mi veriyor?” başlıklı yazımda değinmiştim buna.

Daha önce Mübarek`in “Milli Demokrasi Partisi”ni destekleyen Patrik Şenuda`nın Aralık seçimlerinde muhalefetteki “WAFD”partsine oy verdiğine ilişkin söylentilerden yola çıkarak Mısır`da yeni bir dönemin başladığına dikkat çekmiştim.

Patrik Şenuda`nun tavrını Batı`nın Mübarek rejimini desteklemekten vazgeçtiği şeklinde yorumlamıştım.

Parlamento seçimlerinden hemen sonra provokasyon amaçlı olarak İskenderiye`de bir Kıpti kilisesi bombalanmıştı.

Kahire`de yapılan bir anma töreninde müslümanlar Kıptilerle birlikte kilisenin etrafında etten duvar oluşturmuşlardı.

Mübarek rejiminin sallandığını gösteren çok önemli bir eylemdi bu.

Patrik Şenuda`nın öldüğü haberini duyduğumda aklıma gelenler bunlar oldu.

İmelda Marcos`un halefleri..

O fotoğraf hala gözümün önünde.. Filipinliler, devrik diktatör Ferdinand Marcos”un sarayında karısı “İmelda”nın gardrobunu teşhir etmişlerdi.

İmelda Marcos`un odası Paris veya Londra`daki son moda lüks giyim eşyaları satan mağazaları andırıyordu.

Kaçıramadıklarını bırakmıştı İmelda..

Öyle ya, milyonlarca dolarlık gizli banka hesaplardan geride bıraktıklarını telafi edebilirdi.

Filipinler halkı yoksullukla boğuşurken Marcos`lar lüks bir yaşam sürdürmüşlerdi.

Tunus`un devrik diktatörü Zeynelabidin Bin Ali`nin karısı Leyla da İmelda Marcos gibi yaşıyordu.

Fransa`dan uçakla tatlı getirten Leyla Bin Ali kaplanlarını tavukla beslerken Tunuslu yoksul gençler kendilerini yakacak kadar yoksulluğa mahkum edilmişlerdi.

“Kartaca Kraliçesi” olarak anılan Leyla`nın lüks düşkünlüğü Tunusluları çıldırtmaya yetmişti.

Adı ne olursa olsun bütün diktatörlükler böyledir, hepsi de birer aile saltanatına dönüşmüşlerdir.

“Guardian” gazetesinde yayımlanan e-postalarından anlaşıldığına göre Suriye diktatörü Beşşar Esed`in eşi Esma Esed de Leyla Bin Ali`den geri kalmamış.

Mesela bu yazışmalardan birinde Esma Esad kuzeni Emel`den istediği dört kolyeyi şöyle tarif ediyor:

“Sarı altın elmaslı turkuaz, kırmızı akik, siyah damarlı akik ve beyaz altın elmaslı mor yakut olsun”.

Siparişin gecikme ihtimali üzerine Esma Esed, “Önemli değil. İyi mücevhere deli olurum. Öpüyorum, bizi merak etmeyin iyiyiz” diyor.

Bir başka e-postanın başlığı ise, “Christian Louboutin ayakkabıları yakında geliyor”.

Ve daha neler neler..

Suriye halk devrimini desteklemek yerine “Esed hanedanı”na arka çıkanlar için fazla bir önem taşımıyor bu harcamalar.

Beşşar Esed`den anti-kapitalist ve anti-emperyalist bir lider türetmek isteyen solcular için de geçerli bu görmezden gelme durumu.

Bazı sol sitelere baktım, Esma Esed`in Guardian`da yer alan diğer yazışmalarına yer verildiği halde lüks harcamalarını gösteren bilgiler yer bulmamış.

Sol adına acıklı bir durum bu.

 Yenişafak

———————————-
Abdullah Muradoğlu
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI