Srebrenitsa Katliamını Unutmayacağız!..

0
233

Bugün Srebrenitsa’da yaşanan soykırımda hayatını kaybeden 71 kurbanın cenazesi daha toprağa verilecek. İşte 22 yıl önce bugün Srebrenitsa’da yaşananlar…

Bosna Hersek’in doğusundaki Srebrenitsa’da 1995 yılında yaşanan soykırımda hayatını kaybeden 71 kurbanın cenazesi daha bugün öğle namazının ardından Potoçari Anıt Mezarlığı’nda defnedilecek. Törene Başbakan Yardımcısı Kurtulmuş da katılacak.

Avrupa’da, İkinci Dünya Savaşı’nın ardından yaşanan en büyük insanlık trajedisi olarak nitelendirilen ve 8 binden fazla Boşnak’ın katledildiği Srebrenitsa soykırımının kurbanlarından 71’i bugün toprağa verilecek.

Bosna Hersek’in doğusundaki Srebrenitsa’nın, 11 Temmuz 1995 tarihinde Ratko Mladic komutasındaki Sırp birlikler tarafından işgal edilmesinin ardından yapılan soykırımda katledilen ve toplu mezarlarda bulunduktan sonra kimlik tespiti yapılan Boşnak kurbanlar, öğle namazının ardından Potoçari Anıt Mezarlığı'nda defnedilecek.

Soykırım kurbanlarının ailelerini bu acılı günde yalnız bırakmak istemeyen binlerce insan da sabahın erken saatlerinden itibaren Srebrenitsa yakınlarındaki Potoçari’ye gelmeye başladı. Kurban yakınları sevdiklerinin mezarları başında dua etti.

Savaş yıllarında BM askerlerinin üs olarak kullandığı eski akümülatör fabrikasından dün akşam anıt mezarlığa taşınan yeşil çuhalı tabutların başında da hüzün hâkim. Yakınları, kurbanların tabutlarının başına gelerek, sevdiklerine son kez veda ediyor.

Bu yıl defnedilecek 71 soykırım kurbanının en genci öldürüldüğünde 15 yaşında olan Damir Suljic, en yaşlısı ise 72 yaşındaki Alija Salihovic. Bugünkü cenaze töreninin ardından Potoçari Anıt Mezarlığı’ndaki mezar sayısı 6 bin 575’e yükselecek.

Dayton Antlaşması ile çizilen günümüz sınırlarına göre Bosna-Hersek’in doğusunda, Sırp Cumhuriyeti’nin içinde bulunan Srebrenitsa, yakın tarihimizin hafızalara kazınan en büyük trajedilerinden birine şahit oldu.

Bosna Savaşı’nın bitmesinin beklendiği günlerde sekiz binin üzerinde kişinin toplu bir şekilde öldürüldüğü kent, II. Dünya Savaşı’ndan bu yana Avrupa kıtasında gerçekleşmiş en büyük insan kıyımının yaşandığı topraklar olarak tarihe geçti.

Savaşın başından beri çekingen kalan uluslararası toplum, önleyemediği bu yıkımın bedelini ödetmekte de sınıfta kaldı. 26 Şubat 2007’de Lahey’deki Uluslararası Adalet Divanı, yaklaşık bir hafta süren Srebrenitsa’daki katliamı “soykırım” olarak kabul etti; ancak Sırbistan’ın devlet olarak sorumlu tutulmayacağına karar verdi.

TÜRKLERDEN İNTİKAM ALMA ZAMANI

Bugün, 11 Temmuz 2017; yirmi bir yıl önce Sırp ordularının komutanı Ratko Mladiç’in BM tarafından silahlardan arındırılarak sözde “güvenli bölge” ilan edilen altı bölgeden biri olan Srebrenitsa’yı teslim aldığı ve “İşte 11 Temmuz 1995’te, Sırp şehri Srebrenitsa’dayız. Büyük bir günün arifesindeyiz. Bu şehri Sırp halkına armağan ediyoruz. Nihayet, isyanlardan sonra bu topraklarda Türklerden intikam almamızın zamanı geldi” sözleri ile arşivlerde yer aldığı tarih 11 Temmuz.

Mladiç’in bu sözlerinin ardından başlayan beş günlük katliam sonucunda sekiz binden fazla Müslüman Boşnak erkek topluca öldürüldü. Srebrenitsa yakınlarında yerleri halen tespit edilemeyen birçok toplu mezar bulunuyor ve açılan toplu mezarlardan kimlikleri tespit edilen soykırım kurbanları her yıl 11 Temmuz’da düzenlenen anma törenleriyle Srebrenitsa mezarlığına defnediliyor.

Srebrenitsa, Avrupa basınında her ne kadar kanlı katliamının yıl dönümlerinin dışında hakkında fazla bir şeyler yazılıp, çizilmese de; özellikle ülkemizin yüreğinde ve tarihsel hafızasında silinmesi mümkün olmayan yerini koruyacak, büyük bir yürek yarasıdır.

GÜMÜŞ REZERVİNDEN KATLİAMA

10 Temmuz 1995 gününe kadar, Sırp sınırına 10 km uzaklıktaki ve halkının %75,2´si Boşnak olan, adını parlak, gümüş anlamına gelen “srebren” kelimesinden alan Srebrenitsa, bir zamanlar başta gümüş olmak üzere değerli maden rezervleriyle ve şifalı suları ile ünlü olan bu şirin kasaba, savaş öncesi Yugoslavya’nın her tarafından gelen insanlarla dolup taşan cıvıl cıvıl bir belde olarak betimleniyor.

Şimdi ise yaşadığı lanetli olayın etkisiyle olsa gerek, kasvetli bir atmosfere bürünen kasabanın sokaklarında göreceğiniz tek tük kişiler ve bomboş dükkânlar var.

Kasaba, 1995 yılında tarihinin en kalabalık günlerini yaşıyor, sonra o kalabalığı yollara, dağlara bırakıyor. O kalabalıklar yollarda, dağlarda yok olup gidiyor. Batılı gazeteci, asker ve diplomatların yardımıyla Sırplar katliamın tüm kanıtlarını saklamaya çalışsalar da tam olarak başarılı olamıyorlar.

UYUYAN ULUSLARARASI TOPLUM VE “ZOR KOŞULLAR”

Uluslararası toplumun yaşanan bu yıkıma müdahalesi, silah ambargosu uygulanması, insani yardımın örgütlenmesi veya güvenli bölgeler ilan edilmesi gibi öncelikle şiddet içermeyen girişimlerle sınırlı kalıyor.

Diğer taraftan, Bosna-Hersek’in geleceği için liderlerinin adıyla anılan Vance-Owen Planı, Oven-Stoltenberg planı gibi projeler ortaya atılıyor; ancak her biri yaşanan vahşeti durdurmaktan uzak kalıyor.

Bunun üzerine BM Güvenlik Konseyi, Körfez Savaşı esnasında Irak’taki Kürt bölgeler için kullanılan “Güvenli Bölge” formülünü benimseyerek, Nisan 1993’te Srebrenitsa başta olmak üzere Zepa, Tuzla, Saraybosna, Goradze ve Bihaç’ı "güvenli bölge" ilan ediyor. Savaş öncesinde 26.000 civarında olan Srebrenitsa’nın nüfusu, BM’nin söz konusu kararından sonra 40.000’e kadar çıkar.

Ancak, şehri korumakla görevli olan Hollanda askerleri görevlerinde başarısız olur; 6 Temmuz’da şehrin Sırplar tarafından kuşatılması ile başlayan gözlerinin önündeki katliama seyirci kalırlar. Takvimler 2006 yılını gösterdiğinde ise, Hollanda Savunma Bakanlığınca bu askerlere “Srebrenitsa’daki zor koşullar” nedeniyle madalya takdim edilir.

11 TEMMUZ 2005 KARA GÜN

II. Dünya Savaşı’ndan sonra Avrupa’nın göbeğinde yaşanan bu akıl almaz trajedi, 6 Temmuz 1995’te, Ratko Mladiç’in binlerce Boşnak Müslüman’ın sığındığı Srebrenitsa’yı kuşatması ile başlıyor.

Toplamda 34.000 BM Koruma Gücü’nün görev yapması beklenirken, BM tarafından belirlenen altı güvenli bölgede sadece 7.600 asker görevlendirilir; bunlardan sadece yaklaşık 600’ü Srebrenitsa’ya gönderilir.

Sırp ateşi başladığında, Boşnaklar teslim ettikleri silahların geri verilmesi için BM yetkililerine gitmiş ancak talepleri reddedilir. 9 Temmuz’da şehre giren Sırplar gözetleme kulelerindeki 30 Hollandalı askeri rehin alır, daha sonra bunu pazarlık unsuru yaparak Müslüman Boşnakların kendilerine teslim edilmesini isterler.

Saldırılarını arttıran Sırplara yönelik NATO müdahalesi gündeme gelse de, başta Hollanda’nın vetosu nedeniyle başlatılamaz. 11 Temmuz’da Sırp Komutan Ratko Mladiç şehre girer ve Hollandalı General ile masaya oturup anlaşmaya varır.

12 Temmuz itibarıyla kadın ve çocuklar Müslüman bölgelere gönderilmek üzere otobüslere bindirilirken, 12-77 yaş arasındaki tüm erkekler “savaş suçu zanlıları” olarak Sırplar tarafından alıkonulur.

Bölgede kamyon ve ambarlara hapsedilen esirlerden kaçmaya çalışanlar görüldüğü yerde vurulur. Toplu katliam ilk kez 13 Temmuz’da Kravica yakınlarındaki bir depoda başlar.

Acıdır ki Hollandalı Koruma Güçleri, kendilerine sığınan beş bin Müslüman Bosnalıyı, 14 Hollandalı rehine karşılığında Sırplara kendi eliyle teslim eder. Yaklaşık beş gün boyunca devam eden katliam hakkındaki ilk bilgiler, kaçmayı başaranlardan bir kaçının Müslüman köylere ulaşmasıyla ancak duyulur.

Sekiz bini aşkın sivilin öldürüldüğü bu kısa zaman diliminde yaşanan vahşet, Bosnalıların hafızalarına derin acılarla kazınırken; Sırpların tarihine de kara bir leke olarak geçecektir.

20. YÜZYILIN SONUNDAKİ HAÇLI SEFERİ

Srebrenitsa’yla ilgili anlatılanlar bir korku ya da kurgu-bilim filmden alınmış sahneler değil. 20. yüzyılın son çeyreğinde Avrupa’nın ortasında ve tüm dünyanın gözü önünde gerçekleştirilen bir insanlık ayıbının hikâyesidir.

Katledilen insanlar sadece sahip oldukları kimliklerinden dolayı vahşice öldürüldüler, işkenceye uğradılar, tecavüz edildiler, yurtlarından sürüldüler.

Kendilerini yeni Haçlı Seferlerinin neferleri sanan Sırplar, yıllardır birlikte yaşadıkları Müslüman komşularını tamamen yok etmek için merhametsizce saldırdılar ve tüm dünyanın gözü önünde kısmen de amaçlarına ulaştılar.

Yaşanan insanlık dışı bu utanç tablosu tam anlamıyla aydınlığa kavuşmadan adeta tarihin tozlu dehlizlerinde unutulmaya terkedilmek isteniyor. Uluslararası camia bu katliamın sorumlularını açığa çıkarmak şöyle dursun bu ayıplarını ört-bas etmek için ellerinden geleni yapmakta ve konunun sık sık gündeme getirilmesinden rahatsız olmaktadır.

Eğer bir gün yolunuz Bosna’ya düşerse Srebrenitsa'ya varmadan birkaç kilometre önce Potoçari köyü yakınlarındaki beyaz anıtın önünde durun.

Burada yaşanan katliamda hayatını kaybeden 12 bin masumun anısına dikilen bu anıtın arkasından kopup gelen ve bu insanların vahşi hayvanlar gibi Sırplara teslim edilirken attıkları çığlıklar, ağlamalar, kendisini öldürüp bu işkenceden kurtarması için arkadaşına yalvaran insanların haykırışları bütün benliğinizi saracaktır.

Anıtın önünde hiçbir şey yapamamanın çaresizliğiyle birbirinden kopan anne ve çocuğunun yüreğinizi parçalayan bakışmaları gözünüzün önüne gelecektir.

Bugün terkedilmiş vaziyette bulunan BM Potoçari kampının önünden geçerken nefret ve öfkeyle karışık isyan duygusu benliğinizi saracak, burada yaşanan zulüm biraz da yaşayacağınız suçluluk duygusuyla birlikte burnunuzun direğini sızlatacaktır.

Eğer yüreğiniz kaldırır biraz daha ilerideki Srebrenitsa’ya giderseniz yolun kenarında harabeye dönmüş fabrikalar, yıkılmış evler, camiler, tahrip edilmiş mezarlar görürsünüz.

NASER ORİÇ

Burada parantez açıp bir isme yer vermek gerekiyor: Naser Oriç. Bosna’nın yetiştirdiği en büyük askeri komutanlardan bir tanesi. Bosna Savaşı boyunca, birliği 3000’den fazla Sırp’a hak ettiğini vermiş bir halk kahramanı; Naser Oriç.

Bosna Savaşı sırasında Srebrenitsa’da bulunan Oriç, Sırplara Srebrenitsa’yı dar eder ve kasabayı güvenli bir kale haline getirir. Tarihler 1995'i gösterdiğinde, Naser'in 3 yıldır hâkim olduğu ve Sırplara kök söktürdüğü Srebranitsa, Birleşmiş Milletler tarafından 'güvenli bölge' ilan edilir ve güya silahtan arındırılır.

Bu karar üzerine Naser, birliğiyle birlikte bir başka savaş bölgesine, Tuzla'ya geçer. Katliamın haber alarak geri döndüğünde ise iş işten geçmiştir. “Srebrenitsa’nın Öyküsü” isimli kitabında İsnam Taljic Naser için şu cümleyi kurar: “Naser burada olsaydı, kendilerini neyin beklediğini bilen Çetnikler saldırmaya asla cesaret edemezlerdi.”

Srebrenitsa’ya dönen Naser, söylenildiği gibi şehre döndükten sonra katliama katılan hiçbir Sırp sağ çıkamaz şehirden.

SREBRENİTSA NEDEN UNUTULMAMALI

Bosna Savaşı ve özellikle Srebrenica katliamı Uluslararası camia tarafından unutturulmak istenen ama asla unutmamamız gereken trajedilerdir. Çünkü burada 12 bin insan sadece Türk ismi taşıdıkları için öldürüldü.

Sırp ve Hırvatlar, Boşnaklar'a ‘Türk’ diyorlardı ve “burada Türkleri istemiyoruz, Bütün Türkleri Türkiye’ye göndereceğiz” sloganlarıyla bu insanları öldürüyorlardı. Bugün hala Srebrenica’da duvarlarda katliam esnasında Sırplar tarafından yazılmış “Sve Turci u Turciju-Bütün Türkler Türkiye’ye” sloganlarına rastlamak mümkündür.

LAHEY VE KARADZİC

Lahey'deki Eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesi (ICTY),  Bosna Savaşı sırasında 11 ayrı suçtan yargılanan Sırp lider Radovan Karadzic hakkındaki kararını 24 Mart 2016'da açıkladı. Mahkeme, eski Sırp lider Radovan Karadzic'in 8 bin Müslüman Bosnalının öldürüldüğü Srebrenitsa'da soykırım yapmaktan suçlu bulundu.

Bosna'daki diğer beldelerde işlenen suçların 'soykırım' olmadığına hükmeden mahkeme "Karaciç, Bosna'daki belediyelerde insanlığa karşı suç işlemekten sorumludur" kararına vardı. Karaciç, 11 suçun 10'undan suçlu bulundu.

Mahkeme, Sırp liderin Saraybosna kuşatması sırasında "savaş suçu" işlediğine de hükmetti. 40 yıl hapis cezasına çarptırıldı.