Son düzlük – (Yusuf Tosun)

0
306

“Ruhumuzun içinde kar yağar Anamızdan doğduğumuz geceden beri Heybemizi emektar makinelere yükleriz Fikirlerimizi tıfıl vinçlere İri buğday tanelerinin trenleri yürüttüğünü bilmeyiz Biz yangında koşuyu kaybeden atlarız Biz kirli ve temiz çamaşırları Aynı zaman aynı minval üzere katlarız Biz koşu bittikten sonra da koşan atlarız” Sezai KARAKOÇ

At yarışlarından aşina olduğumuz bir deyimdir “son düzlük”. Hipodromda yarışan atların bitişe yaklaştıklarını belirtmek için kullandıkları son üçyüz, dörtyüz  metrelik düzlük için kullanılır. Son düzlük uzunluğu hipodroma göre değişebilir. Örneğin Veliefendi'de son düzlük uzunluğu beşyüzelli metre iken, Şirinyer'de bu son düzlük mesafesi dörtyüz metre olarak kabul edilir. Finişe doğru uzanan virajsız bölüm olarak kabul edilir daha çok. Anlaşılan Son düzlük tabiri biraz da görecelidir.  Netice olarak son düzlük; safların iyice ayrıştığı, atların var gücüyle koşmaya başladığı ve yarışı birincilikle bitirmeye çalıştığı son derece önemli bir mesafe ve zaman dilimidir.

Neyse, fazla uzatmayalım ve bir anekdotla toparlayalım: Çocukluğumda at yarışı spikerlerinden son düzlük tabirini ilkin “son yüzlük” daha sonraları ise “on düzlük” olarak anlardım.  Yakın zamana kadar ise; “son düzlük” denince bendeki tek çağrışım; “biz edebiyatı meslek olarak değil, mesele olarak görüyoruz” diyen İbrahim Tenekeci’nin deneme kitabının ismi idi. Şimdilerde ise bu tabir siyasileşti ve seçimlerin son demlerini canlandırıyor zihnimde. Daha doğrusu; topyekun bir milletin yürüttüğü mücadelenin zaferle veya hezimetle neticeleneceği seçime kadarki zaman dilimini çağrıştırıyor. Anlaşılan;  mesafe zamana, zaman insana endekslendi.

Kışın gelişi sonbahardan belli olur hiç şüphesiz. Bu son düzlük som bir bahar olacağı gibi; karı, fırtınası, kasırgası… bol çetin bir kış da olabilir. Son düzlükte dişlerini sıkmaktan kıran at tutkunu insanlar tanırım. Hayatta da öyle… Bütün hayal ve ideallerini son düzlüğe bağlayan nice insanlar bilirim. Bir de “Ata Senfoni”ler yazan Necip kahramanlar… Ve tabii ki “koşu bittikten sonra da koşan atlar”ın Şahdamar şairini… Eksik bırakmayalım ve hakkını teslim edelim:“Edebin bittiği yerde edebiyat biter.” diyen Akifleri de analım rahmetle.

Evet, millet olarak zor bir zaman dilimi ve sıkıntılı bir virajdan geçiyoruz. Bir milletin kaderini belirleyecek son düzlükteyiz yani. Sadece bizim için ve sadece bu zaman dilimi için değil; bütün insanlığı ve tüm zamanları ilgilendiren tarihi bir seçimle karşı karşıyayız. Ya var gücümüzle son düzlükte koşuyu birincilikle tamamlayacağız, ya da tükenip sahalara elveda diyeceğiz. Öyle ıskalanacak bir finiş değildir bu son düzlük.

Bombalar kalbimizin tam orta yerinde patladı. Kahpece bir katliam yaşandı. Acı oluk oluk akıyor içimize. Hüzün diz boyu… Olayın etkisi, amacı düşünüldüğünde kim yaptı sorusu anlamsızlaşıyor böyle durumlarda. Bütün bir dünya elbirliği yapmışçasına hedef tahtasına oturtulmuş durumdayız. İsimler üzerinden savaşım veriliyor. Bil ki; o isimler semboldür. Hedefe konan ben, sen, o… Haliyle hadiseler de bu muvacehede gelişiyor. İslam dünyası senin üzerinden çökertilmek, son umut da senin elinle yok edilmek isteniyor. Olay net!…

Unutma ve hatırla ki; dün olduğu gibi bugün de seni yok etmek için bütün kirli oyun ve planlar rafine yöntemlerle denendi. İç ve dış düşmanlar var güçleriyle kinlerini kustular ve hala da en şedit şekilde kusmaya devam ediyorlar. Yüzlerce kurban verdik, vermeye de devam ediyoruz. 
Anlaşılan savaş son kertesine geldi. Can havliyle, canhıraş bir çarpışmanın içindeyiz son düzlükte. Dünyanın neresinde bir olay vuku bulsa, yankısı bu coğrafyaya değiyor. Hiç alakası yok gibi gözüken olayların arka planında bile, ne desiselerin olduğu zamanla ortaya çıkıyor.

Alayının saat başı sayıkladığı yalanlarla, bir millet mahvedilmek isteniyor. Bu net algıyı iyi okumak durumundayız. Böyle bir dönemde beyinsizliğin lüzumu da yok elbette! Aklımızı başımıza almalı ve kendimize gelmeliyiz. Şu sıra millet olarak buna ihtiyacımız var.

Gün, kısır tartışmalarla kendimizi ve zamanı tüketme vakti de değildir. En büyük tümör tefrikadır. Tarihte topla tüfekle kazanılamayan birçok savaş, içeriden parçalatma ve zayıflatma ile kazanılmıştır. Bilinçli ve de içten bir birlik, beraberlik iradesini hiçbir karşı güç yenemez. Samimi, ferasetli ve de mukavim olmak durumundayız.

Yine son olaylar bir kez daha gösterdi ki; gizli olarak yürütülen savaşım artık alenileşti. Dünyanın küresel düşmanları bile sana karşı yürüttükleri yok etme mücadelesinde ittifak halindeler. Yani her geçen gün düşman azgınlaşıp alenileşiyor. Saflar netleşiyor. Bir kez daha teyit edildi ki; "Küfür tek millettir."Ve yine tekrar anlaşıldı ki; sen onların bütün isteklerini yerine getirsen de memnun olmayacaklar. Ta ki sen, yok oluncaya ve onlar tamamen hakimiyeti ellerine geçirinceye kadar. Tıpkı ilahi buyrukta ifade edildiği gibi: “Sen dinlerine uymadıkça, ne Yahudiler ve ne de Hıristiyanlar asla senden razı olmazlar. De ki: “Allah’ın yolu asıl doğru yoldur.” Sana gelen ilimden sonra, eğer onların arzu ve keyiflerine uyacak olursan, bilmiş ol ki, Allah’tan sana ne bir dost, ne bir yardımcı vardır.” (Bakara 120) Hal böyle iken ama, fakat, lakinle başlayan bütün cümleler hükmünü yitiriyor.

Bu durumda Cemil Meriç’in “zulmün olduğu yerde tarafsızlık namussuzluktur.”uyarısına kulak vereceğiz.  Gürül gürül Hak’ka doğru koşan bu toplumda elbette ki safımızı belirleyeceğiz. Bu millet üzerinde oynanan kirli oyunlara biz de dur diyeceğiz. Oyuna gelmeyeceğiz, oyunu bozacağız. Hakkın ve haklının yanında yer alacağız. Çünkü olup bitenlere şahidiz ve haksızlık karşısında dilimiz tutulamaz. Zerre kadar imanı olan her fert, bu varlık-yokluk mücadelesinde vicdanını yoklayıp sesini ve sözünü haykıracaktır elbette.

Son düzlüğe girdiğimiz bu zaman ve mesafe diliminde tarihi bir kararla karşı karşıyayız. Unutmayalım; bir ülkenin ve milletin kaderini belirliyoruz. Oynanan oyunun büyüklüğünü ve arka planını artık görmemiz gerekiyor. Karabulutların arkasına gizlenen güneş elbet yüzünü gösterecektir. Umudumuzu canlı tutmalıyız.

İnanıyoruz ki bu son düzlükte kazanan ümmet olacaktır.

Kaynak

———————————-

Yusuf Tosun

 

DİĞER KÖŞE YAZILARI