Ana Sayfa Yazarlar Süleyman Seyfi Öğün Soma’dakiler öldükleriyle kalmasınlar – (Süleyman Seyfi Öğün)

Soma’dakiler öldükleriyle kalmasınlar – (Süleyman Seyfi Öğün)

0
Soma’dakiler öldükleriyle kalmasınlar – (Süleyman Seyfi Öğün)

1 Mayıs için bazı dostlarımla konuşurken aklıma gelmiş ve söylemiştim: İşçi sendikaları Taksim inatlaşmasını bırakıp, 1 Mayıs’ı, geçen sene bugün ölenlerin anısına neden Soma’da kutlamıyorlar ki? Aynı husus Etyen Mahçupyan ile TV Net’de birlikte yaptığımız Paspartu programında da konuşuldu. Sovyet siyâsal sanat anlayışının versiyonlarından oluşan “zincirlerini kıran gürbüz işçi” posteri yerine, Soma’da ölen 301 işçi ve onların eş ve çocuklarının resimleri taşınsa çok daha anlamlı olmaz mıydı?

Gâliba işçi sınıfının “dâvâsıyla”, onun bu “dâvânın siyâsallaştırılması” arasındaki târihsel açık hızla; belki de bir daha kapatılamayacak derecede açılıyor. Gâliba en başta işçi sınıfının dâvâsını savunma iddiasındaki örgütler, işçi sınıfı ile olan duyumsal bağlarını kaybettiler. Proudhon gibiler zâten o zamanlarda bu riske dokunuyordu. İşçi sınıfının; ister siyâsal, ister ekonomik olsun, modern-kapitalist kazanımlarıyla târihin öznesi olma iddiasından uzaklaşacağına işâret eden sosyalist düşünürleri en başta Marx ve Engels tersledi. Bunu Leninizm “partinin öncü siyâsal rolü”nü alabildiğine abartarak pekiştirdi. Baş rolü işçilere vermekte ısrarlı olanlar ise Narodniklikle suçlanıp dışlandı. 

Sonuçlar ise hiç de beklenen gibi olmadı. İşçi sınıfı orta sınıf standartlarına kavuştuğu yerlerde egemen sınıflarla uzlaşıp “târihsel sorumluluklarından” vazgeçti. Diğer yerlerde ise orta sınıflardan gelen bir mâceracılıkla -bunun adı düpedüz provokasyon ve ajitasyondur- târihsel mecrâlarının dışına çıkarıldı. 

Orta sınıflar ile işçi sınıfının ilişkisi çok çetrefil bir ilişkidir. İlk olarak işçi sınıfının “dâvâsı” bir orta sınıf algı üzerine kurulmuştur. Yâni bu dâvânın özneleri bu dâvâyı inşâ etmedi. Orta sınıf entelektüeller bu dâvâyı kurdu. Bu aslında, tipik olarak kültürel-ideolojik vesâyetten başka bir şey değildir. İşçi sınıfının zaman içinde “bilinçlen(diril)erek bu dâvâyı benimseyeceği zannedildi. Bu iddianın en azından 19. yüzyılda hatırı sayılır bir karşılığı olduğu bile söylenebilir. Ama, işçi sınıfı orta sınıf mâmulü bir ideolojiyi asla tam olarak benimseyip özümsemedi. Gramsci'yi hapishanede kara kara düşündüren de buydu. 

İşçi sınıfı, ideolojik temelde orta sınıf gibi düşünmeye yanaşmadı; ama kültürel temelde orta sınıf gibi yaşamaya karşı derin bir iştah besledi. Doğrusu bunu II. Genel Savaş sonrasının ekonomi politikaları içinde hayâta geçirdiler. İşçi sınıfı basbayağı orta sınıflaştı. Artık ellerini sürmek istemedikleri işleri de proleter uluslardan gelen yabancı işgücünün üstüne yıktılar. 

Türkiye gibi yarı merkez toplumlarda kapitalist üretim hiçbir zaman dört başı mâmur gerçekleşmedi. Kalkınma süreçleri büyük ölçüde hantal devlet işletmeciliği ve devletçi bir sermâye “birikimi” ile sonuçlandı. Ezcümle, işçi sınıfı bürokratik yapılarla ve zihniyetlerle kuşatıldı. Yarı merkez toplumların, orta sınıflardan kopup gelen sözüm ona sosyalist önderleri de bu yapıların hegemonyasına tutulmuşlardı. Bütün mesele devleti ele geçirmek meselesiydi. Teklif ettikleri “sosyalist programlar” devletçiliğin ağır ve ileri uygulamalarını savunuyordu. İdeolojik olarak da, sosyalizm, başta milliyetçilik olmak üzere başka ideolojilerle karışıyor ve tanınmaz hâle getiriliyordu.

AK Parti'nin başlattığı aşağıdan ya da çevreden gelen nüfusları siyâsal ve ekonomik olarak merkeze yakınlaştıran sürece tepki koyanların lümpen sermâye-asker ve sivil bürokrasi ve nihâyet işçi sendikalarının kısm-ı azamını biraraya getirmiş olması şaşırtıcı değildir. AK Parti'nin iktidârında yerleşik sermâye ve onun müttefiki olan orta sınıflar ile yeni sermâye ve onların müttefiki olan yeni orta sınıfların kavgası yatıyor. 

Bu süreç devlet işletmeciliğini büyük ölçüde çözdü. İşçi sınıfı cümle kazanımlarını kaybetti. Büyük bir çözülme yaşadı. Gelin görün ki işçi sınıfı dâvâsının verdiği siyâsal refleksler, eski orta sınıfların siyâsal ezberlerinin ve eski tarz bir devletçiliğin güdümünde kaldı. 1 Mayıs'ta Taksim ısrarı ve Soma'nın akla gelmemesi bu yabancılaşma ve çözülmenin göstergesidir.
Gelelim yeni orta sınıflar ve yeni sermâyenin işçi sınıfı ile olan ilişkisine. Burada bir oturmuşluk yok henüz. Yaygın ve kitlesel iş kazaları ise uyarılarını gönderiyor. Yeni orta sınıflar ve yeni sermâye, kalkınmanın insânî mâliyetlerini odağına alan ve bu konuda duyarlılık geliştiren yeni bir kültürel yapılanma ve buna uygun siyâsetler geliştirmek durumunda. Yâni, orta sınıf tuzak sadece ekonomik bir anlam taşımıyor. Bunun kültürel-zihnî bir başka boyutu daha var. Eğer bu öngörülmezse “sağcılaştırma”, bugüne kadar berbat sonuçlar verdiğini gördüğümüz “solculaştırma”nın yerini almış olur. Yeni Türkiye'den bir tarafıyla da beklenen işçi sınıfı dâvâsının “solculaştırılma” ve “sağcılaştırılma” riskinden uzaklaştırılabilmesidir. 

———————————-

Süleyman Seyfi Öğün

 

DİĞER KÖŞE YAZILARI