Sivil inisiyatif olarak devreye girmeliyiz! – (Turgay Aldemir)

0
203

Şefkat, merhamet ve paylaşımı bilen bir nesil için sivil inisiyatif olarak devreye girmeliyiz!

Kişiler dinini, inancını ve felsefi görüşünü oluşturmada söz sahibidir. Devlet bu eğitimi zorlaştıran değil, yardımcı olandır. Devlet din eğitimi için gerekli altyapıyı oluşturmak zorundadır. Mevcut durumda din eğitiminde devlet tekeli var ve devlet, din eğitimini aynı zamanda engelliyor, dini kontrol altına almaya çalışıyor. Bu uygulama çoğunluğa dönüktür. Azınlıklara tanınan haklar Müslüman çoğunluğa tanınmıyor. Cumhuriyet kuruldu kurulalı, bu konu sıkıntılı, sancılı bir alan olma özelliğini sürdürüyor.

Devlet, çocukları ailelerinden almaya çabalıyor. Amaç, ailenin çocuk üzerindeki etkisini kırmak; tek tip, içi boşaltılmış bir nesil yetiştirmek… Oysaki çocuklarımız devletin malı değildir. Devlet keyfî uygulamalarla çocuklarımızı bizden uzaklaştıramaz. Bunun için duyarlı her anne-babanın tek tip eğitime, insaniyet ve inanç değerlerimiz adına karşı çıkması gerekir.

Cumhuriyetin kuruluşuyla başlayan gizli saklı, ahırlarda ve izbe yerlerde başlayan din eğitimi çabaları; şartlar zorlanarak, zaman içerisinde gelişerek kör topal devam etti.

Devlet dini kontrol altında tutmak için kurduğu Diyanet İşleri Başkanlığı, açtığı İHL ve ilahiyat fakültelerinin ortaya çıkarttığı ideal olmaktan uzak dini algılayışlardan ve uygulamalardan bile rahatsız oluyor. Sistem, zaman zaman bu kazanımları yok etmek için yeniden tek parti dönemi uygulamalarına dönüyor.

28 Şubat sürecinin başlamasından bu yana evrensel hukukta var olan inanç hürriyetine sınırlandırmalar devam ediyor. Oysa her ailenin çocuğuna inancını aktarma hakkı tüm hukuk kurallarında kutsal bir haktır.

Bütün bu sorunlar yetmiyormuş gibi bir de okullarda din eğitimi ile ilgili kayda değer bir müfredatın olmaması durumu daha da kötüleştiriyor. Sıradan herhangi bir dersin müfredatına ve onun uygulamasına dönük olarak hazırlanan ortam, din eğitimine sağlanmamaktadır. İbadet etme ortamı ve hakkı verilmiyor. Okullarda ibâdî uygulamalara yönelik ortamlar hala yasak. İnsanlar suç işliyormuş gibi kömürlüklerde, kalorifer dairesinde, arşiv odasında, depolarda, çatı arasında ibadet etmek zorunda bırakılıyor. Uygun ortam hazırlayan yöneticiler basına malzeme yapılıyor, soruşturma geçiriyor. Bu durum geleneksel, evrensel ve İslam hukuku açısından yüz karası bir hukuk ihlalidir. (Ayrıca bakınız: 1- 13 Aralık 1977 tarihli Talim Terbiye Kurulu Kararı: “(…) Bakanlığımıza bağlı okullarda ders saatleri dışında ibadetlerini yerine getirmek isteyen öğrencilere okul idarelerince mümkün olan kolaylıkların gösterilmesi gerekmektedir.” 2- 1982 Anayasası, 24. madde)

Din zararlı ve baştan çıkarıcı bir unsurmuş gibi muamele görmektedir. Sözüm ona; inanç ve toplum özürlü bir zihin algısı ile din eğitimine, yaş sınırlandırılması konuldu. Çocukların din ile tanışması âdeta zararlı alışkanlıklarla tanışması engellenir gibi bir çaba içine girildiğini görmek fevkalâde üzüntü verici.

Dini bir hak olarak sunulan Yaz Kur’an Kursları ise gerek zamanın kısalığı gerekse yaz aylarının eğitim açısından zorluğu sebebiyle verimli ve kalıcı olmuyor. Eğitimin, doğası gereği, sürekli, programlı olması ve aynı zamanda eğitime uygun ortamın tesis edilmesi önemlidir. Tüm bu sıkıntıların içerinde Yaz Kur’an Kursları birçok engele rağmen bir hak ve imkânmış, bir lütufmuş gibi sunulmaya çalışılıyor. Devlet; kendisini oluşturan milletin ve halkın inanç değerlerini, yeni nesle aktarmasını engellediği için sürekli devlet-millet çatışması yaşanıyor. Sürekli bir azınlık diktası ve dayatması sonucunda, milletimizin geleceği olan çocuklar, tek-tipleştirilmekte ve ahlaki-manevi zenginliklerinden uzaklaştırılmaktadır.

 

ÇÖZÜM ÖNERİLERİ

1. Cemiyet, cemaatler, sivil toplum kuruluşları, Diyanet, ilahiyat ve sivil eğitim yapan, aynı zamanda toplumun kanaat önderlerinin içinde bulunduğu bütün tarafların katılımıyla bir din eğitimi ve uygulamaları şurası toplanarak bu eğitimin doğasına uygun esaslar ve uygulamaya dönük rutin ve sistemli çalışmalar yapılmalı ve bu şura, bir kaç yıl arayla yeniden toplanmalı,

2. Anayasa ve kanunlardaki din eğitimini sınırlandıran maddeler çıkarılmalı,  Cumhuriyetin kuruluşu ile başlayan devlet-din çatışması sonlandırılmalıdır,

3. Camiler, imam-hatip liseleri cemaatlere açılmalı, özel imam-hatip liseleri ile ilahiyat fakültelerinin açılmasının önündeki engeller kaldırılmalıdır,

4. Din eğitiminde yaş sınırı kaldırılmalı, izin çocuğun velisine bırakılmalıdır,

5. Okullardaki din eğitimine dönük kanuni engeller kaldırılmalıdır,

6. Diğer İslamî yorumlar da hesaba katılarak din kültürü ve ahlak bilgisi dersinin içeriği zenginleştirilmelidir, 

7. Yaz aylarında ve eğitim-öğretim yılı devam ederken hafta sonları okullar din eğitimine tahsis edilmelidir,

8. Okullarda temel dini konuları içeren bir ders seçmeli hale getirilmelidir,

9. Tevhid-i Tedrisat’ın dayatmalarından eğitim hayatımız kurtarılmalı ve “yetenek budaması” ve “nesil israfı”na yol açan bu dayatmalardan doğrudan etkilenen toplumumuzun gelişiminin önündeki engeller kaldırılmalıdır,

10. Camiler sadece ibadet edilip kapatılan, kendi hallerine terk edilen mekânlar olmaktan çıkarılmalıdır,

11. Camilerin sosyal hayat içindeki rolleri, mimarisinden uygulanacak yeni eğitim müfredatına, sosyal donatılardan din görevlilerinin eğitimine kadar her alan yeniden yapılandırılmalıdır,

12. Silâhaltına alınan erlerin TSK bünyesinde görevlendirilecek ehliyetli eğitimciler eliyle temel dini eğitim almaları sağlanmalıdır,

12. Temel eğitimle birlikte dini eğitim ailelerin yetkisine bırakılmalıdır.

Ayrıca unutulmamalıdır ki;

Aileden kopuk eğitim çalışmaları şefkat, merhamet ve paylaşımdan uzak nesiller yetiştiriyor.

Bizler, en haklı taleplerimiz için çaba sarf etmeliyiz. Bu çabalar süreklilik arz etmeli. Bu uğurda gayretli olmayı, yorulmayı, bedel ödemeyi göze almalıyız. Çözüm için süreçlerin içinde olmalıyız. Ancak tüm bunları gerçekleştirmeye çalışırken bozulmadan, dönüşmeden katkı vermeliyiz.

Yorucu bir eğitim sezonunun sonunda tıpkı Rabbimizin “her yorgunluktan sonra yeni bir yorgunluk edinin” düsturu gereği o tertemiz çocuklar vesilesiyle hayata tutunmalıyız.

Bu sürece giderken yüreğinde endişe taşıyan her Müslüman, yaklaşan yaz tatili dolayısıyla kendine en yakın camiye, cemaate giderek Kur’an öğrenmeye gelen çocuklara emek vermeli ve/veya sosyal-kültürel faaliyetler yapmaları için maddi katkılar sağlayarak, hizmet ederek Allah’ın rızasına ulaşmaya çabalamalıdır.

Unutmayalım ki bu çaba bizim kurtuluşumuz olabilir…

 

24.06.2010

Özgün Duruş

———————————-
Turgay Aldemir
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI