Sivil iktidarın artan sorumluluğu – (Ahmet İnsel)

0
129

`Ordu elimizi tutuyor`, `Ordu ne der?`, `Ordu böyle istiyor` türünden gerekçelerin artık hiçbir geçerliği kalmadı.

`Ordu elimizi tutuyor`, `Ordu ne der?`, `Ordu böyle istiyor` türünden gerekçelerin artık hiçbir geçerliği kalmadı.

Türkiye siyasal tarihinde 29 Temmuz büyük bir iz bırakmayacak. Daha önce fiilen sona ermiş olan askeri vesayet rejiminin ve ona bağlı olan darbe tehdidinin etkisini yitirmesinin doğal bir sonucu olmaktan başka bir anlamı olmayacak. Yaşananın şu anda ve bu ülkede anlamı büyük olduğu için 29 Temmuz’u bir milat veya büyük bir dönüm noktası olarak tanımlamak, gerekçeleri anlaşılır bir abartıdır. Esas dönüm noktası, hükümetin 27 Nisan e-muhtırasına karşı şapkasını alıp gitmeyip, Genelkurmay Başkanlığı’na hak ettiği yanıtı verdiği 28 Nisan 2007 günüdür. Onu izleyen gelişmeler, ilmek ilmek TSK’nın dokunulmazlığının sökülmesine yol açtı.
Genelkurmay Başkanı istifa gerekçesinde çaresizliğini ifade ederek sonuçta oyunu terk ediyor. İstifa onurlu bir davranıştır ve bu nedenle emekliliklerini erken isteyen orgenerallere diyecek bir söz olamaz. Buna karşılık istifaların herhangi bir rejim krizine dönüşmemesi, toplumda sözü edilmeye değer herhangi bir endişe yaratmaması, siyasal alanda ordunun olağanüstü konumunun bundan önce büyük ölçüde ortadan kalkmış olduğunu açıkça gösteriyor. 2010 YAŞ toplantısı sırasında yaşanan krizin bir yıl sonraki sonucu, sivil yönetimin komuta kademesi seviyesindeki atamalarda asli söz sahibi olmasını pekiştirmesi oldu. Bu da demokratik rejimde olması gereken bir durumdur.
Koşaner’in veda metninde şikâyet ettiği ve istifasına resmi gerekçe oluşturan tutukluluk halinin yarattığı mağduriyetler elbette Türkiye’de demokrasi eksiği açısından çok ciddi bir sorundur. Ama komutanların böyle bir gerekçeyle istifa etmeleri, başında bulundukları kurumun sivil iktidara direnme kapasitesini bütünüyle kaybettiğini tescil ediyor. Görünen o ki Balyoz ve internet siteleri davalarında sanık subayların bir kısmının çözülmeleri ve komuta hiyerarşisinin en üstünü işaret etmeye başlamaları komutanları bütünüyle çaresiz bırakmış.
Siyasal olarak kendi kendini görevlendirmiş, meşruiyetini serbest seçimlerden alan iktidara karşı rejimin özerk bir dördüncü kuvveti, hatta asli siyasal kurumu olarak konumlanmış TSK dönemi artık geride kaldı. Durum tersine döndü. TSK’nın kurumsal konumu siyasal kapasitesini katbekat aşıyor artık. Genelkurmay Başkanlığı Başbakan’a bağlı, komutanlar devlet protokolünde en ön sıralarda yer alıyor, İç Hizmet Kanunu’nun 35. maddesinin verdiği müdahale yetkileri halen yürürlükte. Fakat bunlar, içleri artık fiilen boş olan konum, yetki ve statüler.
‘Yeni ordu’, ‘zarif darbe’ falan gibi safsatalarla oyalanıp, yeldeğirmenlerine saldırmaya devam etmek yerine, solun bu gelişmeden çıkarması gereken önemli bir sonuç var. Bundan sonra, güvenlik başta olmak üzere, tüm siyasal konularda yapılanlar ve yapılmayanların hesabı hükümetten sorulacaktır. Askeri vesayet rejiminin sona ermesinin anlamı, siyasal sorumluluğun bütünüyle iktidar partisinin omuzlarına binmesidir.
“Ordu elimizi tutuyor”, “Ordu ne der?”, “Ordu böyle istiyor” türünden gerekçelerin artık hiçbir geçerliği kalmadı. Dolayısıyla, örneğin Van’da kışlanın girişinde hâlâ bir provokasyon abidesi ve demokrasiye hakaret takı olarak ‘Orgeneral Mustafa Muğlalı Kışlası’ yazısı yer alıyorsa, bunun kaldırılmamasının sorumluluğu artık iktidar partisine aittir. Özerk askeri yargı düzeninin devam etmesi, TSK’da Sayıştay denetiminin kısıtlanması ya da Kıbrıs, Kürt, AB sorunlarında yol alınmamasının da sorumlusu hükümettir. Demokratik normalleşme bu demektir.
Askeri vesayet rejimi sona ererken bu boşluğun otoriteryen bir sivil güç tarafından doldurulması olasılığı elbette vardır. Ulusal güvenlik devleti rejimi sadece askeri vesayet ortamında hayat bulmaz. Sivil güçlerin elinde de başka bir güvenlik devleti rejimi ortaya çıkabilir. Özgürlükçü, demokrat hareketlerin AKP’nin karşısında TSK’nın denge veya fren unsuru olmaktan çıkmasından endişe edip, dizini dövmek yerine, denge ve frenin sivil siyasal alan içindeki kurumlar tarafından daha güçlü biçimde hayata geçirilmesi fırsatını değerlendirmesi, bu yöne hamle etmesi beklenir.

Radikal

———————————-
Ahmet İnsel
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI