Sio-nazizm… – (Ardan Zentürk)

0
90

Her ne kadar polis yetkilileri filmin, “radikal İslami kuruluşları” hedef aldığını savunsalar da, filmde konuşan Hıristiyan ve Museviler, İslam’ın yüksek doğum oranı nedeniyle dünyanın hızla yükselen dini olmasından veya

Türkiye’nin yoğun gündeminde, dünya siyaset dengeleri açısından çok önemli bir tartışma, haliyle kendine yer bulamadı. Olay Amerikan polisiye dizilerinden çok iyi tanıdığımız New York Emniyet Müdürlüğü’nden (NYPD) kaynaklandı ve tartışması halen sürüyor. Tartışma yaratan gelişme bir “eğitim filmi…” 72 dakikalık filmin adı “Üçüncü Cihad…” Adından anlamışsınızdır, film, New York polisinin anti-terör eğitiminde kullanılıyor ve bütünüyle “İslam düşmanı” senaryoya sahip!..

Her ne kadar polis yetkilileri filmin, “radikal İslami kuruluşları” hedef aldığını savunsalar da, filmde konuşan Hıristiyan ve Museviler, İslam’ın yüksek doğum oranı nedeniyle dünyanın hızla yükselen dini olmasından veya Batı’nın İslam’a karşı her yolu deneyerek kendini savunmasından söz ediyorlar. Yani, film, radikal örgütlerden kaynaklanabilecek terör tehdidini değil, doğrudan İslam’ı hedef alıyor!..

İsrail’in tehlikeli oyunu…

“Üçüncü Cihad”, küçük bir sivil toplum kuruluşu olan Clarion Fonu tarafından desteklendi ve yapımı gerçekleştirildi. Fon’un kurucu başkanı Raphael Shore’un, Kudüs merkezli radikal dinci Yahudi kuruluşu Aish Ha Torah’ın üyesi ve hahamı olduğunun belirlenmesi New York’taki skandalın büyümesine neden oldu. Müslüman asıllı Amerikan vatandaşları ayakta… Radikal dinci Yahudi grupların İslamofobi olarak adlandırılan “İslam düşmanlığını” güçlendirmek için New York polisini kullanmış olmalarına -haklı olarak- öfkeliler.

Skandal, İsrail aşırı sağı ile Amerikan aşırı sağı arasındaki işbirliğini, özellikle dünyada İslamofobi’nin güçlenmesi için yürüttükleri ortak çalışmayı göstermesi bakımından önemli.

Nazi-Siyonist işbirliği…

Avrupa açısından “maskeyi düşüren” gelişme geçtiğimiz yıl Norveç’in başkenti Oslo yakınlarındaki Utoye Adası’nda “sol” kanat gençlik kampını basarak tam 76 masum çocuğu öldüren ırkçı katil Anders Breivik’in yazmış olduğu 1.500 sayfalık “manifesto” oldu. “Manifesto”nun hemen tamamı Avrupa’daki neo-nazi hareketlerin internet sitelerinden kopyalanmıştı ve sadece Müslümanlar’ı hedef alıyordu. Breivik, İsrail’i Müslümanlar’a karşı sürdürdüğü mücadelede haklı bulduğunu ve Avrupalı Hıristiyanlar ile Yahudiler’in ortak kültürlerini bu insanlara karşı savunmaları gerektiğini söylüyordu.

Bu yaklaşım, tesadüf değildi, aksine, Avrupa’daki neo-nazi hareketler ile İsrail aşırı sağının geliştirdiği “stratejik ittifakın” doğal sonucuydu. İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu’nun liderliğindeki sağcı Likud Cephesi’ne üye aşırı sağcı politikacıların neo-nazileri destekleyen politikalar üretmesi anlamlı kuşkusuz…

Lieberman’ın ekibi…

İsrail’in, eski bar fedaisi, ırkçı kimlikli Dışişleri Bakanı Avigdor Lieberman’ın Yisrail Beiteinu Partisi’nden Meclis’e giren emekli albay Eliezer Cohen’ in, Hollanda’nın ırkçı-İslam düşmanı lideri Geert Wilders ile geliştirdiği dostluk bunun en önemli örneklerinden. Cohen’e göre, Avrupalı sol partiler İslam’a karşı pasifler ve aşırı sağcı liderler Avrupa’nın kurtuluşu için tek çare olarak gözüküyor.

Netanyahu kabinesinde “bakan yardımcısı” olarak görev yapan aşırı sağcı Ayoob Kara’nın, Avusturya’nın neo-nazi partisi FPÖ ile kurduğu özel ilişki, bu ilişkilerin Fransa’nın Ulusal Cephe, Belçika’nın Vlaams Belang gibi ırkçı partilerine kadar uzandığının anlaşılması dikkat çekici.

Özellikle Ayoob Kara’nın Berlin’de, “neo-nazi milyoner” olarak tanınan Patrick Brinkman ile buluşmasının İsrail basınına manşet olması Museviler arasındaki tartışmanın da gün yüzüne çıkmasına neden oldu.

Liberal ve solcu Museviler, aşırı sağcı İsrailli politikacıların “düşmanımın düşmanı dostumdur” düşüncesiyle attıkları adımları “tehlikeli” bulduklarını açıkladılar.

Siyonizmin aşırı sağı ile neo-nazilerin bu ittifakı, siyaset sözlüğünde tanımını “sio-nazizm” olarak aldı bile.

Fransa’daki saldırılar…

İsrail ile 2’nci Dünya Savaşı’nda milyonlarca Yahudi’yi gaz odalarına götürmüş Naziler’in bugünkü takipçileri arasında yaşanılan işbirliğinin belgeleri bir köşe yazısının sınırlarını zorlar…

Bütün bu hengamede, silahlı saldırganlar Fransa’nın Toulouse kentinde önce 3 Arap kökenli Fransız askerini, hemen ardından üstelik aynı silahla üçü çocuk dört Musevi’yi katlettiler… Savcılar ise “neo-nazi saldırganlardan” söz ediyorlar…

Acaba… Ölümler neyin mesajıydı?..

 Star


———————————-
Ardan Zentürk
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI