Şimdi `siyaset` zamanı! – (Kürşat Bumin)

0
171

Biliyorum şaşırtıcı gelecek ama 12 Eylül`de önündeki sanıklara idam cezası kesmeye doyamamış bir hâkimin `balyoz davası`nı karara bağlayan `özel yetkili` mahkeme hakkında söyledikleri yanlış değil. Ama ?maalesef- bir `idam rekortmeni`nin

`Balyoz davası`nın ya da ceza hukuku terimleriyle söyleyecek olursak `Türkiye Cumhuriyeti icra vekillerini vazife görmekten cebren men etmek` suçlamasıyla açılan davanın ağır mahkûmiyetlerle sonuçlanmasını biraz geriye çekilerek nasıl yorumlayalım?

TSK`nın cumhuriyetin ilanından itibaren kendisine biçtiği rol-işlev ve bunun bir sonucu olarak ülkenin `icra vekilleri`nin önüne sıklıkla dikilip ona lalalık yapmak arzusunun belirtileri (muhtıralar, modern-post modern darbeler, bilgi notları vs) iki gündür medyanın büyük bölümünde yazılıp çizilerek hatırlatılıyor.

TSK`nın bu devleti toplumdan korumak olarak özetleyebileceğimiz `korumacılık` uygulamaları ülkemizin ne yazık ki bugüne kadar gerçek anlamıyla `siyaset` ile tanışmasının önündeki başta gelen engeldi. Bugün `balyoz davası` kararlarıyla bu vesayetin bugüne kadar hiç rastlanmadığı ölçüde kırıldığını ya da en azından çok ağır yara aldığını söylemek tabii ki doğrudur. Ancak unutmayalım ki bu durağa ulaşılmış olması ne kadar önemli olursa olsun, bu süreç tek başına bizi gerçek anlamıyla `siyaset`e de -yani toplumu tabiatı-tanımı gereği çatışma-çekişme-farklı tutumlar takınılan bir alan olarak tanıyan siyaset- ulaştıracağı anlamına gelmiyor. Benzer bir değerlendirmeyi ülkenin yargısı-hukuku için de yapabiliriz. `Balyoz` hükümlüleri bugün şikayetçi oldukları yargının da kendi eserlerinden birisi olduğunu unutmamalıdır. Bu ülkede on yıllardır toplumun `ethos`unu beğenmeyip onun yerine yüzde yüz `Türk Malı` yeni icat bir fikriyat yerleştirmek için siyaset gibi hukuku da araçsallaştırırsanız sonunda olacağı budur.

Ordunun ülkede hemen her alanda tek seçici-tek belirleyici olmak tutkusunun faturası sonunda ?kader işte!- biçimlenmesinde büyük katkısı inkar edilemeyecek olan bir yargı sisteminin ürünü olan bir `özel yetkili mahkeme` tarafından mahkum edilen üç yüzden fazla yüksek rütbeli komutanına kesildi…

Bu çerçevede dün ekranlara inen bir haberden söz etmeden geçemeyeceğim: Önümdeki haber başlığı şöyleydi: `Hâkim Kayacan`dan Balyoz eleştirisi: Adalet, 12 Eylül`de bile çok daha adildi`

Ali Fahri Kayacan, `Balyoz davası`nda 17 sanığın avukatıymış. Kayacan, 12 Eylül`de askeri hakim olarak MHP ve ülkücü kuruluşlar davasında 12 idam kararına imza atmış. Diyarbakır PKK Davası`nda ise 20 idam cezası vermiş. Mustafa Pehlivanoğlu, Ali Bülent Orkan ve Necdet Adalı`nın idam cezalarının infazında bulunmuş. Kayacan, açıklamasına şöyle devam ediyor:

`… Bu çerçevede her şeyden önce tabii ki varlığına kanunla son verilmiş bu `özel mahkemeler`in ellerindeki davalar sonuçlanıncaya kadar iş başında kalabilmesi ortaya çıkan büyük tutarsızlık. Diğerleri gibi `balyoz davası`nın da `özel yetkililer`in ortadan kalmasından sonra ceza hukukunun işaret ettiği mahkemelerde sürmesini ve sonuçlanması gerekmiyor muydu? Hukukun (bugünlerde sıkça tekrarlandığı gibi) nihayet `galip geldiği`ne samimi olarak inanıyorsak `balyoz kararları`nın olağandışı olmayan bir mahkemeden çıkması gerekiyordu.`

Biliyorum şaşırtıcı gelecek ama 12 Eylül`de önündeki sanıklara idam cezası kesmeye doyamamış bir hâkimin `balyoz davası`nı karara bağlayan `özel yetkili` mahkeme hakkında söyledikleri yanlış değil. Ama ?maalesef- bir `idam rekortmeni`nin sözlerine bile hak verdiren asıl neden bu ülkenin bir türlü yetişkinliğe adım atamamış olan hukuk sistemi değil mi? Yani öyle bir ülkede yaşıyoruz ki, idam cezası kesmeye doyamamış bir 12 Eylül hâkiminin bile 30 yıl sonra hukuk sistemimize ilişkin söyleyecek bir doğru bir sözü var… (`12 Eylül adaleti` çerçevesinde `Türkiye Cumhuriyeti icra vekillerini vazife görmekten cebren men etmek` merkezli suçlarla ilgili sürekli kalem kırmış bir eski askeri hakimin `balyoz davası` sanıklarınca `avukat` olarak seçilmesinin akıl sır erdirilemeyen nedenleri üzerine tahminlerde bulunabilirsiniz.)

Ama gerçekten de (Kayacan bile söylese) varlıklarına son verildikten sonra benzer davalar gibi `balyoz davası`nın da bir türlü emekli olamayan `özel yetkili` bir mahkeme sonuçlandırılmış olması buradaki `özel`i ?kötü anlamıyla tabii ki- karara ilişkin olumsuz yorumlarda etkili kılacaktır

Karara bağlanan `balyoz davası`na ilişkin ?deliller hakkında süren tartışmalar dışında- konuşulması gereken diğer önemli bir husus davaya konu olan `seminer`e ilişkin niçin bazı komutanların tanıklık dışında bile tutulduklarının sorgulanmasıdır. İkinci olarak da (burada Alper Görmüş`ü izliyorum) `balyoz`dan başından itibaren haberdar olan `icra vekilleri`nin suskunluğunun nedenlerinin araştırılması geliyor.

Yazıyı başlığın biraz oynanmış haliyle bitireyim: Siyaset şimdi başlıyor!

 Yenişafak

———————————-
Kürşat Bumin
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI