Seni sevmek – (Şamil Ceylan)

0
308

Vadinin orta yerine eşiyle yavrusunu bi başına koyup gitmek. Sorulduğunda neden diye Allah’a emanetmiş seni sevmek. Safa ile Merve arasında gidip gelmek. Çaresizliği delmekmiş seni sevmek.
Seni sevmek başkaldırmaktı, hayatın en onulmaz yerinde. Bütün dayatma ve aldatma ve sömürü düzenlerine. Seni sevmekle başladı büyük sözler, kelimeler ve düşler. Seni sevmekle öğrendik seve seve dövüşüp, seve seve yenilmeyi, yenilenmeyi yenilgilerden zaferler doğurmayı, en çok da senden öğrendik.

      Seni geceleyin sabahlara kadar elimizden düşürmedik. En can alıcı sözlerini okuduğumuzda, heyecandan öfkeden ayağa kalktık. Seni sevmek günlerce yolunu gözlemekmiş. Hiç bıkmadan eskimeyen yazılarını sürekli açıp açıp yeniden keşfetmekmiş görülmeyeni.

      Seni sevmek en çok da özlemekmiş. Bu utanılası unutan ve satanlar dünyasında. Özlenmediğini bile bile özlemek. Seni sevmek yağmurun altında hedefe yürümekmiş, kararlı adımlarla. Sırılsıklam ıslanmakmış bazen yağmurlarla, bazen kurşunlarla. Rüzgârın sırtına vurmasıymış bıçak gibi kesmesi, içini titretmesi.

      Seni sevmek kimsesiz bir garibi geceleyin ziyaret etmekmiş. Onunla dertleşmek teskin etmekmiş. Ona umut olmak, vakti kollamak ve yeniden saati kurmakmış seni sevmek…

Seni sevmek acı çekmekmiş. Daha güzel yazılsın diye şiirler, anlaşılsın diye deli sözler. Seni sevmek iç çekmekmiş ciğerlerine hasret hasret, duman duman… Ağır tütünler tüketip, her gün tükenmekmiş biraz biraz. Ağır ağır ölmekmiş seni sevmek ama mutlaka tekbir getirerek.

      Seni sevmekle oldu böyle işte, dağlı bir iz bıraktı, acı hayat yüzümde. Seni sevmek coplanmakmış meydanlarda… Tükürmekmiş soysuza. Kelepçelenmek alınıp götürülmekmiş birinci sınıf şubeye. Terörle mücadelede sorgulanmakmış çapraz sorguda. Anarşist olmakmış hukuksuzluk karşısında. İnsan olmayanlar tarafından yargılanmakmış, insan hakları mahkemesinde. Seni sevmek kırmızı bültenle aranmakmış uluslararası arenada. G.B.T.’de çıkmakmış. İnterpol’de olmakmış seni sevmek.

      Seni sevmek “Sırf düşmana inat bir gün fazla yaşamak”mış. Seni sevmek şehirde dağ arayanlara, öfke duymak, kin kusmakmış. Matarama tuzlu ekleyip yollara düşmekmiş seni sevmek. Işığı görülmeyen bir tünele girmek, derinliğini bilmediğin bir gölde yüzmekmiş. Seni sevmek akıntıya kürek çekmek, İnadına diretmekmiş…

      Seni sevmek yeni doğmuş bir bebeği koklamak ve ona sarılmakmış doyasıya. Seni sevmek öyle bir şeymiş işte doyumsuz bir şey… Seni sevmek kaybetmek gibi görünse de aslında kazanmakmış. “Herkes dostunsa ve bütün yollar gidilebilir olmuşsa kaybolmuşsundur” Sözünün künhüne varmakmış…

      Seni sevmek kriz çıkarmak gâvurla savaşı göze almakmış meğer… Ceketini bir dosta vermekmiş, soğuğun ayazında, üşütmekmiş ciğerleri, kan kusmakmış oluk oluk… Seni sevmek hırıltılı bir nefesle kesik kesik konuşmakmış inadına. Seni sevmek en yorgun halinde bile başı dik, yumruğu sıkı olmakmış ve haykırmakmış alayına isyan diye!

      Seni sevmek sevdiğini söylemekmiş aynanın karşısında. Deli olmakmış çok akıllı ve uyumlular içinde. Seni sevmek hayatı ıskalamakmış gençliğinin ortasında. Ansızın yakalanmak bir mevziin başında! Kurşunlanmak on dokuz yaşında. Bulutların gözyaşında düşmek toprağa, daha güzel olsun diye gül mevsimi, feda etmek kendini. Baskın yemekmiş seni sevmek aç karına, Kafkasya dağlarında, Hindikuş dağlarında.

      Hızır’la yoldaş olmak, hikmetin sırrına ermekmiş. Kaybetme pahasına da olsa bıkmadan soru sormakmış. Anlamaya çalışmakmış metafizik ne varsa. Sınırı aşmakmış, terlemek, sesini yükseltmek, bir dosta sevgi göstermek, hazır olmamak ve hiç rahat durmamakmış seni sevmek.

      Marjinalde olsa orijinal olmakmış biraz da. En çok da haddini bilmekmiş enteller içinde. Sözü yürekten söylemekmiş hayatın pahasına. Seni sevmek çocuk olmakmış biraz da. Orduları tam tekmil içtimaa çekmekmiş esas duruşta.

      Arakanda çocuk olmakmış seni sevmek. Ekmek kuyruklarında sıkışmak, çamur deryalarında boğuşmakmış seni sevmek. Seni sevmek aşktan anlamayan şehirleri yakmakmış. Seni sevmek eşittir fişlenmek takip edilmek. Atını denize sürmekmiş gözünü kırpmadan, kızgın demirle yarayı dağlamak ve ölümünün arş’ı titretmesi seni sevmek.

     Rebeze’de can vermekmiş secdede. Ebuzer gibi getirilen kefene bakıp son nefeste, “kamu malı mı?” diyerek son noktayı koymakmış yolculuk serüvenine. Atları şaha kaldırmakmış Atlantis önünde. Kılıcını uzatıp ey zulmet denizi sen olmasaydın O’nun kelimesini daha ötelere taşıyacaktım diye meydan okumakmış bütün fizik kurallarına.

     Seni sevmek petrol borularına inat, kan pompalamakmış coğrafyamın şahdamarına. Seni sevmek Kremlin’e nota, Waşington’a darbeymiş. Ve en ateşlisinden Paris’i yakmakmış seni sevmek. Bacıma küfreden Romalıya kafa atmakmış jübile maçında. Gemileri yakmakmış Kurtuba önlerinde. Hallacı Mansur olup darağacına çekilmek. Gazzali olup kaçmak Bağdat’tan makamdan koltuktan…

     Yunus olmakmış seni sevmek eğri odun sokmamak dergâhın kapısından. Bağrı yaslı boynu bükük şöyle garip bencileyin demekmiş. Kuzuları sevmekmiş mayıs aylarında, öpmekmiş doya doya. Zarif çoban oldu diyeler tombul kuzular aşkına. Kandahar olmak kahrolmak, Felluceyi, Samarra’yı hep delikanlı bilmek.

      Gazze gibi nazlı bir gelin olmakmış seni sevmek. Türkistan’da zafer işareti yapmak koltuk değnekleriyle tankların önünde. Moro olmakmış seni sevmek. Uzak olmak unutulmakmış dünyanın orta yerinde. Aykırı tehlikeli olmakmış.

      Kurşunları sıkmakmış gökyüzüne gecenin üçünde. Bağırmakmış dört nolu ateşinle destekle diye. Sorduğunda komutan niye sıktın oğlum diye. Bir görüntü aldım komutanım demekmiş seni sevmek…      
              
    Kravat takmamak, jöle sürmemek, biraz beyaz gömlek bir de deri montmuş seni sevmek.

Bir çocuğa şiir ezberletmek… Bir düşmana korku salmak, davası olmakmış yani. Adam olmakmış seni tanımak adam olmak. Dik durmakmış karşısında dünyanın. Sürgün ülkeden sürgün ülkelere, sürgün edilmekmiş seni sevmek.

    Bir zaaf gibi görünse de aslında en büyük güçmüş. Dünyayı yenmek ve sonra kendi kendine yenilmekmiş seni sevmek. Uçmakmış dipsiz vadilerde Zümrüdü Anka’yı bulmak için uçmak. Savaş meydanından büyük bir zafer için geri çekilmekmiş seni sevmek. Geri dönmek, nerde kalmıştık diye sormak, kolları sıvayıp sil baştan başlamakmış seni sevmek. İleri atılıp serden geçmek ve hiç dönmemekmiş seni sevmek.
 
     Yanından geçmek değil içine düşmekmiş seni sevmek. Köz edip yüreği çekiçle örsün arasında dövmek. Bir ummandan bir ummana akmakmış seni sevmek. Ateşten çıkıp suya girmek, çelikleşmekmiş seni sevmek. Rolünü, dostunu, kaderini seçmekmiş. Sevgiliye duyulan hasret. Gurbetten vuslata dönmekmiş seni sevmek.

     Kötüyü iyiye yormak, her işte bir hikmet, her olayda bir ayet gözlemekmiş seni sevmek. En büyük yenilgi yenilgiye yenilmek! En büyük zafer direnmek! Ve inat ve direnç ve hiç vazgeçmemekmiş seni sevmek.

    Harakiri yapmakmış savaşçı onuruyla… Atıp kaçsan da geri dönüp yine gelen bumerangmış seni sevmek. Issız denizlere yelken açmakmış. Ekseni kaymış dünyanın, pusulasını kırmak, tevekkül etmekmiş seni sevmek. Denize vurmak, Turda ayakkabılarını çıkartıp öyle mahsun beklemek. Tih çölüne girmek kırk yıl çıkmamak seni sevmek.

    Vadinin orta yerine eşiyle yavrusunu bi başına koyup gitmek. Sorulduğunda neden diye Allah’a emanetmiş seni sevmek. Safa ile Merve arasında gidip gelmek. Çaresizliği delmekmiş seni sevmek.

    Selman gibi yollara düşmek, Bahira olup yolunu gözlemek, selam söylemekmiş seni sevmek. Hayber’e dalmakmış seni sevmek. Seni sevmek, İstanbul’u kuşatmak, cesur olmak, sonunu düşünmemekmiş. Pazarlık yapmadan almak, Bir şey beklemeden vermekmiş, sadece sevmekmiş seni sevmek, sadece sevmek…

    Ölmeden toprağa gömülmek, hayatı öldürmek, yaşarken ölmek yani ölümü özlemekmiş seni sevmek. Gitmek değil gelmek, kopmak değil bağlanmakmış seni sevmek. Bir çocuğa gülümsemek, Uveys gibi bağrına taş basıp beklemek. Çağrılmadan gelmek, kovulmadan çekip gitmekmiş seni sevmek.

     Pratiği unutmak, ezberleri bozmakmış. Hayattan kopmak eşya ile ilişkini kesmek… Öteleri gözlemek… Eşin dostun nen varsa gönül verdiğin, gözü arkada koyup gitmek ve bir daha dönmemek, seni sevmek bir daha dönmemek…

———————————-
Şamil Ceylan
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI