Şengöz: Hayatı Değerli Kılmak Değerli İşlerle Mümkündür!

0
225

AÖB Öğrenci Meclisi Toplantısı’nda gençlere hitap eden Zekeriya Şengöz, “Ya var olacağız ya da yaşayan ölüler olacağız! Ötesi yoktur! Varlığımızı değerli kılmak için öncelikle inandığımız değerleri hayatımızda yaşamalı, akabinde çevremizde yaşam alanı bulması için çabalamalıyız” dedi.

Anadolu Öğrenci Birliği (AÖB) Öğrenci Meclisi Toplantısı 29-30 Eylül tarihleri arasında Türkiye’nin 62 ilinden 115 üniversite başkanının katılımıyla Malatya’da gerçekleşti.

Bu kapsamda Anadolu Platformu İstişare Kurulu Başkanı Zekeriya Şengöz gençlere yönelik bir hasbihal gerçekleştirdi. İşte Şengöz’ün programda yaptığı konuşmanın tam metni:

Sevgili Gençler!

İnsanın gerçek değeri, kendisini değerli kılan “İlahi nefha”yı korumaktır. Çamurdan-balçıktan kurtulup asıl vatanına doğru yol almaktır. Ayağı verene doğru yürüyüp gözü verene doğru bakmaktır. Fâni eğer Bâkiye yaklaştırıyorsa değerlidir. Herkesin değeri, aradığı şeyle, peşinde koştuğu hedefle ölçülür.

Hz. Peygamber (a.s)’in ifadesiyle “İnsanların en hayırlısı insanlara faydalı olandır.”

İnsanlara nasıl faydalı olacağız?

Dünyamızın ateş topuna dönüştürülmeye çalışıldığı günümüzde zulme ve tuğyana karşı inandığımız değerlerin kavgasını vermek, yaşamak, hayata taşımak ve zalimlerin bilinçsizleştirme politikalarını boşa çıkarmak adına ciddi bir çabanın sahipleri olmalıyız!

Yapmamız gerekenleri yapmaz, hep başkalarından beklersek yürütülen bilinçsizleştirme politikalarının malzemesi ve kobayı oluruz, kendimiz olmaktan çıkar hiçleşiriz!

Ya var olacağız ya da yaşayan ölüler olacağız!

Ötesi yoktur!

Genç Kardeşlerim!

Varlığımızı değerli kılmak için öncelikle inandığımız değerleri hayatımızda yaşamalı, akabinde çevremizde yaşam alanı bulması için çabalamalıyız.

“Siz kendinizi unutarak diğer insanlara iyilik yapmayı ve erdemli olmayı mı emredersiniz, hem de Allah’ın kitabını okuyup durduğunuz halde, siz hiç aklınızı kullanmaz mısınız?” (Bakara 44)

Menfaatlerinin gerektirdiği şekilde felsefe geliştirenler, özellikle toplumların dinamik gücü olan gençleri hedef kitle olarak seçip bu kitleyi anlamsızlıklar deryasında boğmak hedefindeler. İfsat için sahip oldukları bütün imkânları seferber etmektedirler.

“Bir neslin kaderini bir önceki nesil tayin eder!”

Biz gençliğin bir toplum için ne kadar önemli olduğunu biliyoruz.

Konfüçyüs’ün önemle altını çizdiği gibi “Gençlik, bizler için çok önemlidir. Çünkü bir neslin kaderini bir önceki nesil tayin eder!”

Evet Gençler!

“Bir neslin kaderini bir önceki nesil tayin eder!”

Unutmayın! Çürük temeller üzerinde var kılınan nesillere sahip her toplum yıkılmaya mahkûmdur. Bunu bilen odaklar hassaten toplumun can damarı olan gençliği ciddi markaja almaktadırlar.

Bir toplumun en hareketli ve hararetli kuşağı olan gençlik, eyvallah etmeyen bir karakterdedir. İçinde bulunduğu yaş aralığının gerektirdiği özelliklerden dolayı gençlik, kanı deli akan bir evreyi yaşar. Bir yönüyle de gençlik evresi, aslında ömrün en bereketli zaman dilimi olmaya namzet bir devredir.

Gençlerin dünya algıları, hayatı okuyabilme biçimleri, maddi ve manevi değerleri sahiplenme güdülerinin gelişmesi kaçınılmaz sorumluluk alanlarımızdandır. Müslüman gençler olarak bu hususta ciddi planlar içinde olmalı ve bu alanda önemli yatırımlar yapmalıyız.

Şer odakları, toplumları ifsat etmek için hedefledikleri yaşam tarzını öncelikle kitle iletişim araçlarıyla pompalarlar. Yaptıkları programlar vasıtasıyla hedef kitledeki çocukları ve gençleri zehirlemeyi seçerler. İçki, kumar, fuhuş, esrar, eroin, müstehcenlik gibi illetleri, genç dimağları felç etmek için yaygınlaştırırlar. Her türlü iletişim ve reklam aracını bu işe hasrederler.

George Soros’u unutmamamız lazım. Ülkelerdeki gençlik öğütlenmelerini farklı gruplara ayırarak toplumları parçalara ayırmak için milyon dolarlarla projeler   yaptırmaktadır. Üniversitelerde Açık Toplum Enstitüsünün toplumları Feministler, Travestiler, Lezbiyenler ve Gaylar gibi marjinal  gruplara ayırıyor. Toplu etkinliklerine sponsorluk yapıyor.

Özellikle Müslüman ülkelerde gay,travesti ve Lezbiyen gibi cinsel sapıklıkların yayılmasını ve örgütlenmelerini sağlamaktadır. İnsan fıtratına savaş açan taşkın bir hareketi besleyen, yaygınlaşmasını ve meşrulaşmasına çalışan bir eğitim sahibi…

Gençlik hareketlerini merkeze alan ve kitlesel eylemler yaptırabilen kabiliyeti ile yeni sosyal hareketlerin en belirleyici aktörü unvanına sahiptir.

Bir toplum ancak ifsat olunca, her bir değerini talan etmek kolaylaşacak, sömürü düzeninin bir payandası olmaktan kurtulamayacaktır, ancak bu durumda ensesinde boza pişiren sülüklerin gazabına uğrayıp her türlü acıyı çekecek duruma düşer. Yoksa sağlıklı bireylere sahip bir toplumun talan edilmesi, sömürülmesi, bir takım çirkin tezgâhlara payanda kılınması mümkün olmaz.

Bu durumda çalışmalarınızın verimli olması için kendinize yatırım yapmanız gerekiyor…

Gelecekte nasıl bir hayatı yaşamak istiyorsanız, çocuklarınıza nasıl bir dünya bırakmak istiyorsanız şimdi o hayatın temellerini atmak için kabiliyetlerinizi, yeteneklerinizi, zekânızı bu iş için seferber ediniz!

“Gençler hayalleri ile yaşarlar.

Yaşlılar ise anılarıyla…

Siz gençler bu dönemi bir an önce bitirmeyi ve oradan gitmeyi arzularsınız.

Yaşlılar ise bu döneme geri dönmeyi arzulayıp dururlar!”

Neden hiç düşündünüz mü?

Çünkü yaşlandığınızda hazırladığınız dünyayı görüp ah genç olsaydım da gençken sahip olduğum imkanları çarçur etmeden farklı kılsaydım diye düşünür ve gençliğe özlem duyar…

Yol uzun ancak hayat çok kısa!

Gençler!

Unutmayın! Yol uzun ancak hayat çok kısa! Göz açıp kapayıncaya kadar geçip gidiyor! Başkalarının tecrübelerini hiçe sayanlar ahmaklık yapmış olurlar.

Önünüzde insanlığın büyük birikimleri var ve bu birikimlerin gereği neyse onu yapmak için kendinizi ihmal etmeyin. Çok okuyun ve okuduklarınızı yaşayıp yaşatma mücadelesi verin! Dört yıllık bir üniversite hayatınız var, süre doldu mu isteseniz de o ortama bir daha dönme şansınız yok. O halde ihmalkâr olmadan üniversitelerdeki bizim çocuklarımız olan ancak zihinleri, yaşamları kirletilmiş olan çocuklarımızın asli kimliklerine dönmeleri için çabalayın! Gayretlerinizi ikiye üçe dörde katlayın!

Tabi bu işi hakkıyla yapabilmeniz için birtakım çalışmalar yapmanız gerekiyor.

Üniversitelerde sorumluluk üstlenmiş siz genç kardeşlerimin öncelikle sahayı iyi bellemesi gerekiyor. Sahayı bilmeyenler düz yolda şaşırır kalırlar. Bunun için gençliği tanımanız gerekiyor! Üniversite gençliğinin temel karakteristiğini tahlil edip analiz etmeniz gerekiyor. Üniversite gençliğinin anlam dünyasının fotoğrafını çekmelisiniz.

Onların tercihlerini, eğilimlerini, zevklerini, dünyayı algılama ve anlamlandırma biçimlerini analiz edip karakteristik özellikleri üzerinde okumalar yapmalısınız. Ancak bu şekilde bir okuma yaptıktan sonra çıkan sonuca göre bu gençlik kitlesi üzerinde çalışmalarınızda başarılı bir sonuç alabilirsiniz. Aksi takdirde ezbere yapılan tekdüze bir ilgilenme biçimi sonuçsuz kaldığı gibi negatif yönde de etki yaratır.

Gençler!

Pozitivizm-materyalizm ve kapitalizm kıskacında hayatlarını sürdürmeye çalışan modern hayatın çağımızda benliğimizi sardığı, hazcılığa, benmerkezciliğe, kendinden, kendi doğrularından daha değerli hiçbir şey tanımamaya yönlendirilen bir gençlik var karşımızda.

Doğrusu zor bir süreçten geçtiklerini ve geçtiğimizi kabullenmemiz gerekir.

Ancak gençlik bozuldu, bunlara laf anlatmak zor, anlamaz, bitik vb. yargılarla kolaycı bir tutum asla takınmamamız gereken bir tutumdur. Hz. Adem’den Hz. Muhammed’e o günden bugüne ve yarına muhatap kitle üç aşağı beş yukarı aynı tepkileri ortaya koymuşlardır. Dün de bu işler kolay değildi, bugün de yarın da kolay değil. Ancak inanan ve mücadele azmi ve kararlığı içinde hareket eden gençler, dava erleri dün bu süreçleri tersine dönüştürmüşler bugün de yarın da dönüştürürler…

Biz gayret ortaya kor, bu gençlerle bir şekilde irtibat kurup, anlam dünyalarına dalıp ilişki kurarsak bu gençler hem yaşadığı çalkantılı yaş dönemi ile baş edecek hem inançsızlığa ve her türlü kötülüğe karşı kendisini koruyacaktır. Çaba ve gayretlerimizle hem kendi zincirlerini kıracak hem de bir dünya sorunu omuzlayarak geleceğe beraber emin adımlarla yürüyeceğiz…

Yoksa?

Şer odaklarının plan ve programları etkili olur. Söz konusu etkinin odağında dini bilinç ve yaşamın olumsuz etkilenmesi yer alır. Dinden uzaklaşma veya dine yabancılaşma şeklinde tezahür eder.

Cumhuriyetin kuruluşundan iki binli yıllara kadar siyasete hükmeden gücün iki binli yıllardan bugüne devlet içinde etkinliğini yitirmemiş olan bu gücün dinle kavgalı olduğu ve halkın İslami değerlerine her fırsatta savaş açtıkları ortadadır.

Yaklaşık 100 yıldır eğitim müesseselerinde devlet eliyle sürdürülen dini sorun görme hastalığı kronikleşmiş durum arz etmektedir. Bu güçlerin çabalarıyla din toplum hafızasında adeta bir sorun olarak algılanmıştır. İnançlı insanlar itibarsızlaştırılmıştır. Mücadeleleri engellenmiştir.

Gayretlerimizi ortaya koymazsak bahsedilen güçler bizim acziyetimizden güç alarak gelecek nesillere de yıkım bırakırlar. İktidardaki bazı siyasetçilerin beyanatları, konuşmaları sanki hiç iş kalmamış yanılgısına itmesin sizi. Gerçek sandığınız gibi değil. Mücadele iktidar erkine bırakılıp kenarda gününü gün edenler acı hüsran yaşarlar…

Sevgili dava arkadaşlarım!

Dini, hayatının merkezine koyacak bir neslin yetişmesi hep hayalim olmuştur. Bu noktada umudumu hep diri tuttum! Hayatımı bu işe adadım!

Sizlerden de beklentim Necip Fazıl’ın ifade ettiği gibi “Bir gençlik, bir gençlik, bir gençlik… “Zaman bendedir ve mekân bana emanettir!” şuurunda bir gençlik…” bu işi dava şuuru içinde yaşamanızdır.

Necip Fazıl’ın dedi gibi “Kim var?” diye seslenilince, sağına ve soluna bakmadan fert fert “Ben varım!” cevabını verici, her ferdi “Benim olmadığım yerde kimse yoktur!” fikrini besleyici bir dâva ahlâkına kaynak bir gençlik…” olmanızı istiyorum.

Gençler!

Yaşadığımız zaman diliminde inancının gereğini yaşamak isteyen bir gencin büyük sorunlarla savaşmasını becermesi gerekiyor!

Sadece dış şer mihrakların ürettiği sorunlar yok karşınızda. Bizden sayılan ama kökleri dışarıdan beslenen odakların yaşattığı tahribatlarla da savaşmanız gerekiyor.

Samimi, saf, fedakâr pek çok Anadolu evladının emeklerini ve dini duygularını sömürüp kendinden başkasına haklılık payı vermeyenlerin yaşattıklarını düşünün!

Sosyal ve siyasi alanda başkalarına yaşama hakkı tanımayan, hoşgörüyü sadece kendi gibi olanlara gösterenlerin oluşturdukları atmosferi düşünün!

Ve bir karıncayı incitmekten geri durduklarını halka inandırmış, eğitim ve yardım faaliyetleriyle nam salmış bu yapıyı düşünün ve samimi Anadolu insanının emeklerini, ekonomik değerlerini, çocuklarını alıp eğiteceğim diye nasıl iğdiş ettiklerini ve son olarak yaşattıkları elim olayları ve tahribatları düşünün!

Son yaşadığımız tecrübenin yani dini söyleme sahip bir cemaatin siyasi hedeflerine ulaşmak için yaptıklarını görmek hepimizde ciddi bir moral bozukluğu ve hayal kırıklığı oluşturduğu gibi halkın dini kurumlara güvenlerini hepten sarsılmış oldu.

İşte bütün bu zorlukları göğüsleme fedakarlığını ortaya koyup, aynen 1970’lerdeki, 80’lerdeki gibi inanan, fıtratı temiz gençliğin MTBB’yi ve Akıncılar’ı sığınılacak  bir liman gördülerse sizler de Anadolu Öğrenci  Birliği’ni içinde bulunduğumuz bu şartlarda üniversitelilerde gençliğin sığınacağı bir teşkilat olarak görmelerinin yolunu açmamız gerekiyor.

İnsanlık krizi yaşanıyor

İşte bütün bu olan bitenleri hesaba katarak siz genç kardeşlerimin işinize daha iyi, dört elle sarılmak için birbirinize söz vermeniz, gençlerle nasıl temas kurulacağının ve kazanılacağının da yolunu belirlemeniz gerekiyor.

Genç neslin hatta topyekûn bir toplumun insanlığın derin bir kriz içinde olduğunu, bocaladığını görüyoruz. Bu kriz ekonomik bir kriz değil, siyasi bir kriz değil, ideolojik bir kriz değil, insanın insanlığı krizidir.

Dünyamız otuz kırk sene sonra yerini yepyeni bir insanlık tipine bırakacaktır. 30 sene sonraki bu yeni insanlık tipinin en belirgin özelliği tahammül eşiğinin, tahammül algılarının çok düşük seviyede olması olacaktır.

Size söyleyeyim yavaş yavaş sezinliyoruz hatta şahit olmaya başladık. Yeni neslin;

– Hemen canı sıkılıyor

– Zorluklara karşı direnemiyor, hemen havlu atıyor

– Hemen usanıyor

– Hemen hastalanıyor

– Hemen pes ediyor

– Hemen nemelazımcı oluyor

– Hiçbir şeyi dert edinmiyor

– Hemen zor görünce kaçıyor

– Kendinden başkası umurunda değil

– Hemen yarı yolda bırakıyor

– En küçük şeyde hemen küsüyor

– Değerlerine sahip çıkmayı hiç umursamıyor

– Önü alınmaz bir şekilde tahammül algısı dibe çakılıyor

Bu durum, sadece bizim için bizim toplumumuz için geçerli değil. Dünya bu algıya teslim edilecek noktaya geldi…

Peki, ne yapacağız? Teslim olup havlu mu atacağız?

Gençler!

Küresel hegemonyanın, liberal kapitalizmin, yeni sömürgeciliğin hâkim olduğu bir dünyada hele de küresel enformasyonun hızlı haberleşme ağının, sosyal medyanın, üretim ve tüketimi yönlendiren emperyal güçlerin tuzakları ortalığı kasıp kavururken sizin yerinizde durmamanız, alev topu olup şer güçlerin oluşturdukları bu algıları yok etmeniz gerekir! Dünyamızı, değerlerimiz ve inanç dünyamız muvacehesinde yeniden kurgulayıp yaşanabilir başka bir dünya inşa etmeniz gerekir! Bu konuda ciddi hazırlıklar yapmalısınız!

Sahada kavganızı vermelisiniz! Sloganla değil, bilgiyle hareket ederek, peygamberlerin inşa edici soluğunu kuşanarak yolunuza devam etmelisiniz…

Unutmayalım!

Bu tuzaktan tek bir çıkar yol var! Sığınılacak en güvenli liman, en emin yol inancımızdır, dinimizdir.

Halkımıza, gençliğimize empoze edilen türedi din anlayışlarını, gelenekselci din anlayışlarını görerek, bilerek, sahih din anlayışını Kur’an ve sünnet çizgisini ihya etmelisiniz!

Sevgili Gençler!

Yukarıda zikrettiğim özellikler sadece toplum tabanında, gençlik tabanında değil bir dönem bu işleri omuzlamış dava erlerini de kuşatmış durumda…

İnanç değerlerimizi paylaşanların içinde bocaladığı hali biraz daha açarsak;

– Eleştiri de sınır tanımayıp yapılan-edilen her şeyin kötü, yanlış, eksik olduğu izlenimi yaratılarak kendini ve çevresinde bulunanları bumerangın dişlileri arasında öğütüyorlar.

– İnsanların sıkıntılara tahammül etme kapasitesi gittikçe azalıyor.

– İnsanların acı çekme tahammülleri yok oluyor…

– İnsanların kardeşinin, arkadaşının, dava kardeşinin yükünü çekme oranı dibe vurmuş durumda.

– İnsanların iyilik yapma, güzel insan olma, ait olma duyguları zayıflıyor.

Tabii bütün bunlar hayatın yükü arttığı için olmuyor ancak tahammül etme duygularımız yıpratılmış.

Yoksa babalarımızdan, daha zor hayat yaşamıyoruz. Ama anne ve babalarımızın yüzde biri kadar zorluklara dayanamıyoruz.

Niye biliyor musunuz? Hayat zorlaştığı için değil aksine İslam’ın, dinin üzerimizdeki etkisi, yabancı kültürel yaşam şekliyle yer değiştirdiği için, melez bir nesle dönüştüğü için… Yani tahammül algımız düştüğü için dayanamıyoruz.

Bunun içindir ki genç insan inançsız bir hayat için, değer merkezli dinin yaşantısından uzaklaşmak için hayatı sırtından ilk fırsatta atmanın yolunu arıyor.

Eğlence, fuhuş, uyuşturucu, alkolizm, Nihilizm, sekülerleşme, ateizme kayışın altında yatan neden budur.

İnsanlar büyük bir boşlukta savruluyor!

Şimdi modern insan, genç nesil büyük bir boşlukta savruluyor!

Tam da bu noktada can alıcı soru geliyor:

Üniversiteliler olarak, kutlu davayı omuzlamış gençler olarak

Ezilen, şerre doğru yol alan

Modernleşme ile melez bir hayat yaşayan

Bu haz ve hızın peşine takılmış ahlak yoksunu egoist nesle ellerimizi uzatacak mıyız?

İnandığımız ve kavgasını verdiğimiz din o elleri bize tutturacak mı yoksa tutturmayacak mı?

Gençler!

Elimizi uzatacaksak “Nasıl yapacağız?”, bunu konuşalım.

Eğer İslam’ı insanlığın geleceği olarak görüyorsak

Hatta İslam insanlığın her şeyi diyorsak

Daha da ötesi sığınağıdır, son kalesidir diyorsak

Konuşmalıyız ve konuştuklarımızı hayata taşımak için çabalarımıza çaba katmalıyız.

Allah, resulüne “Kalk ve uyar!” dediğinde resul kalkıp bir daha oturmadıysa bizler de aynı sona (cennete) talip olanlar olarak ayağa kalkmalı oturmamacasına koşturmalıyız! Allah resulüne sevgili eşi Hatice annemiz “Ey Allah’ın resulü biraz dinlensen” dediğinde “Ey Hatice! dinlenme vakti geride kaldı” dediği gibi bir ruhla yürümeliyiz.

Kadim kitabımızda ve tarih içinde evrensel ölçekli genç yürekleri oluşturduğu zirve yapmış dalgalarla yüreğimiz yeni nefesler üflemektedir. Üzerinde derinlemesine tefekkür tarihte her daim genç kalan yüreklerin eseri olduğunu anlamamız lazım.

İnandığı değerler için ateşe yürüyen Hz. İbrahim’in genç yüreği daha sonra nice başka imtihanlar da gördü, ama hiç bezginlik hissetmedi. Nitekim Nemrut gitti, ama Hz. İbrahim imanı Millet-i İbrahim de yaşamaya devam etti.

Hz. Hacer sabrın, Hz. Meryem iffetin tevekkül ile taçlanmasının sınavını verirken sadece annelik merhametinin değil, kadınlık onurunun da genç sembolü oldular.

Onun içindir ki kadın erkek her yıl milyonlarca hacı Hz. Hacer’in ayak izlerinde sa’y yaparak onu anarken Hz. Meryem bütün insanlık tarafından masumiyetin simgesi olarak görülmeye devam ediliyor.

Hz. İsa genç yaşında Allah katına yükselirken geride bıraktıkları genç havarileri, onun bıraktığı emaneti omuzlayabilmek için her türlü işkence ve zulme dayandılar ve tarihin yenilmez İmparatorluğu olarak görülen Roma’ya inançlarını kabul ettirdiler.

Ashab-ı Kehf’in gençleri inandıkları değerleri için sığındıkları mağarayı zamanı aşan bir mekân haline getirdiler. Onları o mağaraya sığındırmak zorunda kalanlar unutuldu, ama onlar unutulmadı.

Hz. Peygamber ile Medine’ye hicret eden gençler bu şehre medeniyetin ruhunu, Bedir’de şehit olan genç yürekler zaferin onurunu, Uhut gençleri, sınavın zorluğunu, Mekke’nin fethine yürüyenler ise yeni bir dönemin muştusunu taşıdılar. Bu örnekleri çoğaltmak daha da mümkün.

Tarihin muharrik gücü genç yüreklerdir

Bütün bu örnekler gösteriyor ki, tarihin muharrik gücü duruş sahibi genç yüreklerdir. Bugün de tarihin kritik bir eşiğindeyiz. Sizlerin de onurlu bir mücadele sergileyeceğinizden eminim.

Bu ruhla hareket etmezsek umutlar kırılır, son kale yıkılır, liman tsunamiye maruz kalır ve umut söner. Bu durumda da sorumluluk Allah’ın değil, Müslümanların, yani bizimdir. Gelecek ceza da bize gelir…

Gençler!

Unutmayın! Umut kalbin duasıdır.

Unutmayın! Unutursanız unutulursunuz!

Umut var olun! Asla yeise düşmeyin!

Genç nesil için öyle bir umut biriktirin ki yolcu yola çıksın, Yusuf kuyudan çıksın.

Unutmayın! Ararsanız, aradığınız da sizi arar.

Hayali ve rüyası olan bir topluluk olun! Hayalini aklının, rüyasını kalbinin duasına dönüştüren bir genç topluluk olun!

Kusursuz bir gençlik istemiyoruz, ancak kusurunu bilen bir gençlik istiyoruz.

Başkalarını eleştirmede çok başarılısınız. Eğer kendinizi de eleştirebilirseniz, bu başarınız taçlanmış olacaktır.

Kendinize güvenmelisiniz! Bu, dehşet bir sermayedir. Ancak ego yapmayın! Ego en büyük zindanıdır insanın.

Gençler!

Vermeyi bilin! Vermek erdemdir! Vermek, almasını bilenlerin işidir. Vermeyen almasını da bilmez. Vermek, bir varlık işi değildir.

Nice varlık sahipleri vardır, ancak vermeyi beceremediği için kendini helak çizgisine götürür. Vermek, bir alışma işidir. Kendinizi şimdiden vermeye alıştırın! Her ay birkaç lira da olsa davanız için infak etmeyi alışkanlık haline getirin. Biliniz ki aidiyet aidatla başlar!

Kârı (ekonomik alanda gelir) paylaşan değil, ecri paylaşan kadrolar oluşturun.

Unutmayın, toplum üniversitelere şu alışkanlıkları kazanmış ya da uğraşacağımız, kazanacağımız gençlik birazdan sayacağımız şu alışkanlıklarla muhatabımızdır. Her bir özellik belki bizlerde de bulunmaktadır.

1) Muhalif olma talebi: Gençliğin doğası muhalif olmaya ve itirazcı eğilimlere oldukça yatkındır. Taraf olma, eleştirme, itiraz hali vs.

2) Aksiyon arayışları: Bu dönem üniversitelerde her genç bu algıya yatkındır. Hareketlilik ister.

3) Güç istenci: Sırtını dayayacağı bir gücün varlığı gençlik dönemi için önemlidir.

4) Gösteriş merakı: Gençlik dönemi gösterişe ilgiye, dikkat çekmeye oldukça meyyaldir.

5) Eğlence isteği: Gençliğin tabiatı, eğlenmeye, hareketli hayata folklora yatkındır. Kültürel etkinlikler arar.

6) Aile ve çevre faktörü: Gençlerin ilk eğitim alanı aile ve okul eğitimidir. Yaşadıkları hayata bakışını bu iki etken direkt etkiler. Yine yakın arkadaş çevreleri de gençleri etkilemede büyük etkenlerdendir.

7) Aidiyet isteği: Gençlik döneminde değerli bulunma, kendisini bir kuruma, oluşum veya sosyal yapı bünyesine ait görme isteği hep olmaktadır.

8) Özgüven arayışları: Gençlik döneminde, bir yandan gençlerimizin kendisiyle, yakın çevresiyle çatışma içerisinde bulunurken, diğer taraftan özgüven arayışları içerisinde bulunur.

9) Kimlik arayışları: Bu dönemi bir yönü ile bunalımlar, yanılgılar, çatışmalar, çelişkiler, karamsarlıklar dönemidir. Bu dönem kendini tanımasının heyecanlı yarışındadır. Etnik, sosyal ve dini kimlik arayışları en çok bu döneme rastlamaktadır.

10) Arkadaşlık / Akran İhtiyacı: Gençlik dönemi en sıcak dostlukların, arkadaşlık zemininin kurulduğu dönemlerdir.

11) Bunalıma Yatkınlık: Gençlik dönemi, ahlaki, biyolojik, psikolojik ve sosyal açıdan gelgitler yaşayan dönemler içerir.

12) Erken Ergenlik: İletişim kanallarının çoğalması, her tür görsel bilgiye, verilere kolay ulaşmayı kolaylaştırdı. Bu da gençliğin ruh ve fiziki varlıklarını çok ciddi tehdit etmektedir.

13) Gündem Zehirlenmesi: Gündemleri devamlı değişir ve kalıcı değildir. Zira hayatları statik değil, dinamiktir. Gündemin sıcaklığının kıskacına ve derin etkisinde kalma eğilimi taşır.

14) Ben Merkezci Tutumları: Yeni neslin en temel özelliği ben merkezci oluşu. Kendisini merkeze alan ve her konuda kendi önceliklerinden yola çıkan, uyumsuz tutumu, günümüz gençliğinin en sevimsiz yanı olarak dikkat çekmektedir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.