Sempozyum 5 Gün

0
Sempozyum 5 Gün

Kuzuluk Buluşması “Medeniyet Tasavvurumuz Sempozyumu” 5. gününden özetler.

Ramazan Kayan

Araştırmacı yazar Ramazan kayan ise Davetçileri davete çağırmak konulu konuşmasında şu konulara değindi; Müslümanlar olarak her birimizin bir hidayet hikâyesi vardır. Yani bizim hidayetimize vesile olanlar vardı. Bugün de bizler birilerinin hidayetine verile olmak durumundayız. Öyle bir zamandayız ki davetçi kıtlığı yaşıyoruz. Evet, bu gün davet alanında kıtlık yaşıyoruz. Biz davetle var olmak ve var etmek zorundayız. Davetin olmadığı yerde fitne ve fesat alır başını gider. Dostlar, dün kamusal alanda yoktuk. Bu gün kamusal alana girdik, fakat davet alanında bir pasifliğimiz ne? Ruhumuzda davet etmeye ihtiyacımızın olmama duygusunun olması korkunç bir durum. Yaşadığımız çağda dünyevileştikçe dava ve davet ihtiyacı azalıyor.  

Hz. Musa’nın  Turu sina dağında Allah ile buluşmaya gitmesi ve giderken 30 gün sonra geleceğim demesi ve bu süre 40 güne uzayınca İsrail oğullarının durumunu biliyorsunuz.  10 gün gecikme Samiri ve onun gibi düşünenler için fırsat doğmuştu ve İsrail oğullarını saptırmaya başladılar. Hz. Yunus daveti terk etti ve kendisine zulmetti. Hani balığın karnında “Ben nefsime zulmettim” diyordu. Dolaysıyla sahayı (daveti) terk etmek zulümdür.

Hz. Muhammed (as) Ebu Cehil’i dahi 17 defa davet etmiştir. Hatta iki Ömer’den birine hidayet ver diye dua etmiştir.  Biz kimler için dua ediyoruz. Davette dua’nın önemli bir yeri var. Mekke fethinde Hz.Ebu Bekir şehre girer girmez direk babasının yanına gider ve onu İslam’a davet eder.  Yani fetih umurunda değil o babasını hidayete erdirme derdinde. Babasının elinde tutarak Hz. Rasulullaha getiri ve hidayeti için dua ister ve Peygamber dua eder. Ebu Kufaffe Müslüman olur. Davet bu kadar önemli ve elzemdir.

Ramazan kayan konuşmasının sön bölümünde ise şöyle seslendi; Daveti terk etmek namazı terk etmek gibidir. Sonuçta namaz bireysel bir ibadettir, ancak davet toplumsal bir ibadettir. Emr-i bil maruf toplumsal bir emirdir. Daveti tüm dünyaya yaymak gerekir. Hz. Rasulullahın veda hutbesinde 120 bin sahabi vardı. Peki, Mekke ve Medine’de mezarı bulunan sahabe kaç tane, söyleyeyim 10 bin’i geçmez. Yani 110 bin sahabenin kimi İstanbul surlarının dibinde, kimisi Çin’de, kimisi Kıbrıs’ta, kimisi cebeli Tarık boğazının yayında yani oralara davet için gittiler. Sahabenin davet ve hidayet anlayışı bu idi. Sıcak yatağımda öleyim diye bir dertleri olmamıştır.

Bizim görev ve sorumluluklarımız var. Bu sorumluluklar bizi bekliyor. Bu gün 500 bin sokak çocuğu, 100 bin mahkûm cezaevlerinde biz bu insanlara zamanında ulaşsa idik bu kadar sokak çocuğu ve bu kadar mahkum olurumuydu. Bütün bunlarda sorumluyuz”. dedi.

Dilaver Demirağ

Tabiatın düşmesi demek insanlığın düşmesidir

Gazeteci Dilaver Demirağ Medeniyet ve Ekoloji konulu sunumunda özetle şu konulara değindi; İçinde yaşadığımız bu çağda insan ve tabiat arasındaki ilişkiye Müslümanlar duyarsız kalmışlardır. Tabiat her an oluş ve bozuluş durumundadır. Allahın müdahalesi olmasa bu dünya her şey birbirine girer. Dünyaya baktığımız da Allah’ın doğaya nasıl müdahale ettiğini görmemek mümkün değil. İnsan’ın tabiattan uzaklaşması, tabiatı kendi egemenliği altına alması, teknolojiyi geliştirmesinin sonucudur. Tabiattaki insan kaynaklı bozulmanın temelinde Kapitalizim düşüncesi vardır. Bu açıdan tüm medeniyetler tabiatı kontrol etmek için mücadele etmişlerdir.

Din tabiatın sömürülmesini büyük oranda önlemiştir. Aslında tabiatın düşmesi demek insanlığın düşmesi demektir. İnsan ile diğer varlıklar arasındaki en temel fark insanın dilinin olmasıdır.  Tabiat ile insan arasındaki dengenin bozulması, dinin insan hayatında uzaklaşmasıdır. Çevre konusunda Müslüman teorik olarak çok iyi durumda olmalarına rağmen,  pratikte önemli bir mesafe kat edememiştir.

Kemal Özer

Nebevî tüketim mi? Hedonist tüketim mi?

Gıda Hareketi Genel Başkanı Kemal Özer Nebevî tüketim mi? Hedonist tüketim mi? adlı sunumunda helal gıda ve gıdadaki oyunlardan bahsetti. Özer, kısaca şu konulara değindi; İki adet kozmos yani evren vardır. Bu kozmoslardan birine büyük kozmos diyoruz ki bu kozmos, içerisinde insan da dâhil yaratılmış ne varsa hepsini kapsar. İkincisi kozmos ise büyük kozmosun bir minyatürü olan küçük kozmos yani insandır.

Bakara 29’da “O -Allah- ki, yeryüzünde ne varsa hepsini hizmetine verdi” Allah c.c. büyük kozmos insan için yaratılmış ve insanın emrine vermiştir.

Allah c.c. Bakara 30’da küçük kozmosun yeryüzündeki halifesi olduğunu beyan etmektedir.
“…Ben, yeryüzünde bir halife -insan- yaratacağım….”

“Göğü, yeri ve ikisi arasındakileri boşuna yaratmadık -bunlar rastgele olmuş şeyler değildir-.Bu inkâr edenlerin zannıdır.” Sâd Süresi 27’de ise açıkça görüldüğü üzere kâinattaki hiçbir varlığın anlamsız değildir ve tümünün biz idrak edemesek bile mutlak bir amacı olduğu tartışmasızdır.

Allah-ü Teâlâ’nın beyanları açıkça gösteriyor ki, bizim için zararlı gibi gözüken türler dahi, bir maksat üzere yaratılmıştır. Kesintisiz olarak devam eden bu yaratmada, öylesine bir düzen var ki, tıpkı hiçbiri anlamsız ve gereksiz olmayan duvarın tuğlaları gibi.

Kâinattaki insan dışındaki tüm varlıklar yürüyen düzenin bir parçası iken insanın bu düzenin bir parçası değil bu düzenin hem ‘tahrif’ hem de ‘imar’ edicisi olarak karşımıza çıkmaktadır. Kendisine emanet edilen kâinatı imarla da mükellef olan insan, imar etme iddiasıyla giriştiği fiillerinde çoğu kez en büyük düzen bozucu işlevini de üstlendiğini görüyoruz.

Özellikle nebevi üretim ve tüketim kültüründen beslenmemiş ve bu eğitimi almamış günümüz insanı, öncelikle kendinden başlamak üzere her şeye zarar vermektedir. İnsan, kendisinden beklenmediği halde, emrine emanet olarak verilen varlıkları, ‘geliştirme’ iddiasıyla ‘değiştirmekte hatta yok etmekte’dir.

Yaratılmış varlıklardan herhangi birinin yok oluşu, tüm evrenin yok olmasına neden olmasa bile, bütün dengeleri sarsabilmektedir. Belki de büyük kozmos içindeki varlıklardan küçük bir cüzün yok oluşu, evrenin dengesine önemli bir zarar verirken; sadece insanın yok oluşu, evrene ve evrenin dengesine hiçbir zarar vermez. Bu durum, kendisine büyük değer atfedip kibirlenen insanın, aynı zamanda değersizliğine de işaret eder. Onun değeri; kendini yaratan Rabbi’ne isyan etmeyip, –fıtrata uygun– amellerinde gizli. Onun değerli ya da değersizliğinde ki belirleyici rol amelleridir.

O gün bugündür, Allah c.c. her peygamberin kavmine, sayısız nimetlerinden sadece birkaçını yasaklayarak, gıdayı da bir imtihan vesilesi kılmaktadır. Farklı ümmetlerde farklı yasaklar getirilmiş Hz Musa a.s. kavmine cennetten her gün taze nimetler gönderildiği halde onlar, isyan edip, ‘hayır biz soğan sarımsak ve mercimek istiyoruz’ diye isyan etmiş ve yine imtihanı kaybetmişlerdi.

Hz Muhammed s.a.’in ümmetine de: 1) Domuz 2) Kan 3) Allah adını anılarak kesilmeden ölmüş hayvanlar 4) Yırtıcı hayvanlar ve  5) Sarhoş ediciler tartışmasız bir şekilde haram edilmişlerdir.

Fakat en azından günümüzde Müslümanların üzerinde çok düşünmedikleri ve durmadıkları bir konu var ki (Mâide Suresi Ayet-i Kerime 4, 5, 87 ve 88, Tâhâ Suresi 81, Âraf Suresi 157,  Mü’minun Suresi 51. Ayetleri başta olmak üzere) çok kez ve sürekli birlikte tekrarlanan ‘helâl’ ve ‘tayyib’ olanlardan yiyin emrindeki ‘helal’den maksat konusunda şüphe söz konusu değildir.

 

Ancak burada geçen ‘tayyib’ yani temiz kelimesi ile Allah c.c. acaba neyi kast etmektedir? Tayyib’den murad yere düşerek kirlenmiş bir şeftalinin yıkanarak yenmesi midir? Yoksa 1900’lü yıllardan buna başlayan, endüstriyel gıdalara eklenen, kimyasallar ve tarım ürünlerinde kullanılan, ilaç, hormon ve antibiyotikler ile tohumun genetik yapısının değiştirilmesini de kapsar mı?

 

Günümüz Müslümanları, ne yazık ki ‘helal’ kavramını ‘helal kazanca’ indirgemiş ‘helâl gıda’ kavramını ise, Müslüman birinin hayvanları besmele ile kemesine indirgemişlerdir.

Bu nedenle de Müslüman bir ülkede yaşamak her türlü gıda maddesinin helal olduğu gibi son derece sakat bir yargıya ulaşılmıştır. Bir işadamı derneğinin temsilcisi bir helâl konferansında “bizim üyelerimizin hepsi Müslüman, bu nedenle de bizim üyelerimizin ürettiği her şey helaldir. Gönül rahatlığı ile tüketebilirsiniz” cümlesini sarf edecek kadar meselenin öneminden yoksun olmasının yanı sıra, söz konusu algıyı da teyit etmektedir.

 

Gıda meselesi aslında ümmetin en önemli imtihanıdır ve özellikle de günümüzde kanaatimce daha büyük bir imtihanı da yoktur. Şayet midemize giren şeyler, bizlerin beden ve ruh sağlığını dolayısıyla algısı, düşüncesi ve imanını etkiliyorsa ki; çok sayıda Ayet-i Kerime ve Hadis-i bize bunu anlatmaktadır.

 

Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Rasülullah sallallahü aleyhi vesellem buyurdular ki: “Öyle devir gelecek ki, insanoğlu, aldığı şeyin helalden mi, haramdan mı olduğuna hiç aldırmayacak. Böylelerinin hiçbir duası kabul edilmez.”[1]

 

Bu durumda beden ve ruh sağlığı bozuk bir nesilden yahut da ümmetten başka sorunlara odaklanması ve çözmesi elbette beklenemez.

 

Gıdanın özellikle Müslümanlar için bir imtihan olduğunu, şeytan ve onun emrinde çalışan küresel güç ve şirketler biz Müslümanlardan daha iyi bilmektedirler. Bu nedenle de bizi midemizden vurmuşlardır ve ayağa kalkacağımız yerde midemizdir.

 

Bendeniz gıdayı temelde iki evreye ayırmaktayım. 1800’lü yıllarda keşfedilmeye başlanan ancak dünyayı 1900’lerde saran gıda katkı maddeleri ve endüstriyel gıda süreci ve öncesidir.

 

Bu yüzden 1900 yılı gıda için milat sayılabilir. Bu durumda da

1900 öncesi döneme yani birinci döneme: ‘Nebevi tüketim dönemi’

1900 sonrası döneme ise yani ikinci döneme ise: ‘Hedonist/hazcı tüketim dönemi’ diyebiliriz.

 

                          Dönemlerin özellikleri

———————————————————————

Nebevi tüketim                     Hedonist/hazcı tüketim

———————–            ———————————

Ürün saklama               Kurutma                                  Katkı maddeleri

                                   Sirke/turşu                               Paketleme

                                                                                  Stoklama

Tüketim                       İhtiyaç                                     İhtiyaç+Haz

 

Katkı maddesi             Tuz, sirke                                60 binden fazla kimyasal

Sonuç                          Sağlıklılık                                 Sürekli hastalık hâli

                                   Mütefekkir                              Tüketici

                                   Paylaşma                                 Bencillik

İsraf                             Yasak/haram                           Serbest

Teşekkür                     Allah’a                         Şirkete

Reklâm                        Aldatmama koşuluyla               Aldatmaya dayalı

Aldatma                       ‘Aldatan bizden değil’  Aldatmayan bizden değildir

Kul hakkı                     Geçerli                                    Tedavülden kaldırıldı

 

Şeytan’ın Allah c.c.’den bazı istekleri olmuş bunlardan bir kısmına izinde verilmiştir. Nisa Suresi 118-119’da “-O şeytan- ki; Allah ona lanet etti -rahmetinden kovdu-. O da şöyle dedi: “Elbette senin kullarından belirli bir pay ve intikam alacağım. Onlara mutlaka emredeceğim onlar da … Allah’ın yarattığı tabiî şekil ve hallerini değiştirmelerini emredeceğim ve onlar da bunu yapacaklar.” İyi bilin ki kim de Allah’ı bırakıp şeytanı ve benzerlerini dost edinir onun hoşlandığı şeyleri yaparsa, gerçekten o apaçık bir ziyana uğramıştır.”

 

Günümüzde bir havyan, bitki ve mikro organizmanın hatta insanın geni, bitkiler ve hayvanlar hatta insanlara aktarılmaktadır. Bugün raflara dizilmiş gıdaların önemli bir kısmı, maalesef ‘petro-kimya’ ürünüdür. Sağlıklı olmak şöyle dursun, Kur’an yasakladığı 5 temel haram tüketilen bu sözde gıdalara ‘katkı maddesi’ adı altında eklenerek toplum petro-kimya ürünü sunî gıdalar ile yine petro-kimya ürünü ilaçlar arasında ömür çürüttürülmektedir. Öte yandan ifsat edilen midesi yüzün Rabbi ile ilişkisi bozulmaktadır.

 

Şeker, Beyaz un, İyotlu Tuz, Tavuk Gazlı içecekler: Şeker tüketimi yerine Hurma öneriyorum.

Yağlar (Mısırözü, kanola, ayçiçeği, pamuk, sızma zeytinyağı) : Yağ için sızma zeytinyağı kullanın

 

Son olarak Hz Peygamber s.a.v.’in öğütlerine kulak verip bir durum muhasebesi yapalım.

 

Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Rasülullah sallallahü aleyhi vesellem çarşıda bir yiyecek yığınına rastlayınca elini yığına daldırıp çıkardı. Parmaklarına rutubet bulaştı.

Rasülullah satıcıya: ‘Ey satıcı nedir bu?’ diye çıkıştı.

Satıcı: ‘Ey Allah’ın Resulü, yağmur ıslattı’, deyince:

Rasülullah: ‘Bu yaşlığı üste getirip, herkesin görmesini sağlayamaz mıydın? Kim bizi aldatırsa o bizden değildir’ buyurdu. 

Ebu Dâvud ve Tirmizî’nin rivayetlerinde şu ilave yer alır: ” Rasülullah sallallahü aleyhi vesellem’e “elini yığına daldır” diye vahiy edildi. O da elini daldırdı. Yığın ıslaktı. ‘Aldatan bizden değildir’ buyurdu.”

Önceki İçerik Sempozyum 4 Gün
Sonraki İçerik Gazze’de İftar Bir Başka Güzel