Sempozyum 3. Gün

0
Sempozyum 3. Gün

Kuzuluk Buluşması “Medeniyet Tasavvurumuz Sempozyumu” 3. gününden özetler.

Altan tan

Araştırmacı-Yazar Atlan Tan Mezopotamya’da birlikte yaşamak başlıklı konuşmasında şu konulara dikkat çekti; Büyük değişimler sürecinden geliyoruz dolaysıyla değişim ve dönüşümleri iyi anlamak zorundayız. Türkiye kabuğun kırmaya çalışıyor. Bu kabuk kırılırken zorluk ve sıkıntılara göğüs germek lazım. Bu coğrafya çok dinli ve çok mezhepli bir medeniyete sahiptir.

1924-1925’e kadar bu toplumun değer ve görüşlerine değer veriliyor. 1925’den sonra tek tip insan ve ırk üretiliyor. O açıdan bir değerlendirme yapacak olursak 1920-1924 arası toplumsal mutabakata önem verilmiş ancak 2924’den sonra toplumla ipler atılmış denebilir.

Bu gün dayatılan tek tipçilik nedir? Tek ırk, tek dil, tek bayrak, tek devlet nedir bu tek tek paradigması. Evet, 1930’dan beri tek tip paradigması dayatılıyor ve bu istikamette insanlar yetiştiriliyor.

Bu paradigmaya; Müslümanlar, Kürtler, Aleviler, Büyük halk kitleleri karşı çıkmıyor. 1930’lardaki paradigmaya göre yaşamak istemiyoruz. Biz şunu görmek zorundayız. Bu gün dünya eski yerinde değildir. Dünya değişiyor, bizdeki yöneticiler ise seyrediyor.

Yeni bir toplum pratiği lazım. Kürt sorunu, Alevi sorunu, Adil ekonomik düzen, bu kavramalar bizim için ne ifade ediyor. Şunu açıkça söyleyelim Değişim engellenemez ancak geciktirilir. Düşünen Müslümanlar Türkiye’ye ne yapmaları lazım? Düşünen Müslümanlar Türkiye’ye bir rapor sunmalı. Bir çözüm raporu. Olan olayları doğru okumak lazım. Önce filmi kavramamız lazım. Yaptığımız işlerlide bilerek yapmak lazım.

Evet, İslami kesim film bittikten sonra anlıyor. Kürtler diyor ki! Akp bizi kandırıyor anlayışı kökünden bir tarafın korkusu, bir tarafın güvensizliği hâkim. Bu açıdan İslami kesim bir duruş sergilemeli ve Akp zorlanmalıdır. Sorunun çözümüne yönelik bağımsız bir duruş sergilenmelidir. Bu olaylara İslami kesim sosyolojik bakamıyor. Bu sorunda önce projeler sunulmalı sonra eleştiriler söylenmelidir.

Nedir bu projeler; Bir vatandaşlık tanımı, iki herkesin kendi kültürünü yaşayacağı bir ortam (çok kültürlülük) sağlanmalı. Üç isimleri değiştirilmiş köy, kasaba, ilçe ve şehir isimleri (kendi dilinde) iade edilsin. Dört ekonomik denge sağlansın, beş siyasi af olmalı ve bu maddelere ek olarak yeni anayasa yapmak şart bu değişiklikler yapılırken tabii ki risk almak, şeffaf olmak, karşıdan gelen tepkileri açıklamak gerekiyor.

Tan, konuşmasının son bölümün de ise şunlara değindi; Ülkemizin Kemalistlerine sesleniyorum. Türkiye 1930’lu anlayışlarla bir yere varamaz. Tıpkı Rusya ve Çin’li yöneticilerin dünya siyasetini iyi okuyup kendileri anlayış değişikliğine gittikleri gibi, Türkiye Kemalistleri de olayları daha bir üst ölçekten değerlendirmeleri gerekiyor.

Hükümetin açılım politikalarını yetersiz buluyorum. Ayrıca son günlerde artan terör olayları açılımı baltalıyor. Evet, Türkiye büyük bir cendereden geçiyor.

Metin Önal Mengüşoğlu

Şair ve Yazar Metin Önal Mengüşoğlu ise Medeniyet, sanat ve estetik konulu bir sunum yaptı. Mengüşoğlu şunlara değindi; Size aziz kardeşlerim diye hitap ediyorum çünkü izzet ancak Allah’ın onun elçilerinin ve müminlerindir. Yeryüzünde bunun dışında izzet yoktur. Yeryüzünde insan namına dolaşan hiç kimsede eğer Allah ve elçilerinin yolundan bir nebze yaşama modeli yoksa izzet olmaz. İnsan dediğimiz mahlûk şurada vefat etse ve 3 gün beklese etrafı kokutur. İnsan cesedinin bir izzeti yoktur. Kokar ve burnumuzu tutar gömeriz toprağa. Onda izzet ancak Allah’a ve elçilerine itaatten doğan bir hayat modelini yaşarsa var olur.

Sanat fenomeni sanat olayı üzerinde düşünüyorum. Bir takım üretimlerim oldu, bazı kanaatlere ulaştım. Bunları siz kardeşlerimle şimdi paylaşacağım belki de test edeceğim ve bu test sonucu doğruda isem sizleri de davet edeceğim yanlışta isem kendimi tashih edeceğim. Ama şöyle bir durumun tespitini yapmamız lazım. İslam dünyasında sanat fenomenine biraz uzaktan bakılır. Sanat fenomeni sanat olayı İslam dünyasında çok fazla kucaklanmaz. Sanat fenomenini insanlar uzaktan mandalla filan tutarlar. Sanatın birçok alanı daraltılmıştır ve vahyi dışında bir takım metinlerle yasak konulmuştur. İlahi vahyin hiç sınırlamadığı hiçbir kodlama yapmadığı bu alanda ilahi vahyin dışında bir takım metinlerle sınırlamalar getirilmiştir. Böyle olunca da müminler bu ilahi metnin dışındakine ilahi metinden daha fazla bağlı oldukları için maalesef sanat fenomenine uzak tutulmuşlardır.

Oysa sanat insana var edilirken bahşedilmiş, ihsan edilmiş, ikram edilmiş bir yaratma yetkisidir. Ama yaratma kelimesinden korkan Müslümanlar yaratmayı Allah’a mahsus gördükleri için bütün yaratmaları yoktan yaratma yoktan var etme şeklinde anladıkları için Arapçadan Türkçeye aktarılan birçok kelimenin hep yaratmayla karşılaşması sonucu bu yanlışı doğurmuşlardır. “halaga”yı yaratma diye karşılarlar “fetara”yı yaratma diye karşılarlar v.s daha birçok kelimeyi hep Türkçede bir kelimeyle karşıladıkları için yaratmadan korkarlar. Oysa sanat fenomeni sanat olayı taratma işidir. Şimdi bir bakın yeryüzünde bir takım filozoflar hayatın kaynağı olarak hareketi zikretmişlerdir.  Ama insanoğlunun bazı hareketleri mahiyet değiştirir, nitelik değiştirir. Mesela faaliyetin içerisinde “Amel” diye bir kavramdan bahsettiniz zaman hele bir de bunun başına “Salih” kavramını eklediğiniz zaman “Salih Amel” bu faaliyet bir nitelik kazanır, bir farklılık kazanır, bir idrak kazanır, bir bilinç girer içine Salih amel dediniz zaman alelade faaliyetten çıkar ve bu bir mahiyet kazanır. Salih amel buna işte salât girer, infak girer, zekat girer, hacc girer, iman girer ki bu da “Salih Amel” diye karşılanır. Yani insanın alelade günlük faaliyetleri içerisinde kimileri amel haysiyeti kazanmıştır. Bir kısmı ise mahiyet itibariyle şuur ve idrakin ötesinde bir incelik, bir hassasiyet, bir özgünlük, bir başkalık, bir kendine başkalık kazanır bu da sanattır. Öyle bir faaliyettir ki bu bir tanedir. Rodin’in “Düşünen Adam Heykeli” bir tanedir. Necip Fazıl’ın “Sakarya Türküsü” bir tanedir veya “Kaplumbağa Terbiyecisinin Resmi” bir tanedir. Benzerini yaptığınız zaman taklit olur. Bu da bir insan faaliyetidir ama bu faaliyet amelin de ötesinde bir şeydir. Bir yaratıştır. Şimdi geçmiş Yunan filozofları etik ve estetik arasında bir alaka kurmuşlar. Estetik yani güzellik bilgisi sanatın alanına giren güzelle meşgul olan işlerin bütününe verilen addır. Onu etik ile yani ahlak ile irtibatlandırmışlardı. Bunun amacının arınma olduğunu söylüyorlardı. Aristo’nun diliyle yani bu ne için vardır, niçin estetik etikle, ahlakla ilintili olmuştur. Çünkü insanoğlunun arınmaya ihtiyacı vardır. Bu arınma faaliyetidir. Onlar bile estetikle etiğin bağlantısını görmüşler. Bizde de ilahi vahye çok doğru baktığımız zaman bunun alakasını bulabiliriz ama çok eskiye gitmemiz lazım ve biraz da kültürü azıcık kurcalayıp özeleştiri yapmamız lazım bunu yaparsak ona ulaşabiliriz.

Müstağni kendisini müstağni gören muttaki de hizayı bozan sürekli öne çıkan insan gibidir. Takvayı takip ederken kalabalıklar içinde kaybolmaktan korkmaktır. Yani kitle içerisinde şahsiyetsiz kimliksiz kişiliksiz kalmaktan korkarak bir şahsiyet bir kişilik bir kimlik sahibi olma çabasıdır. Öne çıkma çabasıdır. Kalabalıklar içerisinde Ebubekir olma, Ömer olma, Ali olma, Osman olma, Talha olma, Ebuzer olma çabası ve kavgasıdır. Bir hayırlara yarış kulvarında en öne düşme çabasıdır. Medeniyet iyi veya kötü olarak adlandırılamaz. Medeniyetin zıddı vahşettir. Medeniyet; İnsan Fıtratına münasip düşen ortak aklın ürettiği güzelliklerdir dedi.

Ahmet Ertürk

Oturum başkanlığını Bayram Babacan’ın yaptığı programın sunumunu ise Cumhur Başkanlığı Baş Danışmanı ve Ekonomi uzmanı Ahmet Ertürk’tü.

Ahmet Ertürk Ekonomi ve Medeniyet başlıklı konuşmasında şu konulara dikkat çekti; 1970’lerde İslam ekonomisi, İslam iktisadı gibi konuları konuşmak zihinsel bir devrimdi.

Ekonomi modern dünyanın kavramıdır. Eskiden ekonomi sosyal hayatın bir parçası iken, modern çağda sosyal hayat ekonominin bir parçasıdır.  Kapitalizim hayatın kendisi olmuştu. Müslümanlar modern hayatın ekonomik anlayışına bir cevap yazmak zorunda idi. Bu girişimi bir bilim adamımız “islim ekonomisi, yaralı Müslüman kimliğin tedavi girişimi” olarak tanımlıyordu. 

Sizin kapitalist, sosyalist ekonomik sisteminiz varsa, bizimde ekonomik sistemimiz var iddiasında idik. Bu iddia bizde özgüven oluşturuyordu.

1-İslam ekonomisi kavramı bu yıllarda zorunlu olarak ortaya çıktı. Günümüzde ortaya çıkan fiili duruma o günlerde gelindi. Bu zorunluluk Pakistan içindi. İslami bir devlet kurulmuştu ve İslam iktisadı da bu devletin ihtiyacı için ortaya çıktı.

2- Petrolün işletilmesiyle beraber, Arap ülkelerinde sermaye birikimi ortaya çıktı. Müslümanlar bu sermayeyi değerlendirmek için İslam ekonomisi, İslami bankacılık gibi konular tartışılmaya başlandı. Meşru helal olan bir yol aranıyordu.

3- Seyyid Kutup ile beraber İslami hareketler büyüdü. Bu duyarlılık hareketi “İslam’da Sosyal Adalet” kitabını ortaya çıkardı. Müslümanların moraran dünyaya verilmiş en güzel cevabı adalettir.  1970’lerde anlamasak da, bu gün anlıyoruz ki ekonominin temeli “adalettir”. Bütün bunlar yaralı Müslüman kimliğinin tedavi çabasıdır. Modern en dünyaya da cevabımızdır.

İslam ekonomik sıkıntıları çözmede rehberlik etmiştir. Hazır çözümler önermemiştir. İlkeler ve prensipler ortaya koymuştur. Servet, varlık ve dünya ile ilişkiler konuşulurken ekonomi dışı faktörlere vurgu yapılıyor. Ekonomi güç ve iktidar aracıdır. Bununla ilgili dört prensip akılma geliyor.

1-Adalet prensibi; İslami hayatın temelidir, servet dağılımının da ana unsurudur.

2-  Sömürü düzenine karşı oluşu; Faizi ve tefeciliği yasaklaması bunun sonucudur. Kimsenin muhtaçlığını sömürü aracı yapmamasıdır.

3- Servetin meşruluğu; Serveti kullanma biçimi infak, zekât ve borç verme gibi.

4- Meşru çalışmanın ibadet sayılması; Meşru ekonomik faaliyetlerin ibadet olması. Servet ile ilişkimizi en iyi ifade eden ayetlerden biri de Bakara:264’dür.

Ertürk konuşmasını şöyle bitirdi; “Artık ekonomi ile ilişkimizi ekonomistlerin elinden çıkarmalıyız. Bu mesele hepimizin meselesi olmalı. Kapitalizmin yaklaşımına karşı, ahlaki bir olay, oda bireyin vicdanı, imanı çerçevesinde ve yukarıda vaz edilen prensipler doğrultusunda ele almalıyız” dedi.