Sempozyum 2 Gün

0
Sempozyum 2 Gün

Kuzuluk Buluşması “Medeniyet Tasavvurumuz Sempozyumu” 2. gününden özetler.

Necip Cengil

Necip Cengil Toplumsal Sorumluluklar ve Dayanışma başlıklı konuşmasında şunları söyledi: Müslüman bireyler olarak toplumsal sorumluluklarımız var. Bu sorumlulukları yerine getirmek İslami ve insani görevimizdir. Bu açıdan gerçek iyilik ancak fıtratını koruyan insanlarla yürütülebilir. Yüce dinimiz İslam bizlerden fert olarak iyi olmamızın yanında iyiliğin cem edilmesini yani birleştirilmesini istemektedir. Dayanışmadan uzak bir yaşantı insan fıtratının uykuya dalmasıdır.

İnsan olmanın zekâtı sorumluluk

Şunu iyi bilmek gerekir insan olmanın zekâtı sorumluluktur. Eğer yaratılışa uygun yaşamak istiyorsak iyilik yapmak ve iyilerle beraber olmak. Yine bu dünya da doğal iyiliği fıtrata uygun yaşayanlar sürdürür. Bizler mutlak adalet, etkin dayanışma, gelişmiş ebe beyin ve gelişmiş kardeşlik duygusuyla dayanışma sürdürülür. Bizler mücerret kardeşlikten-müşahhas kardeşliğe geçişi sağlamaya çalışıyoruz.

Ülkemizde iyiliği yayınlaştırmakla beraber, kürersel iyilik hareketlerine de harç taşımalıyız. Bu gün dünyanın sulh ve selama ihtiyacı var. Bu açıdan aramızda selamı yaymak dayanışma ruhunu diri tutmak demektir.

Yardımlaşma ve dayanışma felsefemiz sadece zenginlere dayanan bir anlayış değildir. Asıl olan kendi ihtiyaçlarımızdan kısarak yardım etme anlayışıdır. Yardımı vicdan rahatlatmak için yapmamalıyız. 1’e 700 veren bir anlayış ve kavrayışla çalışmalarımızı sürdürmeliyiz. dedi.

Necla Koytak

Medeniyet göç ile başlar

Oturum başkanı Ayşe Okudan Medeniyet ve Göç arasındaki ilgiye dikkat çekerek İslam tarihinde Habeşistan hicreti ve Cafer bin Ebutalib’in hayatından örnek vererek Medeniyet ve Göç’e dikkat çekti.

Eğitimci – yazar Necla Koytak ise Aile ve Medeniyet konusunda bir sunum yaptı ve özetle şunları söyledi; Aslında her medeniyet göç ile başlar. Yani medeniyeti doğuran ana sebep hicrettir. Aile eğitimin başladığı ilk ve en önemli kurumdur. Aile’nin yıkılması ile medeniyet de yıkılmıştır. Çocuk kişiliği ve karakterinin %75 0-6 yaşlarında oluşmaktadır. Kişinin kendisi ile ilişkisi erken çocukluk döneminde aileden öğrenilir. Yine medeniyetin kodları erken çocukluk döneminde başlar. Ahlaki değerlerin yaşandığı ilk yer ailedir. Aile bir süreçtir onun için evlerinizi karargâh edininiz.

Her itaat, ihaneti içinde barındırır

Bu gün baba istenmeyen bir fügün gibi anlaşılıyor. Ailede Baba otoritenin ve itaatin sembolüdür. Bu itaat eğer saygı ve iletişim ile oluşturulmalı, korku üzerine bina edilmemeli. Çünkü Her korku itaati, her itaat ise ihaneti içinde barındırır. Bireyin kendi öz iradesi ile itaat sağlanmalıdır. Sevgi, özgürlük ve sınırlılık, şahsiyetin oluşmasında önemlidir. İnsan duruma ve zamana göre dört türlü özellik taşır. Ya saldırır, siner, savunur veya korkar. Korku ve otoriteye dayalı bir anlayış medeniyet oluşturamaz. .

Çocuğunuz nasıl olmasını istersiniz diye bir istatistik yapılmış ebebeyinler şu cevabı vermişler. Doğu toplumu; 1.İtaatkâr olsun 2. sadık olsun 3. söz dinlesin. Batı toplumu ise 1. Özgüvenli olsun 2. Bağımsız olsun 3. girişimci olsun demiş. Bunların hangisi doğru? Bana öyle geliyor ki batının tercihler daha doğru. Ahlaki değer ve özgürlük sorumlulukların temelidir. Zarasız davranışlarda çocukları serbest bırakmak gerekir.

Prof.Dr.Mahmut Kaya

Prof. Dr. Mahmut Kaya Felsefe ve din ilişkisi sunumunda özetle şöyle dedi; Konuya başlamadan sizinle bir istatistik paylaşmak istiyorum. Öğrenmenin %85’i duyarak öğrenilir. %15’i ise okuyarak öğrenilir. Evet, müslüman her zaman kendisiyle yüzleşmelidir. Yine Müslüman her zaman bulunduğu durumla yetinmemeli.

Müslüman bir insan için cehalet mazeret olamaz, çünkü islam cehaletle bağdaşmaz. Müslüman her zaman ve her yerde hakikat avcısıdır. O açıdan iki günü eşit olan aldanmıştır. Bu gün “çok ilim ve çok amel” anlayışı hâkim olmalı. Müslüman uyuşuk olamaz. Müslüman insan ateş gibidir bulunduğu yeri kendisine çevirir.

İslam’ın estetik ve güzellik boyutu maalesef ihmal edilmiş bir boyuttur. “Allah güzeldir, güzeli sever” yaptığımız işlerde ve harekette güzel ve estetik olanı yapalım. Müslüman insan “meşale” gibidir. Bulunduğu ortamı aydınlatır. Gittiği yere bir nur ve güzellik götürür. Müslüman “ok” gibidir. Her daim doğur sözlü ve doğrularla beraberdir.

Felsefeye gelecek olursak arkadaşlar. Akıl kolay kolay teslim olmaz. Gönül ise çabuk teslim olur. Evet, “Aklın aklı olsaydı, derhal gönül olurdu”. Kitabımız olan Kur’an bize düşünmeye davet ediyor. Dün ile bu günün muhasebesini yapmamızı istiyor. Plan ve proje yapmamızı istiyor. Yani yarına daha güzel bir dünya bırakmak ve insanca yaşamak için düşünmek. Aynı zamanda düşünmek bir ibadettir.

Peygamberimiz bir hadisi şeriflerinde şöyle buyurur. “Mümin’in niyeti amalinden hayırlıdır” Burada niyetin halis olması önemlidir. Kişi niyetine şirk ve riya karıştıramaz. Yani niyeti kendisi ile Allah arasınadır. Temennilerin hepisi amel defterine yazılır. Şuurlu Müslüman’ın her hali ibadettir.

İnsanlar ya gezerek öğrenirler ya da okuyarak öğrenirler bu açıdan Allah bize şöyle diyor; “Yeryüzünü gezip dolaşın, yaratılış nasıl başladı görün” ayeti. Görüp dolaşmak elbette ibret ve ders verir. Akleden bir insan gezip dolaşır ve Allahın ayetlerini görür.

Sevgili dostlar! Zihni disiplin ve düşünce disiplini felsefenin ana alanıdır. Felsefe zihni tembellikten kurtarır. Yine tasavvuf bir disiplin işidir. Kendini disipline den insan aklını ve zihnini açmış demektir. Müslüman insan sıradan bir hayat yaşayamaz. Yani Müslüman insan özverili ve fedakârdır. Boş zamanı ve boş işi olamaz.

Öyle bilindiği gibi felsefeciler inançsız değillerdir. Felsefeciler inançtan beslenir, bütün büyük felsefeciler Allah inanırlar. Felsefe demek, hikmet demektir. Büyük felsefeciler ki bunların en meşhurları; Aristo, Eflatun, Sokrates ve Yunan felsefecileri hepside Allahın varlığını ispata çalışmışlardır. Sokrates; “felsefe insanın kendini bilmesidir”. Aristo; “varlığı varlık olarak bilmektir”, Eflatun; “İnsan Allah benzemez, ölçüsüdür”, İmam Gazali ise şöyle der; “Mantık bilmeyenin ilmine güven olmaz”. Mantık sistematik düşüncedir.

Ne kadar felsefeci varsa o kadar da felsefe tanımı vardır. Bu açıdan felsefe ile tanışmış müfessirlerin tefsirlerini okumaya doyamazsınız. Çünkü rivayet ile beraber kendi görüş ve birikimini de paylaşırlar.

Prof.Dr. Mahmut Kaya konuşmasının son bölümünde ise hanımlara hitap ederek şöyle dedi; “Erdemli ve Ahlaklı bir neslin yetiştirilmesindeki sorumluluğumuzun farkında olmalıyız. Bu konuda çocuklarımız ile daha çok zaman geçirilmesi dolayısı ile hanım kardeşlerimize daha fazla görev ve sorumluluk düşmektedir.  Çocuklara ruh ve mana yükleyen annelerdir” dedi.