Sekinetten sökün etmek

0
142

Kendimizi tutma halinin son demlerinde dakikaları sayıyor, sabır sınırlarımızı zorlayan bir bekleyiş içine giriyoruz. Sonra ezan sesleri gelmeye başlıyor etraftan. Sanki devasa bir barajın kapakları açılıyor ve bendini aşan su gibi sel olup oluk oluk akmaya, önümüze çıkan her şeyi önümüze katıp götürmeye başlıyoruz. Oruçla bütün günü bir sekinet haline bürünerek geçiriyor; iftar vakti gelince bir anda her birimiz kendi çapında patlamalar yaşıyoruz.

Birkaç yudum su içmek, iki lokma bir şey atıştırmak ya da acele bir sigara tüttürmek için adeta start tabancasının patlamasını bekleyen yarışçılara dönüşüyoruz. Aradan 10-15 dakika geçtikten sonra sofradan geriye kalana bakan, az önce oraya bir çekirge sürüsünün indiğini düşünebilir. Oruçlunun, iftarını küçük bir şenliğe dönüştürmesi hakkı elbet; birçok güzellikler de doğmuş, doğuyor bundan. Ama her işimizde olduğu gibi iftarlık hallerimizde de hakikatin canını incitmeyecek bir ölçü içinde hareket etmemiz gerekiyor. Zincirlerimizi koparıp bodoslama nefsaniyet ülkesine dalıyoruz sanki biz biraz. Yemek bittiğinde nefes alacak halimiz kalmıyor, nefes nefese namazlar kılınıyor, ardından sodalar açılıyor.

Oruçtan iftara geçişin herhalde biraz daha mâkûl ve güzel görünen yolları bulunabilir, yaşanabilir. Oruçtan kaçmak ve bir an önce kendimizi nefsimizin ellerine bırakmak ister bir manzara arzediyoruz bu halimizle. Bize sekinet bağışlayan, şuurumuzu tazeleyen, rahmet ve bereket getiren kendi orucumuza, hiç şüphe yok ki hayrımıza olan şu mübarek vakitlere ayıp ediyoruz sanki biraz. Oruç bizi nefsaniyetimizin elinde oyuncak olmaktan koruyan bir kalkan… Bizi hayır şehrinde ağırlayan bir dost… Bir dosttan ayrılır gibi ayrılmalıyız aslında her bir orucumuzdan, hüzünle… En azından düşünelim bunun üstünde mümkün mertebe, hissetmeye çalışalım bir dosttan ayrılmanın hüznünü iftar saatlerinde. Elbet, iftara ermenin şenliği, zevki, şükrü ve hamdiyle birlikte…

İnsanların iftar sofralarını yakınlarıyla, dostlarıyla, sevdikleriyle paylaşmaları ne güzel… Ama orada da ölçüyü kaybetmemek gerekiyor. Genellikle iftar sofralarında normal bir öğünde yiyeceğimizden daha fazlasını yiyeceğimizi düşünüyoruz. Hatta bilinçaltlarımızda oruç tutarak sanki böyle bir şeye hak kazandığımız düşüncesi var. Dolayısıyla iftar sofralarının menüsü her zamankinden daha abartılı oluyor. Hem çeşit, hem de miktar olarak… Yenen yeniyor, geriye kalana çoğu zaman yazık oluyor. İsrafla o mübarek sofralara günah karıştırılıyor. Yeme içme mekanlarında, lokantalarda, toplu iftarlarda israf da katlanarak büyüyor. İftarlıklar, salatalar, içecekler, hatta yemeklerin azımsanmayacak bir kısmı doğrudan çöpe gidiyor.

Hepimizin az çok yaşadığımız, şahit olduğumuz, sebep olduğumuz, engel olamadığımız, engel olmak için bir şey yapamadığımız, yapmadığımız bir şey bu. Tekil gayretlerin, kişisel itirazların kendi içinde çok anlamlı olduğunu kabul etmekle birlikte, bu vahim tabloyu değiştirmeye yetmeyeceği aşikâr… Bu konuda topluca bir bilinç geliştirmemiz gerekiyor. Sofralarımızı israftan arındırmak zorundayız. Kendi evlerimizde bunu yapmak biraz daha kolay… İftar etmek üzere evimizin dışında bir araya geldiğimizde, topluca sofraya oturduğumuzda işin ucunu kaçırmamak için ortak kararlar vermek gerekiyor. Genellikle boş veriyoruz. Vermeyelim, israf hassasiyeti ile sofra alışkanlıklarımızı bir daha düşünelim. Sofraya şarap koymakla, israfın yolunu açmak arasında hükmen bir fark yok. Olsa da herhalde israf aleyhine bir fark olurdu; çünkü israf hepimize bulaşan bir günah, şarapsa sadece içene!

Bu yazının can sıkıcı bir yazı olduğunu kabul ediyorum. Ama madem ki bu bizim gerçeğimiz; bunları da düşünmek ve sıkılmaya hiç gelemeyen canlarımızı adam akıllı sıkmak zorundayız.

Gökhan Özcan / Yeni Şafak

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.