Saygılı İletişim

0
127

Ey inananlar! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun. Onun başında, acımasız, güçlü, Allah’ın kendilerine buyurduğuna karşı gelmeyen ve emredildiklerini yapan melekler vardır.

Sebilay Derneği Aile Komisyonu’nun organize ettiği Saygılı İletişim konulu seminer Alanya Ticaret ve Sanayi Odası Konferans Salonu’nda 8 Nisan 2012 saat 21.00 da düzenlendi. Programa İsa Yaman’ın okuduğu Kur’an tilaveti ile başlandı. Programın sunuculuğunu Evde Karakter Eğitimi Komisyonu üyesi Aydın Azak yaptı.

Programda Aile komisyonu Başkanı Bünyamin Özçelik selamla konuşmasında katılımcılara teşekkür de bulunarak  komisyon faaliyetlerini  tanıttı.

Ey inananlar! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun. Onun başında, acımasız, güçlü, Allah’ın kendilerine buyurduğuna karşı gelmeyen ve emredildiklerini yapan melekler vardır. Tahrim süresi 6.ayetinin gereği bu komisyon çalışmalarımız devam edecektir. Her Müslümanın evi ilim yuvasına dönmelidir bunun içinde evlerimizde aile çalışmaları önem arz etmektedir dedi.

Anadolu Platformu Koordinasyon Kurulu Üyesi Eğitimci Gazi Kılıçparlar Saygılı İletişim başlıklı bir sunum yaparak katılımcılarda aile çalışmalarına olan ilgiyi uyandırdı. Aile çalışmalarının tüm mücadelemizin yarısı olarak algılanması gerektiğini aksi halde yarım kalan çalışmaların netice vermeyeceğine değindi. Peygamberimizin Hira’da vahiyle tanışır tanışmaz ilk vahyi alıp evine gittiğini, bunu iyi anlamak gerektiğini ve ilk desteği evinde aldığını Hz Hatice’nin kendisinin akrabalarına iyi davranan biri olmasına atıfta bulunarak Allah’ın şerefine mazhar olduğunu Kasas44. Musa’ya o işi (ilahi vahyi verip) gerçekleştirdiğimiz zaman, sen (Tur’un) batı yanında değildin ve (buna) şahid olanlardan da değildin.   ayetinde de buyurduğu gibi Yüce Allahın onu mahcup etmeyeceğini vurguladığını söyledi. Gazi Kılıçparlar konuşmasında şunları anlattı:

“Konuyla ilgili Peygamber Efendimiz (s.a.s) şöyle buyuruyor: “Kişi evlendiği zaman dininin yarısını korumuş olur Geriye kalan yarısı içinde Allah’a Karşı gelmekten sakınsın’’ (Heysemi, Mecme’u’z Zevaid, No: 7310; Aclûnî, Keşfu’l-Hafa, 2/239)

Bir başka hadis-i şerifinde ise; “Allah kime dindar bir kadınla evlenmeyi nasip ederse, ona bu şekilde dininin yarısında yardım etmiş olur. Geriye kalan yarısında da Allah’a karşı gelmekten sakınsın” buyurmaktadır. (Suyuti, Camius Sağir, 2/932, No: 8730) Bu bakış açısı ve evliliği hayatta engel olarak gören bakış açısından olayı değerlendirirsek İslami bakış açısı bizi avantajlı kılmaktadır.

İslam’da nikâhın üç şartı vardır:

1. Eşlerin rızası, 2. Şahitler huzurunda kıyılması, 3. Akit, yani her iki tarafı ve doğacak çocukların haklarını garanti altına alan sözleşme. Bu hukuki zemini sağlar ancak her ferdi sorumlu kılar.

İbn-i Mes’ûd’un Müslüman olduğu sıralarda, Müslümanların sayısı çok azdı. Açıkça ibâdet edemiyor, istedikleri yerde yüksek sesle Kur’ân-ı Kerîm okuyamıyorlardı. Eshâb-ı kîrâm, bir gün tenha bir yerde toplanmıştı; “Vallahi Resulullah’dan başka, Kureyş’e Kur’ân-ı Kerîmi açıktan dinletebilen bir kimse olmadı. Sizden kim gider de onlara Kur’ân-ı Kerîm okuyup, dinletebilir” dediler. Abdullah bin Mes’ûd; “Ben dinletirim!” buyurdu. Eshâb-ı kirâm; “Biz onların sana bir zarar vermelerinden korkarız. Biz öyle bir kimse istiyoruz ki, icap ettiği zaman kendini müşriklerden koruyabilecek bir kavmi ve kabilesi bulunsun” dediler. İbn-i Mes’ûd (r.a); “Bırakın gideyim; Allahu Teâlâ beni onların şerrinden korur” buyurdu. Ertesi gün kuşluk vakti Makâm-ı İbrâhim’e vardı. Müşriklerin ileri gelenleri de orada idi. İbn-i Mes’ûd (r.a), ayakta Besmele-i şerîfeyi çekerek, Rahman sûresini okumaya başladı. Müşrikler, İbn-i Mes’ûd’un cesaretine hayretle; “Ümmü Abd’ın oğlu neler söylüyor. Herhâlde Muhammed’in getirdiği şeyleri okuyor” diyerek, üzerine yürüdüler. Yumruk, tekme, tokat ve sopa ile her tarafını kan içinde bıraktılar. O, bu haliyle okumaya devam etti. Müşrikler, işkencelerinin bir fayda vermeyeceğini anlayarak bıraktılar. İbn-i Mes’ûd, o hâliyle Eshâb-ı kirâmın yanına döndü. Eshâb-ı kirâm hâdiseye çok üzüldüler. Fakat İbn-i Mes’ûd (r.a), hiç üzgün değildi; “Allahü teâlânın düşmanlarını, bu günkü kadar zayıf görmedim. İsterseniz yarın sabah yine gidip okur, onlara dinletebilirim” buyurdu. Böylece Mekke’de ilk defa ve açıkça, herkesin önünde, Kur’ân-ı kerîm okuyan sahabe, Abdullah bin Mes’ûd (r.a) oldu.
İbn-i Mes’ûd (r.a), bundan sonraki zamanlarda da defalarca Kur’ân-ı Kerîm okumuş ve müşriklere dinletmiştir. Kalem suresini ilk defa sesli olarak okuyan yine odur. Müşrikler, onu kızgın kumlara yatırıp işkence yaptıkları hâlde bundan vazgeçmedi. Kalbindeki iman ateşi sönmeyip, günden güne fazlalaştı.
İbn-i Mes’ûd (r.a.), Resulullah’ın izni ile iki defa Habeşistan’a, Resûlullah’ın Medîne-i münevvereye hicret etmesiyle de Habeşistan’dan Medîne-i münevvereye hicret etti ve burada önce Mu’âz bin Cebel’e (r.a) misafir oldu. Daha sonra da Mescid-i Nebevî’nin yanında kendisi için küçük bir ev yapıldı. Orada ikâmet etti. Kendisini Resûlullah’a (s.a.s) adayan Abdullah bin Mes’ûd, evinin Mescid-i Nebî’ye yakın olması sebebiyle, sık sık Resûlullah’ın hizmetine ve sohbetine koşardı. İbn-i Mes’ûd’u tanımayanlar, Resûlullah’ın ailesinden zannederlerdi. Yermük gazâsında fevkalâde cesaret göstererek, harbin zaferle neticelenmesinde rol oynamıştır.
Abdullah bin Mes’ûd, Eshâb-ı kirâm arasında ve sonraki zamanlarda ilim ve faziletiyle meşhur olmuş bir sahabi idi. Ondaki ilim ve din aşkı sebebiyle, Resûlullah onun için; “Sen muallim olacak bir gençsin” buyurmuştur. Peygamber efendimiz, Abdullah bin Mes’ûd’u, Kur’ân-ı kerîm öğretenlerin başında sayardı. “Kur’ân-ı Kerîmi, İbn-i Mes’ûd, Sâlim, Ubey bin Ka’b ve Mu’âz bin Cebel’den öğrenin!” buyururdu. Resûl-i ekrem, Kur’ân-ı kerîmi ondan dinlemeyi çok severdi. O bir eylem adamı olarak da bilinir. Buna rağmen İbn-i Mes’ûd r.a. Bir gün namaz kılarken peygambere uyup arkasında namaza durduğunu ancak çok uzun kılınca usandığını nerdeyse keşke namaza durup peygambere uymasaydım dediğini ancak aynı Resulün s.a. başka bir zaman ise sadece ihlası okuyup namazı bitirdiğini kısa kılmasının sebebi sorulunca ağlayan çocuğu sebebi ile annesine eziyet olmasını istemediğinden kısa tuttuğunu belirtiyor aile için namazdan bile kısabilmiştir bu onun aileye verdiği önemi anlamamız açısından manidardır.

Aile ile ilgili ödevler başkasına devredilemez. Ahrete yatırım ve çocukların şekilleneceği yer evimizdir. İnsanın evindeki, ailesindeki manevi hayatı bu sebeple oldukça önemlidir.

Hepimizin bildiği üzere Allah Rasulü (s.a.v) “Gece kalkıp namaz kılan, sonra hanımını uyandıran erkeğe Allah rahmet etsin. Eğer eşi kalkıp namaz kılarsa ne ala, namaza kalkmamakta diretirse yüzüne hafifçe su serpsin. Gece kalkıp namaz kılan sonra beyini uyandıran hanıma Allah rahmet etsin. Eğer beyi kalkıp namaz kılarsa ne ala, namaza kalkmamakta diretirse yüzüne hafifçe su serpsin” (Kütübi sitte: Namaz 3008) buyurarak ailedeki manevi hayatın önemine, eşlerin birbirine vesile olmasının gerekliliğine dikkat çekmiştir. Çünkü manevi hastalıkların insanı kuşatması halinde insanoğlu gerçekten meşakkatli bir yola girmiş olur. Bu yola hiç girmemesi içinse kendini hayra ve iyi işlere teşvik edecek birilerinin varlığı oldukça mühimdir. Bunun başında ise insanın ailesi, evindeki manevi hayatı gelmektedir. Aile eğitiminin tamamının konuşulacağı bir eğitim müfredatı izleyerek programlar yapmalıyız.

Huzeyfe (r.a)şöyle dedi: Allah’ın kendisine mal ihsan ettiği kullarından biri Cenâb–ı Hakk’ın huzuruna getirildi. Allah Teâlâ ona:
– Dünyada ne yaptın? diye sordu. Hadisin râvisi Huzeyfe, kullar Allah’tan hiçbir sözü gizleyemezler, demiştir. Bu adam da:
– Ey Rabbim! Bana malını verdin; ben de insanlarla alış veriş yapardım. Alış verişte kolaylık göstermek benim huyumdu. Zengine kolaylık gösterir, fakire mühlet verirdim, dedi. Bunun üzerine Allah Teâlâ:
– “Ben buna senden daha lâyıkım” dedi. (Meleklere de) “Kulumu affediniz” buyurdu.
Ukbe İbni Âmir ve Ebû Mes’ûd el–Ensârî radıyallahu anhümâ şöyle dedi:
– Biz bunu Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in ağzından böylece işittik.Müslim, Müsâkât 29.
* İnsanlara borç para verip onları sıkboğaz etmeyen, ödeyemeyecek durumda olanların borcunu affeden kimselerin cennetle müjdelendiklerini görüyoruz. Dünyada bir kimsenin sıkıntısını giderenin Allah da kıyamet gününde sıkıntılarını giderir.  Abdullah Parlıyan, Açıklamalı Tam Riyazu’s-Salihin Tercümesi: 395.
Hangi duruşumuzla ilahi huzurda öne geçelim diye gayret etmeliyiz.Bizler de aile ve çocuklarımıza müsamahakar davranalım.Aile ile ilgili bir konuaçılınca en kıritik yaklaşım kendimizi dışarda tutarak karşı tarafı suçlayıcı davranmaktır.

Hz. Hatice’nin vefatından sonra akrabalarıyla alakasını hiçbir zaman kesmeyen Peygamber Efendimiz, eşini de her zaman yad ederdi. Bazen hanımlarının yanında da yad edince özellikle Hz. Aişe’nin kıskanmasına sebep olurdu. Hz. Aişe’nin; ölüp gitmiş bir kadını ne diye hala anıp durduğunu, üstelik Allah’ın kendisine ondan daha hayırlısını verdiğini söylemesi üzerine, Hz. Hatice’nin daha hayırlı olduğunu ifade ederek; “Allah Hatice’den daha hayırlısını bana vermedi. Çünkü o herkesin küfür içerisinde olduğu bir zamanda bana iman etti. Herkesin beni yalanladığı bir zamanda, o beni tasdik etti. Herkesin her şeyi benden esirgediği bir zamanda, o beni malına ortak etti. Diğer eşlerinden çocuğu olmadığı halde Cenabı Hakk, ondan bana çocuk verdi ” şeklinde mukabele de bulundu. Hatasını ve Resulullah’ı üzdüğünü anlayan Hz. Aişe özür dileyerek bir daha böyle ifadeleri kullanmadı. Yine Hz. Aişe’nin bildirdiğine göre, Hz. Hatice’yi yad edip onun için dua etmesi Peygamber Efendimize büyük haz verirdi.
Peygamber Efendimiz ömrü boyunca mübarek eşini hiç unutmadı. Hatıralarına değer verdi. Bedir Savaşı sırasında kızları Zeyneb’in eşi Ebü’l-As Müslümanların eline esir düştü. Zeyneb, kocasını esaretten kurtarmak maksadıyla, evlendiği zaman annesi Hz. Hatice tarafından kendisine hediye edilen gerdanlığı gönderdi. Eşinin hediyesi olan gerdanlığı gördüğünde çok duygulanan Peygamber Efendimiz, gerdanlığı Zeyneb’e geri göndermelerini rica etti.
Hz. Hatice’nin hayatı, Allah’ın rızası, ailenin huzuru, dünya ve ahiret saadetinin kazanılması hususunda Müslüman aileler için çok önemli bir örnek teşkil eder. Onun hayat tarzı ve fedakarlığı anısının ölümsüzleşmesini netice verdi. Çünkü, Hz. Hatice (ra) Müslümanlar arasında çok sevildi. Arap olan veya olmayan bir çok Müslüman aile kız çocuklarına onun adını vererek sevgilerini gösterdiler.Bu müslümanların vefakarlığının belirtisidir.Bizler peygamberi örnek alarak örnek aileler olabiliriz. 

Müslümanların müsamahakar davranma zorunluluğu vardır.Hz Hasan Abdest almak için hizmetlisinden su ister osırad bir kaza yaşanır hizmetli Hz. Hasan’ı yaralayacak şekilde testiyi düşürerek kırar ve üzerini ıslatır.Hz. Hasan hiddetlenir.Hizmetlide kur’andan Alimran 134. Onlar bollukta ve darlıkta Allah yolunda harcayanlar, öfkelerini yenenler, insanları affedenlerdir. Allah, iyilik edenleri sever.  Ayetini okur Hz. Hasan da onu affedip özgür bırakır. Vahyi taşıma sorumluluğunu yakalarsak problemlerimiz kolay çözülür.

‘İletişim’ ne demek?

1. Duygu, düşünce ya da bilgilerin usa gelebilecek her türlü yolla başkalarına aktarılması, bildirişim, haberleşme
2. İki ya da daha çok kişi arasında bir anlaşma, uzlaşma doğmasını sağlayan karşılıklı konuşma, diyalog iletişimde mesaj ne kadar iyi olursa  ambalajda iyi olmalı yoksa muhataba ulaşmaz. İletişimde kişinin konuşma biçimi, seçtiği sözcükler, ses tonu, beden duruşu, jest  ve mimikler önemlidir. Empati Kurma; dış dünyayı karşımızdaki insanın penceresinden, yani onun penceresinden görmeye çalışmak demektir. Bir başka deyişle kendimizi onun yerine koymak demektir. İletişimde en önemli faktörlerden birisi de dinlemektir.

Eşlere alınan hediyeler iyi bir yol ve üslupla iletilmelidir. Peygamberimiz Eşleri ile otururken bir boncuğu en sevdiğime hediye edeceğim demesi hanımlarını heyecanlandırmış ancak onu bir kız çocuğuna verince de rahatlamışlardı. Evlilikle ilgili İslami aile tanımlarını ve literatürünü iyi algılamalıyız  nikâh dualarına baktığımızda konu edilen aileleri ve muhabbet şeklini iyi öğrenip yaşamalıyız.

Ruhları birbirine uyumlu yaratan, nikahı helal kılıp nikahsız ilişkileri haram kılan Allah’a hamdolsun.

Haram ve helali açıklayan Hz. Muhammed’e, salih kullardan olup kurtuluşa eren ailesine ve ashabına da salat ve selam olsun.

Alllah’ın Elçisi Şöyle buyurmuştur:  “Nikâh benim sünnetimdir. Kim benim sünnetimden yüz çevirirse, benden değildir.” İbn Mâce, H. No: 1846

Allahın adıyla ve Elçisinin sünnetine uygun olarak bu hayırlı işe başlarız.

Allahım! Bu evlilik akdini mübarek eyle. Bu çiftler arasında ülfet/geçim, sevgi ve evliliklerinde sebat nasip eyle, aralarında nefret, geçimsizlik ve ayrılık var eyleme.

Allah’ım! Bu çiftlerin arasında Hz. Adem (a.s.) ile Hz. Havva; Hz. Muhammed (a.s.) ile Hz. Hatice ve Hz. Ali (r.a.) ile Hz. Fatıma (r.a.) arasındaki var olan ülfet, geçim ve kaynaşma var eyle. Allah’ım! Bu çifte salih çocuklar, uzun ömürler ve bol rızık ihsan eyle.

Ey Rabbimiz! Eşlerimizi ve çocuklarımızı bize göz aydınlığı kıl ve bizi Allah’a karşı gelmekten sakınanlara önder eyle” (Furkan, 25/74)

Rabbimiz! Bize dünyada da iyilik, güzellik ve nimet ver, ahirette de iyilik, güzellik ve nimet ver ve bizi cehennem azabından koru.Bakara, 2/201
 
Senin Rabbin; kudret ve şeref sahibi olan Rab, onların nitelendirdiği şeylerden uzaktır, yücedir. Peygamberlere selam olsun. Hamd, alemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur. Sâffât, 37/180-182

Hz Yusuf’un tavrı modelimiz olmalıdır.

Yusuf 90. Kardeşleri, “Yoksa sen, sen Yûsuf musun?” dediler. O da, “Ben Yûsuf’um, bu da kardeşim. Allah, bize iyilikte bulundu. Çünkü, kim kötülükten sakınır ve sabrederse, şüphesiz Allah iyilik yapanların mükâfatını zayi etmez” dedi.

91. Dediler ki: “Allah’a andolsun, gerçekten Allah seni bize üstün kıldı. Gerçekten biz suç işlemiştik.”

92. Yûsuf dedi ki: “Bugün size kınama yok. Allah sizi bağışlasın. O, merhametlilerin en merhametlisidir.

Kabe fethi sırasında Rasulün tavrı da bize örnek olmalı bizlerin kullanacağı problemleri çözme dili vahiy dili olursa arzulanan aile modeli gerçekleşecektir diyerek sunumunu tamamladı.