Ana Sayfa Kuruluşlar İlim Hikmet Vakfı Satırlardan Sadırlara İkinci Yolculuk

Satırlardan Sadırlara İkinci Yolculuk

0
222

Gençler, kitapla yoğrulmuş bir gençlik örneği sunmak, kitapla doğrulmak için, meclisleri her zaman kitap koksun diye sıvadı kollarını.

İlim-Hikmet Vakfı gençleri, okuyarak kıyam etmenin niceliğini ikinci kez gözler önüne serdi. Kitapla yoğrulmuş bir gençlik örneği sunmak için, kitapla doğrulmak için, meclisleri her zaman kitap koksun diye sıvadı kollarını.

Vakfımızın üniversite bayanlar komisyonu olarak ikinci kitap panelimizi de alnımızın akıyla gerçekleştirdik. Kişilikleri ve fikirleriyle toplumda önemli bir yer tutmuş dava adamlarının, zihin dünyamızda ufuklar açan, çağdaş ve kitleler üzerinde derin etkiler bırakmış üstatların birer eserini paylaştık misafirlerimizle. Panelimizin moderatörü olan Hatice Kılıç, tanıtılacak ilk kitabın yazarı Aliya İzzetbegoviç’in hayatına dair kısa bir bilgi verdi.

Kimi isimler sahibini örtbas eder, kimisi de açığa vurur. “Sinan” dendiğinde Mimar Sinan’dan söz edildiğini düşünürüz. Aynen öyle de Aliya deyince akla ilk gelen ‘Bilge Kral’dır. Nasıl ki Şeriati’ye göre Fatıma Fatımadır. Aliya da Aliya’dır.

Bilge Üstad 1925’te Bosna-Hersek’te dünyaya gelmiş. Lise çağında İslami konulara ilgisiyle öne çıkmış, dini konuları tartışmak amacıyla Müslüman Gençler Kulübünü kurmuştur. 24 yaşında İslamcılık suçundan 5 yıl hapis yatmış. 1970 yılında ‘İslam Manifestosu’ adlı kitabından dolayı hapse atılmış bu onun fikirlerinin çevrede daha çok yankı uyandırmasına sebep olmuştur. 1990 yılında ortak yönetimin başkanı seçilen İzzetbegoviç 1992-1995 Bosna Savaş’ında anahtar rol oynamıştır. Yakın tarihimizin entelektüel birikimi ve derinliğe sahip olan Aliya sağlık sorunları nedeniyle 2000 yılında partisinin başkanlığından çekilmiştir. Daha önce iki kez kalp krizi geçiren ‘Bilge Üstad’ 19 Ekim 2003 günü vefat etmiştir. Bazı eserleri: İslam Manifestosu, İslam Deklarasyonu, İslami yeniden doğuşun sorunları, Doğu-Batı Arasında İslam, Tarihe Tanıklığım.

Moderatörümüz, Bilge Kral hakkındaki açıklamasından sonra panelimizin ilk kitabı olan İslam Deklarasyonu’nun mütalaasını yapmak üzere sözü Eşfa Uzunçayır’a bıraktı. İslam Deklarasyonu, İslami siyasetin ve İslam birliğinin modern dünyadaki dirilişine hizmet edebilecek, ‘hedefimiz Müslümanların İslamlaşması’ sözü ile ahir zamana damgasını vuran bir kitap. Aliya’nın özel olarak oturup yazdığı bir kitap değil, çeşitli vesilelerle yaptığı konuşmalardan derlenmiş. Kitap 3 bölümden oluşuyor. Müslüman halkların geri kalmışlığı bölümünde Aliya günümüz Müslümanlarının durumunu gözler önüne seriyor. İslam birliğinin olmamasından kaynaklanan sorunları dile getiriyor. Kitabın ikinci bölümü İslami düzen. Yazarımız İslami düzen kurmanın imkânsız değil mümkün olduğuna değiniyor. Bu İslami düzeni kurmak için bize bir takım yollar çiziyor. Son olarak İslami düzenin bugünkü sorunları bölümünde ise İslami düzeni kurmadan önce bugün var olan bir takım sorunlardan bahsediyor. Bu sorunların çözümünü bize sunuyor.  Kitaptaki bir diğer başlık: Muhafazakârlar ve Modernistler. Aliya’ya göre İslami yenilenme fikrine her zaman iki tip insan tarafından karşı çıkılmıştır. İşte bunlar yukarda zikrettiğimiz iki grup. Bu iki kavram birbirine taban tabana zıt görünse de Aliya bu iki grubun çok önemli bir noktada birleştiklerini dile getirmiş. Her ikisi de islamı yalnızca din olarak görmektedirler. Aliya’nın deyimiyle bizim en büyük felaketimiz batıcılarımızın kullandıkları yabancı reçeteleri kullanmalarında değil, bu reçeteleri nasıl kullanacaklarını bilmemelerinde yatıyor. Yazar, Kendine benzemeyen ve kendi yolumu hissedemeyen, manevi açıdan kafası karışmış ülkeler arasında Türkiye’yi sayıyor. İslam çerçevesindeki sorunları sıraladıktan sonra bu sebeplerle İslam ve genel olarak dünya önünde kapitalizm veya sosyalizm ikileminin durmadığını dile getiren Aliya, son olarak “Asıl karşımıza çıkan sorun, sahiplik ve üretim ilişkilerini düzenleyen, toplumsal adalet hakkındaki İslami anlayışa uygun olarak üretim ve tekniğin kaçınılmaz gelişiminin zorunlu kıldığı sorunları çözecek bir sistemin seçimi meselesidir.” diyor. Haklı, masum ve güçlü olmanın en güzel örneğini halkıyla birlikte veren Bilge Lider Aliya İzzetbegoviç’e değerli örneklik ve ibretli sözleri için manevi şahsiyetine şükranlarımızı sunuyoruz.

İkinci kitabımızın yazarı olan Ebu’l Ala El-Mevdudi’yi anlatmak üzere söz yine Kılıç’taydı. Mevdudi, 25 Eylül 1903 yılında Pakistan’da doğmuştur. İlk çalışma hayatına gazeteci olarak başlamıştır. Hindistan’da çıkan ‘Müslim’ ve ‘Taç’ adlı gazeteler ve Delhi’de çıkan ‘Cemiyet’ gazetelerinde yazı işleri müdürlüğü yapmıştır. Üstad ‘Batının kültür emperyalizmine karşı büyük mücadele vermiş. İslam düşmanlarına, sapık fikirli gruplara ve Kadıyanilik diye bilinen gruba karşı ciddi bir mücadele verip, onların batıllığını ve tutarsızlıklarını ortaya koymuştur. Müslüman âlimlerin pasifliklerini tenkit ederek onları uyarmıştır. Üstad’ın çalışmaları Pakistan’la sınırlı kalmayıp Filistin, Mısır gibi İslam âlemine yayılmıştır. Hakikatin önüne çekilmek istenen perdeyi kaldırabilmek için mücadelesini eylemlerine şahit tutan Mevdudi 22 Eylül 1979’da vefat etmiştir. Fıkıh, Ekonomi, Siyaset, Tarih, Siyer, Sosyoloji ve Kur’an bilimleri ile ilgili önemli eserler vermiş ve bu eserleri birçok dünya dillerine çevrilmiştir. Eserleri: İslam’da ihya hareketleri, İslam’ın Esasları, Kur’an’a Göre Dört Terim, Tefhim’ul Kur’an, İslam’ın Yaratılış Nazariyesi, Hicap..

Hatice Kılıç, yazarı tanıtmasının ardından sözü Mevdudi’nin Kur’an’a göre dört terim kitabını anlatacak olan Hicran Acar’a bıraktı. İlah, Rab, İbadet, Din; bu dört terim Kurani kavramların temelini oluşturmaktadır. Kur’an-ı Kerim’in hidayet ve irşad adına bize sunduğu her şey asıl olarak bu dört terim ile şekillenir. Kur’an’ın nüzulünü kapsayan devirlerde saf ve duru oluşundan dolayı bu kelimelerden neyin kast edildiğini anlıyorlardı. Fakat sonraki asırlarda bu kelimeler asıl manalarından sapmaya, anlam değişmesine uğramaya başladılar. Bunun iki sebebinin olduğunu söylüyor Mevdudi. Birincisi; halis Arapçanın ileriki asırlarda yozlaşması ve Arap zevk-i seliminin azalması, ikincisi ise; İslam toplumunda doğup yetişenler açısından bu kelimelerin Kur’an’ın nazil olduğu zamanki cahili toplumda ifade ettiği etkili anlamın, o boyutta etkili olmaktan çıkmış olması. Bu kelimelerin asıl anlamlarının dışında farklı anlamlara da delalet etmiş olması. Kur’an’ın hakiki gayesinin açıklığa kavuşması için bu dört terimin eksiksiz bir şekilde açıklanması ve kavranması gerekiyor. Mevdudi de kitabında bu terimleri tek tek açıklıyor. Kuranda Allah kendi nazarında arzu edilen doğru nizamın yalnızca kendisine itaat ve kulluğa dayalı olduğunu bildiriyor. Allahın şeriatının mevcut olmadığı hiçbir nizam Allah katında makbul sayılmıyor. Bu yüzden Allah müminlere fitne yok edilinceye kadar, bütün itaat ve kulluk nizamı sırf Allah için oluncaya kadar yeryüzündekilerle savaşmayı ve bundan hiçbir şekilde kaçınmamayı emretmektedir.

Büyük âlim Mevdudi’nin kült kitabının tanıtımının ardından panel, üçüncü kitabımızın tanıtımıyla devam etti. Sıradaki kitabımızın yazarı olan Celaleddin Vatandaş hakkında da kısa bilgi verildi. Vatandaş, 1962’de Kırşehir’de doğmuştur. İlk ve orta öğrenimini burada tamamlamış. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümünü bitirmiştir. Anadolu’nun çeşitli yerlerinde öğretmenlik yapmış, öğretmenliği sırasında Sosyoloji alanında Yüksek lisans ve doktora tezlerini tamamlayan yazarımız, tezini ‘Türk Modernleşmesi’ üzerine yapmıştır. Bir süre Kanada’da bir toplumsal uyum politikası olarak ‘çok kültürlülük’ üzerine araştırmalar yaptı. Yayınlanmış çok sayıda makalesinin yanı sıra; Vahiyden Kültüre, Aile ve Şiddet (Türkiye’de eşler arası şiddet), Çok kültürlülük ve Ulusal Kimlik (Türk Ulusçuluğunun Doğuşu), Tevhid ve Değişim gibi kitapları da bulunmaktadır.

Celaleddin Vatandaş’ın Vahiyden Kültüre isimli kitabını ise Raziye Diken anlattı. Kitabın konusu, İslam’ın oluşumu ve onu oluşturan şartlardır. Yazar kitabına vahiyden kültüre geçişin şartları ile başlamış. İçinde yaşadığımız toplum ve inancını ilgilendirmesi açısından Türk ve buna yakın özelliklere sahip Fars toplumlarının İslam’a girişlerini ve İslam anlayışlarını incelemiş. Türklerin Şamanizm inancının yalnızca bir sanıdan ibaret olduğunu söylüyor ve yanlış algılarımızı yerlerine doğru bilgiler koyarak düzeltiyor. Ardından yazar, kelam, felsefe ve tasavvuf ilimlerine genel bir bakışta bulunuyor. Kitapta Gazali ve Muhiddin Arabî’ye de geniş yer verilmiş ve bu üstün şahsiyetler benzerlikleri ve farklılıklarıyla karşılaştırılmış. Fars kültüründen yola çıkarak tasavvuf konusunda uzun çıkarımlarda bulunmuş. Son olarak Vatandaş, İslam ve tasavvuf arasındaki ilişkiye değiniyor. Tasavvufla; Kur’an ve sünnetin sınırlarını zorlamayan, naslarla emredilenin yapıldığı ancak nafile olarak fazladan yapılan ibadetler, helal ve harama dikkat edilip ikisi de yerine getirilmeye çalışılıyorsa bunda sakınca yoktur diyor. Ve tasavvufu tek cümleyle açıklayamayacağımızı dile getiriyor.

Panelimizin son kitabının yazarı hakkında kısa bir bilgi vermek için sözü yine Hatice Kılıç aldı. Son yazarımız, Atasoy Müftüoğlu. 1942’de Trabzon’da doğdu. Mehmet Akif, Necip Fazıl, Sezai Karakoç ve daha birçok Müslüman yazar ve şairin kuşatıcı bir medeniyet söylemine yöneldiği bir dönemde yetişti. Müftüoğlu, sağlıklı bir anlayışa ve kavrayışa ancak, ümmeti kuşatan bir perspektif ile ulaşabileceğini düşünerek, ulusalcı düşünce çevrelerine mesafeli durmuştur. Bir aktivist olarak, kendisine ulaşan her haberin, her eylemin peşinde koşmuştur. Kitaplarında tevhit, mücadele, ahlak, hikmet ve merhamet eksenli denemeler yazan Müftüoğlu, hemen her müslümanın duygu ve düşünce dünyasında bu kavramların yerleşmesinde büyük pay sahibi oldu. Atasoy Müftüoğlu’nun, Kur’an’ın, hadislerin, Gazâlî’nin, İmâm-ı Rabbânî’nin, Hasan el-Benna’nın, Malik Bin Nebî’nin, Mevdûdî’nin, Seyyid Kutub’un terimleriyle örülü dili, modern ve batılı bir yapı taşımaktadır. Bazı eserleri: Firak, Rahmanın Ayetleri Karşısında, Tevhidi Gerçekliğin Işığında, Ümmet Bilinci, Onurumuzla Yaşamak Elimizdedir.

İslam düşüncesi, evrensel bir içeriğe kapsama, anlam ve amacına sahiptir. Rahman’ın ayetleri, evrensel insanlık sorunlarıyla, evrensel anlam ve hakikatlerle ilgilenir. Bu anlam ve hakikatleri açıklar. Müftüoğlu, “Rahmanın Ayetleri Karşısında” isimli kitabında, modern dünyanın gerçekleri karşısında zor bir sınav veren mazlum Müslüman vicdanlara tercüman oluyor. Modernliğe, emperyalizmin sömürücü güçlerine, güce ve statükoya başkaldırı niteliği taşıyan kitap, güce tapanlara adeta bir tokat gibi çarpıyor. Yazar, içi boşaltılmış ne kadar duygu, insan varsa onları hakikate çağırıyor. “ABD, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler birliği ve İsrail emperyalizminin acımasız postalları altında ezilen İslam halklarını bir bağımsızlık bilinci etrafında İslami kurtuluşa hazırlayan, her düzeyden sorumluluk sahibi Müslümanlara” diyor Müftüoğlu kitabının başında. O’na göre modern dünyada Müslümanların yüz yüze geldiği en önemli sorun, onların yaşamaya ve yaşatmaya çalıştıkları, dini bütün boyutlarıyla kuşatacak imkânlara sahip olmamalarıdır. Burada çok önemli bir noktaya değinen yazar, tek boyutlu bir din anlayışının Müslümanları nasıl ikiyüzlü yaptığını vurguluyor. Şöyle ifade ediyor bunu: Müslümanlar kimi durumlarda Allah’a açtıkları bir yüzleri bulunduğu gibi kimi durumlarda da baskıcı düzenlere karşı açtıkları ayrı bir yüzleri bulunmaktadır.

Buradan sonra kitap bölümler halinde seyrediyor. İlk bölüm olan “bir ibadet hazzı duyarak” adlı bölümde yazar, “Tevhid yoluna koyulmuş her muvahhid, hayatın her evresinde her türlü yükümlülüğü bir ibadet hazzıyla taşımak, bir ibadet hazzıyla yürütmek mevkiindedir.” diyor. Ardından gelen bölüm; bir ibadet ahlakı içerisinde. Yazara göre tevhidi bir yapılanma her şartta ancak nasslara dayalı bir çizgi üzerinde vücut bulacaktır. Bir ibadet akışı sağlayarak derken de bir ibadet akışı gibi saf olmaktan, bir olmaktan bahseder. Daha sonraki bölümlerde, bir ibadet sorumluluğu taşımaktan, kuşatıcı bir ibadet bilinci içinde olmaktan, direnişi ibadet bilmekten, yoğun bir ibadet içtenliği ile davranmaktan, köklü bir değişim için gereken eylemlerden, köklü bir inanç çizgisinin niceliğinden, bilinç dönüşümünün gerekliliğinden, İslam’ın vicdanı olmaktan ve Rahman’ın ayetleriyle her alanda karşı karşıya olduğundan bihaber olmamaktan bahsediyor.

Panelimizi son olarak moderatörümüz Hatice Kılıç kısa kapanış konuşmasıyla bitirdi. Kitaplara karşı az da olsa farkındalık kazandırabildiysek, her biri örnek şahsiyetlerden olan yazarlarımızı da hakkıyla tanıtabildiysek amacımıza yaklaşmışız demektir. Panellerimiz ilerleyen zamanlarda farklı yazarlar ve kitaplarla devam edecek. Hayatına kitapla yön bulan genç neferler olarak yetişme yolunda attığımız adımlara Allah şahid olsun. İslam’ın yardımcılarına selam olsun.