Sarkozy’nin işi bitti… – (Aziz Üstel)

0
110

Geçen yıl Bingazi’de yaşanılanlar Sarkozy açısından dönüm noktası oldu. O, İngiliz Cameron ile birlikte Libya’ya, bir kurtarıcı, Kaddafi’yi yıkan efsane lider havasında gitti ama muhalefetin merkezi Bingazi’de bir-kaç yüz kişiyi meydana toplayabildi.

Başlık aslında, “Sarkozy’nin işi Ermeniler ile bitti” olsa daha anlamlı olacak. Sözün sahibi ben değilim. Kafkasya’daki gelişmeleri yakından izleyen Rus analist Alexander Mukhin. Rus uzmana göre, Sarkozy, Ermeni Soykırım Kanunu’ nu, partisinin çoğunlukta olduğu Fransız Meclisi’nden geçirdikten sonra, “görevini tamamladığına” inanıyor ve kanunun Fransız Senatosu’ndaki serüveni ile yakından ilgilenmediği de açık bir gerçek.

Çünkü, Senato, sosyalistlerin kontrolünde. Nitekim, Sosyalist Partili Senato Başkanı, Jean-Pierre Bell’in gerçekleştirdiği “u-dönüşü”, Ermeni soykırım iddialarının Fransa iç siyasetinde “el değiştirdiğini” gösterdi. Bell, düne kadar, parlamentoların tarihi tartışmalara karışmaması gerektiğini savunuyordu, son açıklaması ise, “fikrini değiştirdiği” ve Senato’nun bu konuda karar alması gerektiği yönünde…

Herkesi tutuklayacak mı?

Lyon, merkezinde “Ermeni soykırımı anıtı” taşıyacak ölçüde Ermeni diasporasının ağırlığını hissettirdiği bir Fransız kenti. Aslında mutfak kültürü ile ünlü, ama, “diasporanın” siyasi manevralarının gerçek boyutunu anlamak için bu kentte bulunmak önemli. Ben de öyle yapıyorum. Kentin sosyalist belediye başkanı Gérard Collomb her zaman “Ermeni seçmen dengelerini” kollayan bir politikacı olarak tanındı ama, başkanlığını başarılı işadamı Sedat Kartal’ın yaptığı yeni kurulan Franko-Türk İşadamları Derneği’nin toplantısına katılmaktan da pek çekinmiyor. Dernek, tipik bir “Türk derneği” değil, sadece Fransız vatandaşı Türk işadamlarının oluşturduğu önemli bir ekonomik gücü sergiliyor ve varlığı ile aslında bu ülkedeki “Türk gücü”nün “Ermeni diasporası efsanesini” çoktan geride bıraktığını da ispatlıyor.

Sedat Kartal, “soykırımı reddedenlere hapis cezası öngören” yasanın bu kez sosyalist kontrolündeki Senato’dan geçerek yasallaşması halinde bile “uygulanamaz” bir yasa olacağında kararlı. “Meclis’in yüzde 10’unun desteğinde geçen, benzer durumun Senato’da da beklendiği bu tür bir yasa, kamu vicdanı açısından geçerli değil. Paris’te yürüyen 40 bin Türk, yarın, “soykırımı reddediyorum” pankartı ile yürüse Fransız güvenlik makamları hepsini tutuklayacak mı? Tabii ki hayır!.. O zaman bütün bu gerginlik arayışı neden?” diyor.

Sarkozy Erdoğan’ı sevmiyor…

Bu sorunun yanıtını, bir Lyon akşamında uzun sohbet etme olanağı buldum deneyimli gazeteci dostum Sabetay Varol’dan alıyorum. O, Paris’teki “esas hava”yı şöyle aktarıyor: “Geçen yıl Bingazi’de yaşanılanlar Sarkozy açısından dönüm noktası oldu. O, İngiliz Cameron ile birlikte Libya’ya, bir kurtarıcı, Kaddafi’yi yıkan efsane lider havasında gitti ama muhalefetin merkezi Bingazi’de bir-kaç yüz kişiyi meydana toplayabildi. Devamında Erdoğan gitti ve Fransa gördü ki, Ortadoğu’da artık borusu Türkiye kadar ötemiyor. Ben, Sarkozy’de bir Erdoğan kompleksi olduğuna inanmaya başladım. Fransa, Tunus, Cezayir, Libya, Mısır hatta şimdi Suriye’de etki gücünü Türkiye’ye kaptırdıkça bu durum derinleşiyor. Fransa aslında Türkiye’yi bölgesel olarak hareketsiz kılmaya çalışıyor…”

Merkezi Lyon’da bulunan Euronews haber kanalında editör olarak görev yapan oğlum Adnan Özgür Zentürk’ün bu görüşü, “Kaygım, Fransa’da başlayan bu hareketin diğer Avrupa Birliği ülkeleri parlamentolarına da yansıma, yayılma eğilimi göstermesi. Sorunun, Türkiye’nin Avrupa Birliği tam üyelik sürecini etkileyecek bir noktaya taşınması riski büyüyor” sözleriyle desteklemesi dikkatimi
çekiyor. O, AB bünyesinde görev yapan bir gazeteci, dikkate alıyorum.

Birden, 2009 yılında Erivan’da tanıştığım Kafkas Enstitüsü Başkanı Alexander İskenderyan’ın son sözleri aklıma geliyor: “Fransa, soykırım iddialarını kullanarak Türkiye’yi baskı altına almaya çalışıyor. Ortadoğu’da Erdoğan yönetimiyle ciddi sorun yaşadığı gerçek. Türkiye’nin Ortadoğu’da bu kadar güçlenmesinden memnun değiller.”

Türkiye güçlendikçe yaşanılacak…

Avrupa’da “kontrol edilebilir Türkiye” arzusunun yüksek olduğu açık. Türkiye düne kadar Soğuk Savaş’ın cephe ülkesi olarak adlandırılan ve “telkinler ile idare edilebilen” bir ülke olarak görünüyordu bu topraklarda. Artık değil. Bu nedenle de içinde-dışında çok belanın sarmalanacağı bir dönemden geçiyor…

“Geniş yürekli olmakta “ ve “günlük gelişmelerden etkilenmeden hedefe yürüme kararlılığı” sergilemekte yarar var…

Bizimle uğraşmalarından memnunum… Doğru yolda olduğumuzu gösteriyor…

 Star

———————————-
Aziz Üstel
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI