Sarayı yerine koymak – (Ömer Lekesiz)

0
110

Bina yapma sanatı olarak mimari ve bu bağlamda yeni yapılmış bir bina üzerine konuşacak olanın, en geniş anlamıyla mekan bilgisini; mimarinin temel niteliklerini; yapı malzemelerini, kullanılma biçimlerini; mevcut mimari eserlerin nasıl okunacağını, işlevlerini ya da işlevsizliklerini, kültürel yönlerini ve bu manada sembol olarak değerlerini iyi bilmesi zorunludur.

Bu zorunluluktan hareketle Cumhurbaşkanlığı'nın yeni binası hakkında oda, birlik namıyla oluşturulmuş mimar örgütlerini temsil edenlerin, üniversitelerde sanat tarihi ve mimarlık dersleri verenlerin ‘öncelikli’ olarak konuşması beklenirdi.

Ancak ilgili örgüt temsilcileri söz konusu binanın Recep Tayyip Erdoğan’ın devrinde yapılmasını hazmedemeyerek, onu şahsileştirmek suretiyle tahammülsüzlüklerinin malzemesi haline getirirlerken, çoğunluğu nesli tükenen beyazlardan oluşan ilgili akademisyenler de sosyal medyadaki sayfalarında, kendi cibilliyetlerini ifşa tahtında alaylı mesajlarıyla güya görüş belirtmiş oldular. Sonuçta her iki taraf da yukarıda zikrettiğim zorunluluğun verisi olarak değil, Recep Tayyip Erdoğan’a düşmanlıklarının verisi olarak kendilerini ‘siyasi kaynanalık’ rolüne hapsettiler.

İtibarın muteber olabilmesi için itibar edilenin onu hak etmesi gerekir. Dolayısıyla Cumhurbaşkanlığı'nın yeni binası hakkındaki doğru değerlendirmeleriyle değil, nefretleriyle yoğrulmuş kinleriyle varlık gösterebilen söz konusu örgütler ve kişiler de böylelikle telafisi mümkün olmayan bir itibar erozyonuna uğrayarak geriye çekilmiş oldular.

Onlar geriye çekildiler ancak, onları da kullanan (ya da kullandıklarını sanan) üçüncü bir kesim var ki Cumhurbaşkanlığı'nın yeni binası konusunda dangul-dungul konuşmaktan henüz geri durmadılar. Üstelik bunlar kültürel konulardaki cehaletleriyle maruf olanlardır ki, mimari bilgiden yana hiçbir nasipleri de yoktur zaten. Kimlerden olacak, Paralelci bu-kalem-unlardan söz ediyorum.

Önce israfla ilişkilendirmeye çalıştılar peşin reddiyelerini. Tutmadı çünkü neticede yapılan iş kamuya aitti ve son on iki yılın ekonomik verileri de israf nitelemesiyle bağdaşmıyordu.

Sonra ‘sorumsuz, keyfi harcama’ konusuna takıldılar ama bu da tutmadı. Çünkü kim neyi, neden, nasıl, kaça yaptırdığını çok iyi biliyordu.

Ardından, saray kelimesine dillerine dalayarak, bunun bir devrin bitişine işaret olduğunu işlemeye başladılar. Bu da tutmadı, çünkü sarayların yeni bir iktidarın başlangıcını göstermesi asli, tükenişini göstermesi ise arızı idi.

‘Uzaktaki karar çukur’un fitne üretim timi olan Paralelci bu-kelam-unlar için meselenin bina olmadığı, Recep Tayyip Erdoğan tarafından arzın herhangi bir yerine çakılacak bir kazığın bile onlarca büyük bir problem katına yükseltilmek istenileceği malumdur.

Son tahlilde, itirazcıların çürük iddialarıyla akibetleri eşitlenecek ve topluca geriye çekilmeleri tam tahakkuk edecektir.

Önemli olan halkın konuyu doğru anlayabilmesine ve yerli yerince değerlendirmesine yardımcı olmayı sürdürebilmektir.

Aslında saray ya da farklı isimlerle bir binanın yapılmış olması birinci derecedeki ilgililerinin (yaptıranın, müteahhidin, mimarın) meselesidir. Dolayısıyla Cumhurbaşkanlığı'nın yeni binasıyla, yeni bir adliye binasının hükmü bu manada birbirine denktir.

Ancak Cumhurbaşkanlığı binası mirari ve siyasal bir temsil iddası taşıması bakımından emsallerinden farklılaştığı için onu yukarıda zikrettiğim zorunlu bilgiler ekseninde kültürün içinden okumak ve değerlendirmek iktiza etmektedir.

Bizim kültürümüz açısından mekanlar, her şeyden önce dünya nimetinin tahakkuk etme yeridir ve nedeni oldukları şey üzerinden de bir imtihan vesilesidir. ‘Allah onlar vasıtasıyla içimizde bizden gizli kalan özellikleri ortaya çıkartır. Allah o özellikleri bilirken biz bilmeyiz’ diyen İbn Arabi, böylelikle mekanlarda Allah adına lehimizde ve aleyhimizde delillerin ortaya çıktığını söyler.

Öte yandan mekanda kendi yararımız için yapacağımız her türlü değişikliğin ona tahakküm etmek kastını değil, onda doğru tasarufta bulunma niyetini taşıması elzemdir. Bu çerçevede mekanda yaptığımız tasarrufların onda bir tahribe değil, yine onda onunla ve onun için yapacağımız bir güzelleştirmeye yönelik olması gerekir.

Bunlarla birlikte, Mustafa Kutlu’nun gazetemizde yer alan ‘Cumhurbaşkanlığı Sarayı’ adlı yazısında (29.10.2014) işlediği hususlar da dahil, konuyu, mimari kültürle ilgili yeni, isabetli ve ufuk açıcı şeylerin söylenmesi için bir vesile saymak ‘sarayı yerine koymak’ olacaktır. 

Ayrıca, bu yönde sarf edilecek her çabanın değeri vardır çünkü bu aynı zamanda yeni bir bilgiye erişme çabasıdır ki, bilgiden daha değerli hiçbir şey de yoktur.

Bilgi aşkı var olduğunda, imkansızlığa ve iradesizliğe değil bilgisizliğe kurban edilen son 90 yılın mimarisizlik envanterinden, medeniyetlerin kavşağında yer tutmuş Türkiye’de yeni bir mimari anlayışa yönelmek hiç de zor olmasa gerektir.

Cumhurbaşkanlığı Sarayı bunun ilk filizi olabilir. Yeter ki onu yerine doğru koyabilelim.

———————————-

Ömer Lekesiz

 

DİĞER KÖŞE YAZILARI