Sait Çamlıca Sebilay Derneği’nde Konferans Verdi

0
130

Eğitimci Sait Çamlıca, Sebilay Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği’nde konferans verdi.

Eğitimci Sait Çamlıca, ‘Bizim milletimizi okumaz’ diyen profesörlere bile şahit oldum. Bu sözü kullanmak, milletin yüzüne tükürmekten çok daha ağır bir hakarettir aslında. Görev yaptığım yerlerde ki uygulamalarımla gördüm ki, doğru ortam, doğru yatırım, doğru kitaplar oluşturulup ve azimle çalışılınca, ‘okumaz’ sanılan insanlar okumaya başlıyorlar. Okuyan bir toplum oluşturmak isteyen insanların, iyi niyetli olmaları yetmiyor. Doğru şeyi, doğru biçim ve üslup ile yapmayı da öğrenmemiz gerekiyor. Müftülükler, cami dışında ki insanlara ulaşamıyorsa, ulaşmak için elinden geleni yapmıyorsa, sorumluluklarını yerine getirmiyorlar demektir. “Dindar bir insan yetiştirmek!” denilince, her yerde aynı klasik süreç takip ediliyor. “Allah bir!” demeye alıştırılır çocuklar. Sonra Kur’an alfabesi öğretilir. Namaz sureleri, Yasin, Tebareke ve Amme cüzleri ezberletilir. Özellikle Hafız olmasını sağlayabilmişse aile, en büyük başarı elde etmiş olmanın mutluluğunu yaşar. “Namaz, dinin direğidir!” Hadisi merkezli, beş vakit namaz kılmaya alıştırabilmek için çok büyük çaba sarf edilir. Genç, beş vakit namaz kılıyorsa, artık din eğitiminin zirvesine ulaşmış bir insan yetiştirmiş oluyoruz. Bu süreç, cemaat ve tarikatlar dahil, tüm dindarlarda nerdeyse bu çerçevede ilerliyor. Beş vakit namaz kılan, parası varsa hacca giden, Ramazan orucunu mutlaka tutan bir Müslüman, hayatın diğer alanlarında “Müslüman’ca” duruşlar göstermiyorsa, ortada çok ciddi bir problem var demektir.  Eğer bu eğitim modeli / süreci doğru ise; namazını Allah ile kılıp, ticaretini şeytan ile, şeytanca yapan Müslümanların çoğalmasının sebebi ne? Orucunu Allah ile tutup, akşama kadar ağzına lokma koymayan, teravih namazını geçirmeyen insan, komşusundan aldığı borç parayı geri ödemiyorsa, hafızlığını nereye koyacağız? Kur’an Alfabesini öğrenip, Kur’an Ahlakını ihmal etmiş olmamızın bedelini ağır ödüyoruz.

 

Sizce sorun büyüklerde mi küçüklerde mi? Ortada bir “sorun” olduğu kesin. Başka bir soruyla cevaplamak istiyorum bu sorunuzu. Siz sokakta 15 yaşında ve 35 yaşında iki insanın tartışıp kavga ederken görürseniz hangisini ayıplarsınız? Tabi ki büyük olanı. Çünkü onun daha anlayışlı olması lazım. Ama bu iki anne baba ve çocuk arasındaki bir tartışma ise tekrar düşünmek zorundasınız. Niçin birbirlerini anlamıyorlar.Mesela veliler şikayet ederken genelde şu cümleleri kullanarak şikayetçi oluyorlar: “Hocam yediği önünde yemediği arkasında. Saçımızı süpürge ettik. Her istediğini aldık. Ama yine de ders çalışmıyor. Ne yapacağımızı şaşırdık!” Daha çok yakın zamanda bir velim geldi karnesi zayıflarla dolu oğlunu şikayet etmeye. Uzun uzun anlattı, hem okula hem dershaneye giden oğlunun yaramazlıklarını. Bende veliye aile içinde bir “eğitim saati” yaparak o saatte herkesin “eğitim” ile ilgilenmesini tavsiye ettim. “Oğlunuz ders çalışırken sizde oturup kitap okuyun. Büyüklerinin yapmadıkları şeyleri çocuklarda yapmıyor.” Diye tavsiyelerde bulundum. Bizim velilerimizin en büyük hatasının çocukları diğer odaya gönderip “git ders çalış!” dedikten sonra kendilerinin saatlerce TV karşısında zaman geçirdiklerinden bahsedince, dinleyen velim sinirlendi.“Sabahtan akşama kadar çalışıyorum. Akşamları iki üç saatlik televizyon izleme keyfimi hiç kimse için bırakamam” deyince ben susmak zorunda kaldım! “Bende sabahtan akşama kadar okul ve dershane arasında koşturuyorum. Akşamları bende odamda internetle vakit geçiriyorum” diyerek kendini savunan öğrencime bir şey diyemedim maalesef.Çocuklar büyüklerini örnek alıyor. “Ders çalış!” diyerek onlara ders çalışmayı sevdirmemiz çok zor. 

 

Anne babalar evlatları için her şeyi yapıyor. Ama bu her şeyin içine baktığımız zaman “maddi” değeri olan ihtiyaçların ağırlıkta olduğunu görüyoruz. Çocuk eğitmek bir sanattır. Her anne baba mutlaka önce kendini yetiştirmeli. “Çocuk eğitimi” konusunda çok iyi bir kitap okuyucusu olmalı. Çiçek yetiştirmenin bile kuralları varken, çocuk yetiştirmenin kurları olmaz mı? Her yaş dönemi ile ilgili okumalı hatta. Çocukluk dönemi, okul yılları, ergenlik dönemi gibi…Velilerin kulaklarına küpe yapmasını istediğim iki güzel sözle bu soruyu özetlemiş olurum galiba:“Çocuklarınız sözlerinizi değil, ayak izlerinizi takip ederler.”“Çocuklar, kulaklarına hitap edilerek değil, gözlerine hitap edilerek eğitilir.” dedi

 

Çamlıca, "Bir ülkenin en büyük hazinesi o ülkenin gençleridir. Gençliği ihmal edenler, geleceklerini imha ederler. Toplum olarak yaşadığımız sorunların suçlusu gençler değil, onları yetiştirmeyi beceremeyen biz büyükleriz. Hz. Ali “Gençliği anlamadığınız da bu dünyada ki işiniz bitti demektir” diyor. Bence bu söz üzerinde hepimiz düşünmek zorundayız" açıklamasında bulundu.