Sağcı Müslüman – (Hilal Kaplan)

0
227

Türkiye`de “solcu Müslüman” kavramı üzerine yoğun bir tartışma yapıldı, yapılıyor. Ancak nedense, Müslümanlar arasında solculuğa nispetle daha yaygın olan “sağcı Müslüman” olma temayülü üzerine pek söz söylenmiyor.

Türkiye`de “solcu Müslüman” kavramı üzerine yoğun bir tartışma yapıldı, yapılıyor. Ancak nedense, Müslümanlar arasında solculuğa nispetle daha yaygın olan “sağcı Müslüman” olma temayülü üzerine pek söz söylenmiyor. Hâlbuki, solculukla İslâm arasında olduğu gibi sağcılıkla (ki sağcılık da solculuk kadar seküler ve Batılı kaynaklardan neşet etmiştir) İslâm arasında da uzlaştırılamayacak farklılıklar mevcut.

Sağcı olmanın gerektirdiği belli kıstaslar vardır. Bunların başında devleti yüceltilmek, devlet aygıtına dair yapılacak her tür değişime kuşkuyla bakmak, “geleneksel değerler” diye adlandırılan bazı dinî ve özellikle de devletçi-milliyetçi değerlere sahip çıkmak gelir. Dinî değerlere sahip çıkmak hususunda Müslüman olmakla çelişen bir şey olmadığı kuşkusuz; ancak bu değerlerin nasıl tanımlandığı ve onlara nasıl sahip çıkıldığı işin İslâm`la çelişen veçhesini oluşturuyor. İzah etmeye çalışalım.

İslâm`dan kategorik olarak devlet karşıtı bir söylem çıkarmak mümkün değil. Ancak Türkiyeli Müslümanların devletle ilişkilenmelerindeki sorun, devlet karşıtı değil, fazlasıyla devlet taraftarı olmalarında yatıyor diyebiliriz. Biraz söylem analizi yapıldığında, Müslüman muhayyilede devletin kimi zaman “şefkat eli”nin uzatan bir “koruyucu baba” kimi zaman hainleri cezalandıran bir “otoriter baba” rolüne büründüğünü görmek mümkün. Ancak her “baba” gibi arada hata da yapabildiği için devlet, son kertede yanlışları göz ardı edilip itaat edilmesi gereken bir varlık olarak karşımıza çıkıyor. Günümüzde sağcı Müslüman prototipini en iyi temsil eden kişilerden biri olduğunu düşündüğüm İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin`in sözlerinden bir örnek vermek gerekirse:

“Devlet düzendir, devlet hukuktur, devlet hiyerarşidir, devlet mülkiyettir, devlet namustur, devlet özgürlüktür, eğitimdir, sağlıktır; devlet hayatın ta kendisidir.”

Bu ifadelerde adaletin mülkün yani devletin temeli olduğuna dair bir emare görebiliyor musunuz? Bilakis, hayat dahil her şeyin temeli yine devlet olarak konumlandırıldığından, itaat edilmesi kaçınılmaz olan totolojik bir devlet anlayışıyla karşı karşıyayız. Devlet böyle tanımlanınca da “devlet bu, döver de sever de” anlayışı da kaçınılmaz oluyor.

Devlet, en azından demokratik devlet, kabaca bir insan topluluğunu o insan topluluğunun seçim ve arzularını kayda alarak yöneten, onlara hizmet eden, bunun karşılığında da vergi toplama hakkı, meşru şiddet tekeli gibi yönetim esaslarını elinde bulunduran bir örgütlenme biçimidir. Yöneten-yönetilen arasındaki hiyerarşi sebebiyle yönetilenler, yönetenler tarafından sıklıkla haksızlığa uğrarlar. Devleti yönetenlerin en büyük görev ve sorumluluğu bu haksızlıkları en aza indirgeyecek bir yapılanmaya gitmek ve denetim mekanizmasını en geniş haliyle uygulamaktır. Siz vatandaşlarının “namus” gibi kutsal gördüğü bir örgütün böylesi bir denetime gitmeye gerek duyacağını düşünüyor musunuz? “Namusuma toz kondurmam” anlayışıyla devletine de toz kondurmayan, meydanlarda yüceliğin sadece Allah`a mahsus olduğunu haykıran sloganlar attıktan sonra söze “yüce devletimiz” diye başlayan siyasal öznelerin ortaya çıkışını biraz da sağcı devlet anlayışının bu kadar içselleştirilmesine borçluyuz.

Yine İdris Naim Şahin`in açıklamaları üzerinden gidersek “Otuz bin profesör var, bini tutuklansa haydi neyse, ama bir kişi için koparılan kıyamet de ne?” açıklamasının Said Nursi`nin “Bir gemide dokuz cani, bir masum bulunsa, yine o gemi hiç bir kanunu adaletle batırılmaz” sözleriyle ya da yine Büşra Ersanlı için “Hangi suçtan, hangi komünizan faaliyetten mahkûm olduğunu, cezaevinde yattığını, akrabalarının kim olduğunu, eniştesinin bu ülkede bir başka faaliyetten tutuklu olduğunu, bir başka sevdanın yolcusu olduğunu araştırırsanız görürsünüz” sözlerinin “Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutan, adaletle şahitlik eden kimseler olun. Bir topluluğa duyduğunuz kin, sizi âdil davranmamaya itmesin” ayetiyle nasıl da çeliştiğini göz önünde bulundurmak sağcılığın İslâm`la çeliştiği noktaları görmek bağlamında oldukça önemlidir.

Ezcümle, yüce olanın devlet değil Allah; mülkün temelinin devlet değil adalet olduğuna inananlar için sağcı olmanın Müslüman olmanın önüne geçtiği, İslâm ahlâkıyla bağdaşmadığını teslim etmek gerek. Bu minvalde Müslüman kimliği bilinir olan Ak Parti`nin gittikçe devlet yönetiminde birincil söz sahibi olduğu bugünlerde aradaki farkı ortaya koyan bir temsile ulaşması Türkiyeli Müslümanları da öncelikli olarak ilgilendirmesi ve endişelendirmesi gereken hususların başında geliyor.

 Yenişafak

———————————-
Hilal Kaplan
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI