Ruh Sağlığı’ mı dediniz? – (Erol Göka)

0
167

İlginç bir çağda yaşıyoruz. Sanki insanlık, hiçbirimizin bilmediği, yepyeni bir yöne eviriliyor gibi. Bildik anlamdaki tarihin sona erdiğini söyleyenler bile oluyor.

Ruha sahip olan yalnızca biz insanlar değiliz; zamanın da bir ruhu var. Zamanın ruhundan bahsetmek, bireyin tarih ve toplum tarafından kuşatılmış olduğunu, asla bu cendereden çıkamayacağını söylemek demektir. Ruh sağlığı alanında da öyle… Her tarihsel dönemin ve her toplumun kendine göre bir "ruh", "sağlık" ve "ruh sağlığı" anlayışı var; bunu biliyoruz. Bugün de bir ruh sağlığı anlayışına sahibiz ama bu konuda konuşmak o kadar kolay değil. Bilmememiz bilgisizliğimizden değil, günümüzün durumundan kaynaklanıyor. Şimdi ilginç bir çağda yaşıyoruz; öyle ilginç ki, düşünürler adında bile anlaşamıyorlar. Çinli bilgeler, eskiden birine beddua ederken "İlginç bir çağda yaşayasın!" derlermiş; ben onlar kadar kötümser değilim; çağımızın sevdiğim birçok yanı var ama "ilginç" olduğu da kesin.

İlginç bir çağda yaşıyoruz. Sanki insanlık, hiçbirimizin bilmediği, yepyeni bir yöne eviriliyor gibi. Bildik anlamdaki tarihin sona erdiğini söyleyenler bile oluyor. Bir yandan tüm dünya bir köye dönüşüyor; bilişim teknolojilerindeki inanılmaz değişiklikler sayesinde "bilme" ve "haberdar olma" arasındaki fark siliniyor; dev teknomedyatik aygıt, yaşamın tüm alanlarını belirliyor, bir yandan da bireyin özgürlüğüne ve haklarına dayalı yepyeni bir etik yayılıyor. Yaşam mekanları, şehirler, ulaşım yolları da olağanüstü bir değişim içerisinde… Bir yanda dev bir bilimsel bilgi birikimi, bir yanda aynı oranda artan spritüel eğilimler, yeni inanma biçimleri…

Şimdi böyle bir dünyada ruh sağlığından konuşacağız. Her insanlık durumunun tıpsallaştığı ve psikiyatrikleştiği, her durumdan bir hastalık çıkarıldığı, kumarbazlığın, eşcinselliğin, davranış sorunlarının genetik açıklamalara (!) kavuştuğu bu dünyanın en temel özelliği, durmaksızın süren “değişim”dir. Felsefesizdir bu dünya, o nedenle, belli bir hastalık, dolayısıyla sağlık tanımı verilemez; her an her şey olabilir. "Geçmiş" ve "şimdi" giderek flulaşmakta, "gelecek", neredeyse en gerçek olarak yaşadığımız zaman olmaktadır.

Bugün biz ruh sağlığı profesyonelleri, tıpsal bir model içerisinde çalışıyoruz; yani öncelikle anormal/hasta olanı bir biçimde belirleyip onu bir biçimde düzeltmeye gayret ediyoruz. Çabalarımıza doğa bilimin egemen yöntemi olan pozitivist-empirisist bir bakış yön veriyor; yani araştırma nesnemizin kendi varlığımızdan ayrı olduğuna, her bir fenomen (görüngü; phenomenon)e karşılık gelen tek bir kavram bulabileceğimize ve gerçeğe ancak ölçme ve değerlendirmeyle varabileceğimize inanıyoruz: Bu arada, söylemesi ayıp, bilimsel çabalarımıza kapitalizmin dev teknomedyatik aygıtının da etkide bulunduğu ileri sürülüyor. Bu konumumuz, birçok eleştiri alıyor; ben de bazı eleştirilere katılıyorum ama kesinlikle çalışmalarımızın tıpsal model içerisinde olması, tıpsal modelin de egemen bilimsel paradigmaya göre işlemesi gerektiğine inanıyorum. Böyle yapmazsak eğer, her türlü suiistimale açık bir kaosa sürükleneceğimizi düşünüyorum.

Uzun uzun tıbba ve psikiyatriye yöneltilen eleştirilerden bahsetmeyeceğim. (Zaten söyleyeceklerimin sonunda, ruhsal bakımdan sağlıklı bir insanda bulunması gereken özellikleri sıraladığımda, psikiyatride neyin eksik kaldığını düşünmemiz için bir fırsat çıkacağını sanıyorum.) Ancak bu eleştirilerin önemli olduğunu, eğer mesleki bir narsisizme kapılıp, zihnimizde eleştirinin yenileştirici gücüne yer açamazsak, bir süre sonra, bilim yapıyoruz diye bir yöntem bilgisini değişik veri yığınlarına uygulayıp duran teknisyenler olarak kalacağımızı hatırlatmak isterim. Ben yalnızca temel olduğunu sandığım ama yaşadığımız ilginç çağda nasıl giderileceğini pek bilmediğim bir eksikliğe parmak basmakla yetineceğim.

Batı kültüründe bir Helenizm-Hebraizm kutupsallaşmasından bahsedilmektedir.“Helen”, Eski Yunan, “Hebra” ise Eski Yahudi kültürünü gösterir; bu ikisi, Eski Roma ve Hıristiyanlık ile birlikte Batı kültürünün temellerini oluşturur. Helenizmde, insan doğasının entelektüel yanına değer verilir ve doğru düşünce, hakikat vurgulanır. Helenizmin doruğu, “bilim”dir. Hebraizmde ise, moral tarafa değer verilir ve vurgu doğru davranışa yapılır. Hebraizmin şahika noktası, bilim değil “ahlak”tır. Aslında hem Helenizm hem Hebraizm, her ikisi de insanlığı mükemmele ulaştırmayı amaçlar ama mükememlelik için izledikleri ve önerdikleri yollar, çok farklıdır. Batı kültüründe her ikisinin etkileri görülür, bazen birisi kimi zaman diğeri öne çıkar.

İşte yaşadığımız ilginç çağda Helenik olan yan ağırlık ve zafer kazanmış, Hebraik yan ise biraz geri planda kalmıştır. Bir başka deyişle bilim, ahlaktan daha önde yer almaktadır. Düşünürler bu yüzden sık sık modernliğin ahlaki krizinden söz ederler. Bunun sonucu olarak, tüm tıpsal bilgi gibi, psikanalizden nörobilim (neuroscience)e kadar tüm psikiyatrik bilgi birikimi, esasen Helenik yönelimlidir. Yalnızca bilimsel doğrulara ulaşmak ruh sağlığı profesyonellerinin temel amacıdır. Pek doğal olarak böyle bir amaç içinde, tek tek bireylerin "Ben kimim?", "Ne yapmalıyım?", "Nasıl bir yaşama yolu seçmeliyim?" sorularına verilecek cevapları zorunlu kılan varoluşsal seçimleri yer almaz. Bırakın bu konuların psikiyatrik bilginin içinde yer almasını, bu alanlara karışmayı "zül" sayan, bunlar bilimsel bir uygulama yapan insanları ilgilendirmez diyen bir bakışa sahibiz. Oysa tıpsal ve psikiyatrik uygulamalarda hastanın, bize danışan kimsenin, yetişme tarzıyla, yaşama yoluyla bize söylediği yakınmaları ve dilekleri arasındaki bağlantının ele alınması zorunludur. Bu nedenle bu sorularla her zaman karşılaşırız. Başkaları bilimin arkasına sığınıp bu sorulardan kaçabilirler ama biz hekimlerin, özellikle ruhiyatçı olanlarımızın gideceğimiz bir yer yoktur. Zira modern dünyada ahlaki krizleri çözmek din adamlarına, “iyi hayat”la ilgili sorunlarla ilgilenmek de hekimlere, özellikle ruhiyatçılara havale edilmiştir. Bu açıkça böyle söylenmemektedir ama tüm yöneticiler ve toplum arasında zımni bir anlaşmanın gereği olarak böyle yapılmaktadır. Hayatıyla, nasıl davranması gerektiğiyle, ilişkileriyle ilgili derdi olanlar soluğu bir ruhiyatçıda almaktadır. Hebraizmin alanına giren konulardaki rehberlik etme görevi, nedendir bilinmez ruh sağlığı profesyonellerinin sırtına yüklenmiştir. Biz de, saf bilimsel yani Helenik bakışla çeliştiğini bile bile, elimizden geldiği ölçüde görevimizi yerine getirmeye çalışıyoruz, “psikoterapi” konusundaki çabalarımız bu yüzden.

Madem bu görevi bize yüklendi. Şimdi ben de bilebildiğim ölçüde, insanın yaşamla ilişkisinden yola çıkarak "ruhsal bakımdan sağlıklı olan kimse"yi tanımlamaya çalışacağım. Bu tanımlamalar meslek topluluğumuzda ne kadar olumlu bir izlenim uyandırıyorsa, emin olun günümüz psikiyatrisi o kadar önemli bir eksiklik içindedir. Yok eğer olumlu bir izlenim uyandırmıyorsa, böyle şeyleri felsefi kuru gürültüler olarak atın bir kenara gitsin !..

"Ruhsal bakımdan sağlıklı olan insan", yaşama sorumluluğunu üstlenebilen kimsedir. Hepimizin yaşama sorumluluğunu üstlenme biçimimiz vardır; önemli olan bu biçimi keşfetmemiz ve geliştirmemizdir.

"Ruhsal bakımdan sağlıklı olan insan", yaşama korkusunu yenmiş, hayatla baş edebilen kimsedir. Hayatla baş edebilmenin yolu, yaşamda hep varolan paradoksları yaratıcı biçimde ele almaktır. "Olma cesareti", kesinlikle biraz da "olmama riski"ni göze alabilmekle kazanılır. Ancak yalnızlığımızı gerçekten kabul ettiğimizde, başkalarıyla daha yakın ilişkiler kurabiliriz. İnsan, şu hayat denilen şeyin aslında ne denli saçma olduğunu fark ettiğinde, hayat sahiden anlam kazanır. İnsan sınırlılıklarını ve zorunluluklarını açıkça anlayıp, kendisine itiraf ettiği zamandır ki, özgürlük duygusu imkan dahiline girer.

"Ruhsal bakımdan sağlıklı olan insan", yaşama sanatını becerebilen kimsedir. Yaşamak, olsa olsa bir sanattır; her sanatta olduğu gibi sanatçılık ancak pratik deneyimle kazanılır; sanatın sırlarına, kendine özgü stile ancak birçok denemeden sonra ulaşılır; yıllar alan çabalardan sonra ustalaşılır. Yaşama sanatını öğrenirken insan, kendi standartlarını ve ideallerini açıklığa kavuşturmak, yetenek ve eğilimlerine uygun bir yola girmek için çabalamak zorundadır. "Ruhsal bakımdan sağlıklı olan insan", varoluşsal bunaltıyla yaşayabilen kimsedir. Çoğu insan, varoluşsal bunaltıyı yok edebileceğini düşünür; bunun için olmadık yollara başvurur; sanki hayat somut, değişmez, kontrol edilebilir bir şeymiş gibi davranır. Oysa tam tersidir; hayat üzerinde tam bir denetim asla sağlanamaz, ölümden kaçılamaz, belirsizlik ortadan kaldırılamaz.

"Ruhsal bakımdan sağlıklı olan insan", otantik (hasbi) bir yaşama yolunu seçebilen kimsedir. Otantik yaşam, çoğu kere yanlışlıkla, dilediğince haz almak için yaşamak sanılır. Oysa o, "hayat karşısında bozguna uğramışken bile kendisi olabilme" halidir. İnsanın sınırlarını ve hayatın acılarla dolu olduğunu bilmeden, sırf hırs ve kibir dolu dürtüselliğiyle otantik bir yaşam sürmesi mümkün değildir. Otantik olmak, kendi yaşamının kurallarını, sorumluluklarını alarak koymak demektir. Hiçbirimizin elinde mutluluğa giden kapıları açacak bir maymuncuk yoktur; insan, yaşamın türlü çeşit kapılarını açmayı kendisi öğrenmek zorundadır.

Biliyorum, bu ruhsal sağlık tanımı, günümüzün bilim ve hayat anlayışıyla pek uyuşmuyor. Uzmanların fikrini almadan yerimizden kıpırdamamamız gerektiğini söyleyen modern görüşün aksine insanın yaşam sorumluluğunun doğrudan doğruya kendi ellerinde olması gerektiği savunuluyor. Kendimizi ve hayatın gerçeklerini tanımamızın, güvenmemizin şart olduğu, hayatın en azından uzmanlar kadar iyi bir öğretmenlik yapabileceği üzerinde duruluyor. Diyeceksiniz ki, böyleyse eğer biz hekimlere ne iş kalacak, sadece hastaların tedavisiyle mi uğraşacağız? Cevabım şudur: İnsan olarak hepimizin her zaman danışacağımız bir rehbere ihtiayacımız vardır. Hekimlere hayat bilgisi konularında danışılmasına kimsenin bir itirazı olamaz. Yaşadığımız dünyada hayat rehberliğini yine en iyi hekimler yapabilir. Ama biz hekim olarak kendimizi aynı zamanda “hayat rehberi” gibi de görüyorsak, öncelikle bu sıfata layık olmalıyız. Mevcut diplomalarımızın hayat rehberliği yetkisi için yeterli olduğunu sanmıyorum.

Hepinize mutlu ve sağlıklı günler dilerim.

Haber 10

———————————-

Erol Göka

 

DİĞER KÖŞE YAZILARI