`Rötarlı` siyasetle sonuç alınamaz – (Kürşat Bumin)

0
124

Takdir edersiniz ki, böyle rötarlı-gecikmeli (hem de ne rötar!) gelen düzenlemelerin ne kadar makul görünürse görünsün her şeyden önce “zamanın ruhu”nu kaçırdıkları için etkileri sınırlıdır. Hani biraz bizim sıkça kullandığımız “Geç kalan adalet

Biliyorsunuz `rötar”, Fransızcadan dilimize geçmiş bir sözcük; birçok yerde “gecikme” yerine kullanılıyor.

“Rötarlı siyaset” derken de, Türkiye Cumhuriyeti`ni bugüne kadar yönetmiş olanların Kürt sorununun da içinde yer aldığı pek çok konuda-alanda daima “gecikmeli” olarak gündeme getirdikleri, uygulamaya koydukları politikaları kastediyorum.

Takdir edersiniz ki, böyle rötarlı-gecikmeli (hem de ne rötar!) gelen düzenlemelerin ne kadar makul görünürse görünsün her şeyden önce “zamanın ruhu”nu kaçırdıkları için etkileri sınırlıdır. Hani biraz bizim sıkça kullandığımız “Geç kalan adalet adalet değildir” deyişinde olduğu gibi… Oysa doğru, akılcı bir siyaset kamusal alanla ilgili düzenlemeleri kulağını bir an bile toplumdan çevirmeyerek, orada oluşan hak taleplerini sürekli dinleyerek karşılamaya gayret eder.

Sözü “seçmeli Kürtçe dersi”ne getirmeye çalıştığım anlaşılmıştır muhakkak. İşte konumuzla ilgili nefis bir örnek daha… Tamam, böyle bir düzenlemeye gidilmesi de -“zamanın ruhu”nu paranteze almak şartı ile- bir “ilerleme”dir. “Eski Rejim”in Kürtçe`ye ilişkin “kart kurt”lu “dilbilim” teorilerinden başlayıp bu dilin konuşulmasını (şaka değil) basbayağı yasaklamaya vardıran siyaseti hatırlanınca bunun bir “ilerleme” olduğu muhakkak. Hele bir de bunun yanında TRT6, Kültür Bakanlığı`nın Kürtçe yayınları, Kürtçe kitap ve müzik yayınlarına getirilen serbestliği (filan) da eklerseniz, “Eski Rejim”e kıyasla bir “Devrim”den bile söz edilebilir!

Ama yine de olmuyor… Bunun da nedeni yine (bir defa dana serbestçe kullanırsak) “zamanın ruhu” diyeceğimiz olgudan başkası değil. Son olarak “seçmeli Kürtçe dersi”nin de eklendiği bu “reformlar” paketi bu ülkede şöyle 20-30 yıl önce açılabilseydi, bu yeni düzenlemenin mimarlarını küçük çapta da olsa birer “Devrimci” olarak niteleyebilirdik. Ama ah şu “rötarlar” yok mu, bütün kabahat onda. Biraz kaba kaçacak ama neredeyse “Geçti borun pazarı…” misali yani…

Bu çerçevede bu ülkenin Başbakanı`ndan “Yeterli sayıda öğrenci bir araya geldiğinde, Kürtçe bir seçmeli ders olarak alınabilecek, öğretilecek ve öğrenilecek. Bu, tarihi bir adımdır” açıklamasını duymak –yalan değil- bir “mucize”. Benzer şekilde bu ülkenin Milli Eğitim Bakanı`nın söz konusu seçmeli derslerin Kürtçe ile sınırlı kalmayacağını, talep olması halinde Zazaca, Abhazca, Çerkezce, Lazca, Boşnakça dillerinde de dersler açılacağını söylemesi de bu ülkenin otoriter nilelikteki “tek tip eğitim sistemi”nden başkası ile tanışmamış insanları açısından büyük bir müjdeli haber…

Ama ne yazık ki bu önemli adımlar da “rötar”la malul… Böyle olduğu için de “zamanında” yol açacağı kesin olan büyük sevinci bugün yaratmıyor-yaratamıyor. Yeni düzenlemenin beklenen heyecanı yaratmayacağını Başbakan da biliyor olmalı ki, müjdeli haberi verdikten sonra sözlerini şöyle sürdürmüş:

“Ak Parti`nin bu tarihi adımlarına karşı kim ne diyecek, nasıl tepki verecek, ibretle izlesinler. Bugüne kadar attığımız her türlü adımı boşa çıkarmaya çalışan, küçümseyen, terör örgütü ve yandaşları şimdiden tepki göstermeye, bu adımı boşa çıkarmaya çalışıyorlar.”

Görüyorsunuz, haksız mıyım?

Başbakan`ın attıkları “tarihi adımları” küçümseyecek olanlara şimdiden sitem etmesini anlayabiliriz. Ama ne yaparsınız ki günümüzde artık, konu haklar ve özgürlükler olunca, talebkarlar “azla yetinmek” ya da “verilen ile yetinmek” istemiyorlar. Bu “tarihi adımlar” zamanında atılmış olsaydı, yani Kürt kimliği ve onun ayrılmaz bir parçası olan Kürtçe bugün söylendiği gibi zamanında tanınsaydı, tanınmış bu haklar zaman içinde kim bilir nasıl değişecek-zenginleşecek ve büyük ihtimalle 30 yıldır bizi içine çeken şiddet ile bu ölçüde tanışmayacaktık.

“Rötar” yani, bu “tarihi adımlar” da ne kadar önemli yenilik taşısalar da “gecikmiş” adımlardır.

Nitekim BDP Eşbaşkanı Gülten Kışanak, Kürt siyasetinin bugün nerede olduğunu açıkça şöyle anlatıyor: “Başbakan, bakanlar seçmeli Kürtçe dersi alabilirler. Ama Kürtlere bu zulmü nasıl yapabilirsiniz? Ana dili seçmeli ders yapmak asimilasyondur.”

Peki bu durumda ne yapılmalı, bu yeni düzenleme bir adım daha atılarak nasıl zenginleştirilmeli?

Bu sorunun yanıtını yarınki yazıda bulmaya çalışalım. Ancak Kışanak`ın sözlerini hatırlayarak bir hususu –bir kere daha- belirtmek isterim: “Seçmeli Kürtçe ders”in alıcıları olarak sadece anadili Kürtçe olanları görmemek gerekiyor. Kürtçe madem ki ana dili Türkçe olanların yabancısı olduğu bir “yabancı dil”, o halde başta Milli Eğitim Bakanlığı olmak üzere ilgili kurumların ülkede ana dili Türkçe olanları da ülkede milyonlarca insanın ana dili olan Kürtçe`yi öğrenmelerine, bu dile hiç değilse sınırlı sayıda sözcükle hal hatır sormayı becerecek kadar vakıf olmalarını da özendirmesi gerekmez mi? “Seçmeli Kürtçe ders” ana dili Kürtçe olan öğrencilere dillerini bir yazı dili, bir “kültür dili” olarak da geliştirmeleri yönünde tabii ki yardımcı olacaktır. Ya ana dili Türkçe olan öğrenciler? Onları da “Ülkemizde çok dilli, özellikle de iki dilli bir toplum yaşıyor, bütün öğrencilerin hiç değilse bu ana dillerinden ikisini de öğrenebilmeleri- kullanabilmeleri hepiniz için büyük kazançtır” diyerek çok dilliliğe özendirmek gerekmez mi?

 Yenişafak

———————————-
Kürşat Bumin
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI