Romney’nin Obama karşıtı retoriği: Ahlaki alçaklık gösterisi – (Paul KRUGMAN)

0
139

Romney ‘Bırakın Detroit batsın’ başlıklı bir makale yazmamış mıydı? Evet, yazmıştı. Ama başlık yanıltıcı. Tam olarak istediği devlet desteğiyle ‘kontrollü iflas’ idi.

Cumhuriyetçi başkan adayı Mitt Romney, Obama’nın GM ve Chrysler’ın kurtarılması planlarını yerin dibine batırmıştı. Romney, seçim döneminde ise o planlarla prim yapacaktı ki, adaylıktan çekildi.

PEK ÇOKLARI gibi ben de Romney’nin Bain Capital’daki faaliyetlerine dair yeni savunmasını hayretle karşıladım: Otomobil endüstrisini kurtarma hareketiyle aynı şeymiş!

11 Ocak sabahı CBS televizyonundaki ‘Bu Sabah’ programının konuğu olan Cumhuriyetçi başkan aday adayı Romney “Seçim döneminde başkanın General Motors ve Chrysler’ın idarelerine el koyduğunu, fabrikaları kapattığını, bayileri kapattığını, binlerce işçiyi kovduğunu anlatacağım” dedi.

“O bunu sektörü kurtarmaya çalışırken yaptı. Biz de gerek duyulduğunda bir şirketi kurtarmak için zor kararlar almıştık.”

İlk aklıma gelen şey şu oldu: Romney ‘Bırakın Detroit batsın’ başlıklı bir makale yazmamış mıydı? Evet, yazmıştı. Ama başlık yanıltıcı. Tam olarak istediği devlet desteğiyle ‘kontrollü iflas’ idi.

Neticede gerçekleşen sonuçtan pek farklı değil. “Kontrol altında iflas endüstrinin ihtiyaç duyduğu temelden yeniden yapılanma için tek çare olabilir.” Romney, New York Times’ta 18 Kasım 2008 günü böyle yazmış. “Şirketlerin aşırı iş gücünden, tazminatlardan ve emlak bedellerinden kurtulmasını sağlar. Federal devlet iflas sonrası finans için teminatlar sunmalı ve otomobil tüketicisine garantilerinin tehlikede olmadığına dair güvence vermeli.”

Peki, Romney bu başarılı politikayı hep desteklediğini söyleyebilir mi? Hayır, söyleyemez. Çünkü plan açıklandığında yerin dibine batırdı. National Review sitesindeki 29 Nisan 2009 tarihli bir blog yazısında “Önerilen şey iflastan da beter, General Motors’u yaşayan ölüye çevirecektir” diye yazmıştı.

Yani, Romney ve otomobil endüstrisini kurtarma planı mevzusu bize sağlık planı tartışmalarından zaten bildiğimiz bir şeyi yineliyor: Romney zeki bir adam ve ahlaki açıdan da korkağın teki. Otomobil endüstrisine dair ilk önerisi, tıpkı Massachusetts’in sağlık sigortası planında olduğu gibi, Obama’nın gerçekleştirdiği icraata önemli oranda benziyordu. Ama ne zaman ki plan uygulamaya kondu, Romney, başkanın mantıklı bir harekette bulunduğunun hakkını teslim etmek yerine, partisinin diğer üyeleri gibi mızmızlanmaya ve planı kötülemeye başladı. Şimdi de kaderi belli değilken yerin dibine batırdığı plan üzerinden prim yapmak istiyor.

ARKA PLAN: ROMNEY

İş yaratan mı, yok eden mi?

ESKİ Massachussetts Valisi ve Cumhuriyetçiler’in başkan aday adayı Mitt Romney, şu sıralarda Bain Capital şirketindeyken (1984 yılında kurucuları arasında yer aldığı yatırım firması) yaptığı çalışmaları savunmak durumunda kaldı.

Güney Carolina’da Romney’nin kampanyası kapsamında bir televizyon reklamı yayınlandı; orada cumartesi gerçekleşecek parti içi oylama Cumhuriyeçiler’in başkan adayı olabilmek için bir sonraki büyük adım. O reklama göre Romney, Bain’de yönetici olarak çalışırken bazı şirketlerin kurulmasına önayak oldu ki bunlar arasında ofis malzemeleri satan Staples ve spor malzemeleri satan Sports Authority de var.

Kampanya yöneticileri bu ilanla rakip Cumhuriyetçi adayların Romney’nin Bain’de çalışırken zor durumdaki pek çok şirketin iflasını yönettiği ve binlerce kişinin işlerini kaybetmesine yol açtığına dair eleştirileriyle mücadele etmeyi düşünmüş olmalılar. 10 Ocak günü CNN’e konuşan Texas Valisi Rick Perry (şimdi adaylık yarışından çekildi), 100 bin kişiye iş yarattığını iddia eden Romney’yi ‘kapitalist akbaba’ olarak niteledi.

Buna ek olarak, bir diğer Cumhuriyetçi aday Newt Gingrich’i destekleyen bir komitenin hazırladığı kısa filmde Romney ‘Wall Street’ten daha acımasız’ olarak tanımlanırken, şirketinin büyük maddi ödüller karşılığında istihdam yok ettiğine dair iddialar bulunuyor. Ancak bu filmin içeriğinin doğruluğu medya tarafından sorgulandı ve Gingrich yapımcılardan ‘her hatayı editlemeleri veya filmi gösterimden kaldırmaları’ çağrısında bulundu. Demokratlar da Romney’nin istihdam karnesini eleştirdiler. Başkan Barack Obama, 11 Ocak günü Beyaz Saray’da bir forum düzenledi ve CEO’ların yurt dışına verilmiş istihdamı Amerika’ya geri getirmeleri üzerine konuştu. Politico muhabirleri Josh Gerstein ve Josh Boak’ın haberinden: “Obama, Romney veya Bain Capital’dan isim vererek bahsetmedi ama ABD içinde istihdam yaratan şirket yöneticileri ilnlar vasıtasıyla gayet açık şekilde ayrı tutuldu… Bain’in devraldığı şirketler üzerinde uygulanan tarla açmak için orman yakmaya benzer taktikleri uygulayan eski ticari danışman ve etkili satınalma uzmanı ise şiddetle eleştirildi.”

Kemer sıkmak Yunanistan’ı öldürüyor

WASHİNGTON Post geçenlerde sokaktaki Yunan’ın yaşadığı acılar üzerine yürek burkan bir haber hazırladı. İşte, genişlemeci tasarruf doktrininin sonuçları bu.

Ama beni kızdıran ufak bir nokta var. “Yunanistan’da kemer sıkmanın ekonomiyi öldürdüğü korkusu var” başlıklı, 10 Ocak tarihli haberde neden bu kadar sert tasarruf tedbirlerinin uygulandığına dair şöyle bir iddiada bulunulmuş: “Mali bakımdan muhafazakar Almanya’nın başını çektiği Avrupalı güç odakları, Yunanistan’ın yıllardır süregelmiş kötü yönetiminin hatalarını acil bütçe kısıntıları getirerek ve diğer büyük ekonomik reformlar yaparak yatırımcıların güvenini kazanmak ve Euro’nun itibarını korumak yöntemiyle düzeltmesi gerektiğinde ısrarcıydılar. Mali açıktan hızlı bir şekilde kurtulmanın sürdürülebilir bir gelecek yaratmak için elzem olduğunu öne sürdüler. Bunun sonucunda toplumun çekeceği acılar ise Yunan politikacıları ve toplumunun bir daha bu kadar müsrif olmamayı öğrenmeleri için gerekliydi.”

Bu söylenenlerin çoğu doğru ama yatırımcıların güvenini kazanmaya dair olan kısmı değil. Ya da en azından, şu günlerde mesele o değil. Şu noktada artık yatırımcının güveninin geri kazanılamayacağı ortada. Yunanlar’ın borçlanma bedelleri çok uzun bir süre boyunca kabul edilebilir düzeylere inmeyecek.

Öyleyse, şu anda tasarruf piyasa talebiyle gelmiyor; politik. Etoburların nakit parayı damla damla akıtması için gereken pay o. Ve önemli ölçüde cezalandırma amaçlı. Krizdeki bir ekonomi için büyük bütçe kesintilerinin mali açığı azaltmaya hiç de yaramadığına dair artık yeterince etkileyici bir örneği gözlemlemiş bulunuyoruz. Azaltmıyor, çünkü ekonomiyi ve onunla beraber vergi gelirlerini de aşağı çekiyor. Bu durum nasıl devam edebilir, inanın hiçbir fikrim yok. Ana diyorsunuz ki alternatif temerrüt ve Euro Bölgesi’nden çıkmak. Şimdi, bu korkunç bir senaryo, tamam ama nasıl şu andaki durumdan daha kötü olabilir ki? 9 Ocak günü New York Times’ta Almanya’nın ekonomik krize çare olarak kemer sıkma politikalarına inanmasına dair bir haber vardı: İspanya, İtalya ve Yunanistan kamu harcamalarını kısıyorlar çünkü başka seçenekleri yok. Ancak Almanya’nın durum halen talebi teşvik etmeye daha çok ve borçlanmayı azaltmaya daha az odaklanarak ticari partnerlerine yardımcı olabilecek kadar sağlıklı. Haberi yazan muhabir Jack Ewing, şöyle devam etmiş: Almanya bunu yapabilir ama neredeyse kesindir ki yapmayacak. Alman kanun koyucular iki yıl önce dengeli bir bütçe yapmamış ve anayasal teminat vermemiş olsalardı dahi, politikaları belirleyenler ve ekonomistler arasında tasarruf ve büyümenin düşman değil yoldaş olduklarına dair bir mutabakat mevcut.

Avrupa’nın aklını başına toplayacağı umudunu koruyanların olduğunu görmek acı. Almanya’nın sakıncaları geçtiğimiz bir buçuk yıl boyunca açıkça gözler önüne serilmesine karşın genişlemeci kemer sıkma politikalarına bu kadar bağlı kalması da gerçekten küstahça. Fakat Almanlar kendi tecrübelerine dayanarak tasarrufun işe yaradığına inanıyorlar: On yıl önce çok zor zamanlar geçirdiler ama kemerleri sıktıkları için sonuç iyi oldu.

Kimsenin kulak asacağından değil ama Alman deneyiminin diğer ülkelerde işlemesi için bir an evvel ticaret yapacak uzaylılar bulmamız gerektiğini belirtmekte fayda var.

Niçin? Çünkü geçen on yıldaki Alman ekonomik hareketlerinin anahtarı cari yoğun şekilde cari hesap açığından cari fazlasına geçmekteydi. Şu anda diğer ülkelerin Almanya’yı taklit edebilmelerinin tek yolu Almanya’nın kendi cari fazlasının yok olmasına izin vermesi. Tabii böyle olmayacak. Demek ki Almanlar’ın herkesin onların yaptığı gibi cari fazlaya yönelmesi ancak bir başkası ihracat mallarını satın alırsa mümkün.

Dünyanın ne kadar az akılla yönetildiğini gözlemlemek hâlâ çok etkileyici.

ARKA PLAN: AVRUPA

Krize daha yakın

yunanistan’ın mali açık problemleri 2009 yılında belirgin hale gelince, Almanya’nın başını çektiği Euro Bölgesi devletleri, ülkeyi düze çıkaracak acil durum fonları alabilmek için Yunanlar’ın ciddi bütçe reformları uygulaması şartını getirdiler. Bugün ise Yunanistan hâlâ temerrütün eşiğinde. Kemer sıkma politikalarının güya önleyeceği sonuç. Ekonomistler Yunanistan ekonomisinin 2011 yılında yüzde 6 oranında küçülmüş olabileceğini tahmin ediyorlar; işsizlik oranı ise geçen seneye göre yüzde 13.3 oranından yüzde 18.8’e tırmanmış durumda. Tüketici harcamalarındaki aşırı düşüş de özel sektör için ciddi kayıplara yol açtı. Washington Post muhabiri Anthony Faiola, 10 Ocak tarihli haberinde “Sonuç: Şaşkın, dibe vurmuş bir ekonomi ve Batı uygarlığına diz çöktüren bir toplumsal kriz” diye yazmış. Faiola’nın haberine göre bütçe kısıntısına giden Yunanistan hastanelerinde ameliyathaneler kapatılıyor; ayrıca personel ve malzeme sıkıntısı da var.

“Bu ülkenin doktorları Yunan krizinin artık sadece ekonomik bir kriz değil, aynı zamanda bir insanlık dramı olduğuna inanıyorlar.” Bu demeç Washington Post’a konuşan Yunan Hastane Doktorları Sendikaları Federasyonu Başkanı Dimitris Varnavas’a ait. Ayrıca, resmi yetkililer Atina’da evsiz insanların oranının geçen sene yüzde 25 arttığını bildirdiler. Lancet tarafından yapılan bir araştırmaya göre intihar oranları 2010 yılının ilk yarısında ve 2011’in aynı döneminde yüzde 40’ar oranında artmış.

Euro Bölgesi’nde ekonomik sorun yaşayan ülkelerin yöneticileri, son zamanlarda Almanya’nın düşü
k faiz oranlarının keyfini sürüp altyapı geliştirme ve diğer projelere yatırım yaptığı halde bölgede daha çok talebi teşvik ettiğine dair itirazlarını dile getiriyorlar. Ancak bazı yorumcuların iddiasına göre bu doğru değil, çünkü Alman yapılanması borçlanmayı azaltmaya odaklanmış ve tasarrufun büyümeyi teşvik ettiği görüşüne adanmış durumda.

Star

———————————-
Paul KRUGMAN
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI
[catlist name=”Paul KRUGMAN”]