Ana Sayfa Kategoriler Faaliyetler/Etkinlik Reyhanlı İçin Toplandılar – Basına ve Kamuoyuna

Reyhanlı İçin Toplandılar – Basına ve Kamuoyuna

0
Reyhanlı İçin Toplandılar – Basına ve Kamuoyuna

Sivil Toplum Kuruluşları, Reyhanlı’daki patlama ve Suriyeli mültecilere dönük linç kampanyalarına karşı bir basın açıklaması yaptılar.

17 Mayıs Cuma günü Fatih’te Ali Emiri Kültür Merkezi Nikah Salonunda ortak bir basın açıklaması yapan Sivil Toplum Kuruluşları, yetkililere Suriyeli kardeşlerimizin yaşadığı mağduriyetleri ortadan kaldırmaları çağrısında bulundular.

ANADOLU PLATFORMU, AKDAV, AKABE VAKFI, ANADOLU ÖĞRENCİ BİRLİĞİ, AKV, HİKMET VAKFI, İHH, İDSB, MEDENİYET VAKFI ve ÖZGÜR-DER temsilcilerinin yer aldığı basın toplantısı Özgür-Der Genel Sekreteri Musa Üzer’in basın açıklamasını okumasıyla ile başladı. Açıklama sonrasında kurum temsilcileri konu ile alakalı düşünce ve temennilerini dile getirdiler.

Basın toplantısına Anadolu Platformu’nu temsilen katılan Anadolu Platformu Yönetim Kurulu Üyesi Hüseyin ÖzhazarBu topraklarda yaşanan iltica ya da mülteci meselesi Suriye olaylarının başlamasıyla ilk kez karşılaştığımız bir durum değil. İltica, bu toprakların tarihinde sıkça rastladığımız bir hadise.” Diyerek konunun tarihi arka planına dair bilgileri de vererek bir değerlendirme yaptı. Özhazar konuşmasında şunlara değindi:

13 Mayıs 2012’de Reyhanlı’da yaşanan elim hadise Suriyeli mülteci kardeşlerimizin durumunu gündeme getirmiştir. İnsanlıktan nasiplenmemiş bazı yönlendirilmiş çevreler Suriyeli kardeşlerimizin durumunu tartışmaya açmaya çalışmış, bunların sınır dışı edilmesini gündeme getirmiş, yaşanan olay sonrasında Suriyeli mülteci kardeşlerimize saldırılar başlatmışlardır. Misafirlerimize karşı ortaya konulan bu tutumların yaşadığımız toprakların özüyle ve inanç değerlerimizle bağdaşmadığını ortaya koymak bakımından yaşadığımız bir iki olayı hatırlatmak istiyorum. Çünkü yapılan saldırıların bir kısmı bu konu üzerinden yürütülmeye çalışılmaktadır.

1492 tarihini herkes hatırlayacaktır. Aragon Kralı Ferdinand ve Kastilya Kraliçesi İsabella’in evlilikleri sonucu daha büyük bir Hıristiyan devlet kurulmuştu. Hıristiyanlığı ideolojileştiren bu barbar devlet Endülüs topraklarında, Hıristiyan olmayan toplumlara karşı büyük bir katliam yapmıştı. Bu, tarihte eşine az rastlanır bir katliamdı. Soykırıma varan bu katliam karşısında  yaşadığımız coğrafya, buradan kaçıp canlarını kurtarabilen insanlara bağrını açmış ve sahiplik etmişti. Bu insanlar sadece Müslüman olan insanlar değildi. Hıristiyanlar dışındaki Yahudi ve diğer dinden insanlar da vardı.

1708’de İsveç Kralı Şarl ve İsveçli önemli bir kesim insanın Rus baskısından ve katliamından kaçarak bizim coğrafyamıza sığındığını bu insanlara misafirperverlik yaptığını biliyoruz.

Yine 1768’de Rus katliamından kaçan Lehlilerin bizim topraklarımıza sığındığını ve bu toprakların insanlarını Lehlilere kucak açtığını hatırlayacaksınız.

Macar mültecilerini hatırlayın. 1848 İhtilalleri dolayısıyla Rus katliamı karşısında kalan Macarlara yine bu toprakların insanları ve yönetimi sahip çıkmıştı.

19. yüzyıl boyunca ve 20 yüzyıl başındaki katliamlar dolayısıyla Kafkaslardan, Kuzey Karadeniz’den ve Balkanlardan çok sayıda insanın bu topraklara sığındığını ve bu coğrafyanın insanlarının dışarıdan gelen her insana sahip çıktığını göreceksiniz.

Hatta II. Dünya Savaşı dolayısıyla Nazililerden kaçanlara buranın ev sahipliği yaptığını hatırlayacaksınız.

Tüm bu tarihi olaylar, bu toprakların özünde bir misafirperverliğin olduğunu kanıtlamaktadır. Bu misafirperverliğe yakın zamanda yaşanan gelişmeleri de katabilirsiniz. Kuzey Irak Kürtlerini, Bosna Savaşı dolayısıyla ülkemize sığınan insanları, Çeçenleri vs. ekleyebilirsiniz. Tüm bu uygulamaların ve sürecin doğal bir sonuncu olarak Türkiyeli insanlar Suriyeli kardeşlerimize sahip çıkmış durumdalar… Bu, gayet tabi bir durum. Bunun tersi, aslında bize ve bu toprakların tabiatına uymaz. Tarihteki tutumumuz böyle olmasına rağmen birileri bugün kalkmış Suriyeli misafirlerimizi sınır dışı etmekten, Suriyelilerin başımıza bela olduğundan bahsedebilmekte, rahatsızlıklarını beyan etmektedirler. Reyhanlı olayından sonra mültecilere yönelik şiddet hareketinde bulunanlar ve televizyon televizyon gezip açıklamada bulunanlar, köşe yazıları yazanlar bu toprakların insanı olamazlar. Olsa olsa Esad’ın işbirlikçileri olabilirler. Bunların Reyhanlı’da masum insanlara yönelik bombalama eylemlerini yapan teröristlerden ne farkı olabilir? İşin ilginç yönlerinden biri de yüksek sesle bu mevzuyu gündeme getirenlerin geçmişine baktığımızda bunların önemli bir kısmının da bu topraklara göç etmiş insanlar olduğu gerçeğiyle karşılaşmamız. Adeta, dağdan gelmiş bağdakini kovuyor… Bu ise işin en acı noktalarından birisi. 100 sene öncesinde Balkanlardaki katliamlardan kaçarak bu topraklara gelenler şimdi Suriyeli mültecilere laf ediyor…

Unutmayalım ki bizim Suriye ile kardeşliğimiz bugüne dayalı değil. Yüzyıllarca beraber yaşadık. Suriye’nin bu topraklardan koparılış tarihi 1917… Bugün bile Halep’teki insanların kültürleriyle Antep’tekiler arasında bir fark yok. Bu anlamda mutlaka kardeşliğimizi  ön plana çıkarmamız gerekir. Bizim sınırlarımız, bize dayatılmış olan bu sınırlar asla değildir. 28 Ocak 1920 tarihinde son Osmanlı Mebusan Meclisi Misakı millimizi “Anasırı Osmaniye ve Memaliki İslamiye” olarak tanımlamıştı. Bizim milli sınırımız budur. Ne hazindir ki bugünkü ulusal sınırlar dün olduğu gibi bugün de bizlere dayatılmaya çalışılıyor. Sykes Picot’un dayattığı bu sınırları kabul etme lüksümüz yok. Bizim sınırlarımızı görmek isteyenler Çanakkale Şehitliği’ne bakabilirler.

Ebu Aziz’in kendisini yakmasıyla Tunus’ta başlayıp Suriye’ye kadar devam eden halkların zalim ve despot yönetimlere karşı ayaklanmalarına hep birlikte şahit olduk. Kendilerine, halklarına ve inanç değerlerine güvenemeyen insanlar bu başkaldırıların ancak büyük devletlerin icazetiyle gerçekleştiğini söylüyorlar. Bu ayaklanmalar ancak Amerika’nın istek ve arzusuyla gerçekleşmiş olabileceğini düşünüyorlar. Birtakım büyük güçlere tanrısal güçler izafe etmek bizim inancımızca şirktir. Bu yaklaşımlar bizim inanç değerlerimizle asla bağdaşmaz. Orada binlerce şehit veren toplumların çabasına karşı yapılmış bir ahlaksızlıktır. Oturduğu yerden buralardaki mücadeleleri birilerine refere etmeye çalışanlar o mücadeleyi yürüten insanlarla karşılaştıklarında gerçeği mutlaka öğreneceklerdir. Birtakım güçleri kadir-i mutlak görenlere tarihin çöplüğünü hatırlatıyoruz.

Reyhanlı’da yaşanan elim olaydan sonra şunu söylüyoruz: Bizler, tarihte olduğu gibi bugün de misafirperverliğe devam edeceğiz. Suriyeli misafir kardeşlerimiz bundan emin olabilirler. Bizler mazlum insanların yanında olmaya devam edeceğiz. Zalimlere karşı tutumumuzda bir değişiklik olmayacaktır.

Bu vesileyle hayatını kaybetmiş olan tüm kardeşlerimize Allah’tan rahmet yaralı olanlara acil şifalar diliyorum.

Toplantıya katılan STK temsilcileri konu hakkında şunları dile getirdiler:

“Olaylar Küçük Grupların İşi”

İHH Genel Başkan Yardımcısı Osman Atalay, yaşanan saldırıdan sonra insanların Reyhanlı’da yaşanan Suriyeli kardeşlerimize saldırma olaylarının üzücü olduğunu belirtti. Ayrıca saldırıdan sonra çıkartılan olayların 50-60 kişilik ufak grupların işi olduğunu ve Reyhanlı halkının soğukkanlı davranacağını düşündüğünü ifade eden Atalay “Reyhanlı’da halk ile Suriyeli vatandaşlar arasına çatışma çıkarılmak isteniyor” dedi. MHP ve CHP başkanlarının daha akl-ı selim davranması gerektiğini belirten Atalay İslami Kuruluşların Suriyeli kardeşlerimizi daima destekleyeceği mesajını verdi.

“Barış Ortamını Sağlamak İçin Çabalıyoruz”

İslam Dünyası Sivil Toplum Kuruluşları Birliği adına söz alan Ali Kurt Türkiye’nin daima mazlumların yanında olduğunu ve bundan sonra da olacağını ayrıca birçok ülkenin Suriye konusunda destek vermesi için ön-ayak olduğunu belirtti. Suriye’nin yeniden barış ortamına kavuşması için ortaya koyulan çabaların aksi yönde çabalarda olduğunu belirten Kurt iki yıldır kendi halkına zulmeden bir diktatörü görmezden gelmenin zalimlik olduğunu kaydetti.

“Esed Firavununa Hz. Musa Gibi Karşı Çıkmalıyız”

Akabe Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi Nasuhi Günay Suriye’de yaşanan tablonun tarih boyunca tekerrür ettiğini ve böylesi tablolarla sürekli karşılaşabileceğimizi söyledi. Bu noktada bize düşenin “Komşusu açken tok yatan bizden değildir” şiarıyla hareket etmek olduğunu ifade eden Günay her devrin bir firavunu olduğu gibi devrimizin de firavunun Esed olduğunu ve buna karşın Müslümanların da Hz. Musa gibi davranması gerektiğini kaydetti.

“Dünya Katliamlara Çanak Tutuyor”

Kur’an’ın sürekli akletmekten bahsettiğini hatırlatan Günay akleden bir Müslümanın bu tabloya karşı sessiz kalamayacağının altını çizdi. Dünya devletlerinin ve medyasının yaşanan katliamlara çanak tutarcasına sessiz kaldığını da dile getiren Günay “Biz Müslümanlar olarak maddi-manevi her daim mazlumların arkasında duracağız” dedi.

“Olayın Failleri Bellidir”

Medeniyet Vakfı Yönetim Kurulu üyesi Bülent Ertükel de yaptığı konuşmada Suriye’deki sürece değinirken Türkiye’nin Suriye halkından taraf olmasının bazı grupları rahatsız ettiğini belirtti. Reyhanlı’da yaşanan olaylarının failinin ortada olduğunu ve olaydan Suriye halkının sorumlu olmadığını ifade eden Ertükel Müslümanların sonuna kadar mazlum Suriye halkını destekleyeceğinin altını çizdi.

Basın açıklaması Musa Üzer’in olayların takipçisi olunacağının altını çizmesi ve basın mensuplarının sorularını sormasının ardından sona erdi.

Basın Açıklamasının Tam Metni:

SURİYELİ MÜLTECİ KARDEŞLERİMİZİ HEDEF GÖSTERENLER

REYHANLI KATLİAMININ SUÇ ORTAKLARIDIR!

17 Mayıs 2013

Reyhanlı’da 11 Mayıs Cumartesi günü gerçekleştirilen bombalı saldırılardan bu yana utanç verici manzaralara şahit olmaktayız. Ülke tarihinin en kanlı “terör” eylemi olarak kayda geçen saldırılara yönelik olarak başta ana muhalefet partisinin lideri olmak üzere kimi siyasilerden, gazeteciler, aydınlar, akademisyenler ve çeşitli siyasi-ideolojik gruplardan sadır olan sözler ve tavırlar insanlık adına, hukuk ve adalet adına müthiş bir kirlilik, açık bir zulüm teşkil etmiştir. Bu zevat ve çevreler Reyhanlı katliamı sonrasında ortaya koydukları tavırlarla Suriye’de hüküm sürmekte olan Baas diktatörlüğüne kol kanat gererken, Suriyeli mazlum kardeşlerimize düşmanlıklarını ise zirveye çıkarmışlardır.

50’den fazla masum insanımızı hunharca katleden güçler ortadadır; eylemde taşeronluk yaptırılan failler tespit edilmiş ve bir kısmı da yakalanmışlardır. İlk andan itibaren bu alçakça eylemin Suriye muhalefetine desteğinden ötürü Türkiye hükümetine yönelik bir cezalandırma, bir misilleme-gözdağı eylemi olduğu bilinmektedir.

Tüm bu manzaraya rağmen Baas diktatörlüğünün yerli şebbihası gibi davranan kesimler patlamayla birlikte harekete geçmiş ve adeta Esed katilinden başka herkesi; Türkiye hükümetini, Suriyeli muhalif grupları, mültecileri suçlama yarışına girişmişlerdir. Zalimlerin suçunun faturasını mazlumlara kesmeye kalkışmışlardır. Bu noktada ellerinde sopalarla, bıçaklarla Reyhanlı sokaklarında buldukları Suriyelileri linç etmeye kalkışan serseri güruhla; linç faaliyetini daha rafine yöntemler ve söylemlerle sokaklarda, kampüslerde, televizyon ekranlarında, gazete köşelerinde ve siyasi arenada sürdüren kesimler arasında sadece şekil farkı mevcut olup, mahiyet farkı bulunmamaktadır.

Bu nasıl bir vicdansızlıktır ki, tam iki yılı aşkın süredir halkını vahşice katleden, uçaklarla, tanklarla şehirleri, kasabaları bombalayan bir dikta rejiminin icraatları “kendini savunma” kapsamında değerlendirilmekte; tüm dünyadan da bu rejimin işlediği insanlık suçlarına göz yumulması istenmektedir!

Bu nasıl bir zalimliktir ki, sistematik katliamlar karşısında evlerini, yurtlarını terk edip ülkemize sığınan mazlum insanlar akıl almaz karalamalara muhatap kılınmakta, suçlanmaktadırlar! Çaresizlik içindeki mültecileri hedef gösteren söylemlerin kılıfı da unutulmamaktadır: Bu insanlık dışı tutum sahipleri iğrenç zihinlerini ve yüzlerini, kendilerinin sığınmacılara değil; ‘cihadçı’, ‘terörist’ vb. unsurlara karşı oldukları yalanlarıyla maskelemeye çalışmaktadırlar. Oysa bunun düpedüz yalan olduğu, ikiyüzlülük yapıldığı gayet barizdir. Onlar hak ve özgürlük talebiyle ayağa kalkan Suriye halkının rejime isyan etmekle her türlü zulmü hak ettiğine inanmaktadırlar.

Mezhepçi ve laik diktatörlüğün yerli sempatizanları tam bir mezhepçi fanatizmle yanı başımızda yaşanan vahşeti, kardeşlerimizin sistematik biçimde katledilmesini onaylamakta; bu barbarlığa karşı çıkanlara ise yavuz hırsız misali ‘mezhepçi’ yaftası yapıştırmaktadırlar.

Baas rejiminin iktidarını korumak için işlediği katliamları anlayışla karşılayan bu kesimler AK Parti hükümetinden sınırları mültecilere kapatmasını, muhalifleri ülkeden kovmasını, on binlerce Suriyelinin katledilmesini Suriye’nin içişleri olarak değerlendirip, görmezden gelmesini talep etmektedirler. Halkımızdan da kardeşlerine sırt çevirmesini, onları kaderleriyle baş başa bırakmasını istemektedirler.

Bizler İslami kuruluşlar olarak bu zulme, kirlenmişliğe, suç ortaklığına dikkat çekiyoruz! Halkımızı bu çirkin kampanyalara prim vermemeye, malum kesimlerin Baas diktasını örtük biçimlerde koruma-kollama faaliyetlerine karşı uyanık olmaya ve Suriyeli mazlum kardeşleriyle dayanışma çabalarını artırmaya çağırıyoruz. Kardeşlik basit, soyut bir söz değildir. Bedel ister! Gün kardeşliğimizi ispatlama günüdür!

AKABE VAKFI – AKDAV – ARAŞTIRMA ve KÜLTÜR VAKFI – ANADOLU PLATFORMU – HİKMET VAKFI – İHH – İDSB – MEDENİYET VAKFI – ÖZGÜR-DER – SADAKATAŞI DERNEĞİ