Rejim yanlılarının Halep’teki kalesi – (Robert Fisk)

0
144

Tüm Halep’in harekat kumandanı bana, büyük bir çatışmanın başlamakta olduğunu söylemişti. “Suriye ordusu sivilleri öldürmüyor; buraya onların isteğiyle, onları korumaya geldik” dedi. “Sivilleri çarpışmak zorunda olduğumuz alanlardan çıkarmaya

Havan topları etrafımızda orta sınıfın yaşadığı sokakları dövüyor ve bir T-72 tankı bir viyadükte sıcağın altında pişiyordu. Düşününce tanklar için iyi bir yer. Fakat 33 yıldır ordu mensubu olan, iki oğlu, iki erkek torunu ve Şam’da geçen ay gerçekleşen çatışmalardan kalan iki mermi yarası bulunan, Beşar Esad’ın Halep’teki en üst düzey kumandanı 53 yaşındaki tümgeneral, tüm Halep vilayetini “teröristlerden” 20 günde “temizleyebileceğini” iddia ediyor. Bu özellikle, keskin nişancı ateşinin yapraklarla kaplı sokakları yanan çöplerin mavi dumanıyla örtülü bıraktığı Saif el Dowla banliyösü için büyük bir iddia. Halep çatışması bitmekten çok uzak.

***

Fakat Suriye ordusunun el koyduğu, duvarlarında hala 19. yüzyıldan kalma baskılar ve lekesiz bir halı olan bir evde oturup, Batılı liderler tarafından savaş suçlusu olmakla suçlanan generallerle konuşmak garip bir duyguydu. Deyim yerindeyse “düşmanın yuvasındaydım” fakat aşırı uzun boylu ve kelleşen generalin, uğruna çarpıştıkları savaş ve düşman kabul ettiklerine duydukları nefret hakkında söyleyecek çok şeyi vardı. İstihbarat subayları ve emir erleri, onlara sorulduğunda edindikleri izlenimleri ekliyorlardı. İsmini vermek istemeyen general, onların “fare” olduğunu söyledi. “Bize ateş ediyor, sonra kaçıp kanalizasyonda saklanıyorlar. Yabancılar, Türkler, Çeçenler, Afganlar, Libyalılar, Sudanlılar.” Ve Suriyeliler, dedim. “Evet, Suriyeliler de var, ancak kaçakçılar ve suçlular…” Sokağın dibinden bir makineli tüfek sesi yükseldi.

“Bu hüviyeti bir ‘teröristten’ aldık” dedi general. Hüviyette “Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşı” yazıyordu ve üstünde ince bıyıklı bir adamın fotoğrafı vardı.

Böylece aniden, bu gizemli “yabancılardan” birinin ismine ulaşmıştık. Bu, en azından popüler Baasçı imgelemde, Suriye askerinin çarpıştığı “terörist” ordusuna hizmet edenlerden biri. Ve bundan daha da büyük öneme sahip isimler. Suriyeli yetkililere göre hepsi geçen hafta içinde ele geçirilmiş olan silahlar arasında gizli gizli dolaşırken, İsveç yapımı patlayıcılara rastladım.

Belçika yapımı bir tüfek, menşei belli olmayan el bombaları, bir Rus sniper dürbünü, 9 mm İspanyol yapımı el tabancası, antik bir otomatik tüfek, 1948 Sovyet yapımı yarı otomatik bir silah, bir yığın Rus roket güdümlü el bombası ve fırlatıcılar. İspanyol, İsveçli ve Belçikalı üreticilerin silahları ilk kime sattıklarını bilmek ilginç olurdu.

Yığın sürüp gidiyordu. General, silahların ölü ele geçirilen Suriye birlik veya askerlerinden alınmış olabileceği konusunda benimle aynı fikirdeydi. Orduda taraf değiştirenler vardı, fakat onlar “okulu terkeden, temel testleri geçememiş, sadece para ile güdülenen askerlerdi.” Sorgu esnasında bunu söylüyorlar, dedi. Bunun neye benzediğini hayal edebiliyorum.

Fakat Halep’teki çatışmanın nasıl geliştiğini anlamak zor değildi. Suriyeli bir askeri devriye bana eşlik ederken sokaklarda bir saatten fazla yürüdüm ve bağımsız keskin nişancılar evlerden ateş ediyor ve hükümet askerleri onlarla çatışmaya gelene kadar ortadan kayboluyorlardı. Ordu, El Huda camiinin minaresinden ateş eden, sniper tüfekli bir adamı öldürmüştü. Etraf, tank topu veya bir RPG ile ateş edilmiş gibiydi. Fakat artık az cephe kalmıştı. Selahaddin bölgesi “kurtarıldı” dedi Suriyeli yetkili. Ve aynı “kurtuluşun” Saif el Dowla’da gerçekleşmesi için sadece iki blok kalmıştı.

***

Doğrusu, en az bir düzine sivil evlerinden çıkarak, yabancı bir muhabirin onları izlediğinin farkında olmadan, bölgeye giren Suriyeli birliklere sarılıyorlardı. Biri bana, “yabancı” savaşçılar hükümet askerlerine ateş etmek için avlusunu kullanırken, evinde kaldığını söyledi. “Türkçe konuşuyorum ve onların çoğu da Türkçe konuşuyordu, fakat bazı adamların Suudiler’inki gibi sakalları ve kısa pantolonları vardı ve tuhaf bir Arap aksanıyla konuşuyorlardı.”

O kadar çok Halepli vatandaş, askerlerin işitemeyeceği yerlerde bana, sokaklarda “kırsaldan gelen” Suriyeliler ile birlikte silahlı “yabancılar” gördüklerini söylediler ki çok sayıda Suriyeli olmayan silahlı adamın bölgede bulunduğu iddiası doğru görünüyor. Öğle yemeğinde lokantalar açık; sinemalarda, geçen ay Halep’e düzenlenen saldırıdan önce gösterilen filmler tekrar gösteriliyor. Kısaca yaşam şehrin büyük kısmında düzenli havan ateşi altında devam ederken, çatışma yüzünden evlerinden edilen on binlerce sivil şimdi Halep Üniversitesi kampüsündeki boş yurtlarda barınıyor. Ve Başkan Esad’ın düşmanları hep yakındalar.

Tüm Halep’in harekat kumandanı bana, büyük bir çatışmanın başlamakta olduğunu söylemişti. “Suriye ordusu sivilleri öldürmüyor; buraya onların isteğiyle, onları korumaya geldik” dedi. “Sivilleri çarpışmak zorunda olduğumuz alanlardan çıkarmaya çalıştık, pek çok uyarı yaptık.”

Durumunu görmek için keskin nişancı bölgesindeki dairesine ulaşmaya çalışan delikanlı sanki üzerinde madalya taşıyordu. Tişörtünde efsanenin sözleri basılıydı: “Bir şeyler görüyorsunuz ve ‘Neden?’ diyorsunuz. Ama ben hiç olmayan şeyleri hayal ediyorum ve ‘Neden Olmasın?’ diyorum. – George Bernard Shaw.” Bugünlerde Halep için hiç de fena bir slogan sayılmaz

 Star

———————————-
Robert Fisk
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI