Ramazan ve Ramazan’ın bize kazandırdığı iyilik hareketi – (Turgay Aldemir)

0
116

Sevgiyle vermek, güçle dolu olmanın en iyi anlatımıdır. Verme eylemi sırasında gücümüzü, zenginliğimizi ve değer üretmenin üstünlüğünü yaşarız. Bu yaşantı bizde coşkuya dönüşür, heyecan oluşturur. Bundandır ki vermek almaktan daha coşku vericidir. Hz. Peygamber’in (a.s.) buyurduğu gibi “Veren el, alan elden üstündür.”

Sevgiyle vermek, güçle dolu olmanın en iyi anlatımıdır. Verme eylemi sırasında gücümüzü, zenginliğimizi ve değer üretmenin üstünlüğünü yaşarız. Bu yaşantı bizde coşkuya dönüşür, heyecan oluşturur. Bundandır ki vermek almaktan daha coşku vericidir. Hz. Peygamber’in (a.s.) buyurduğu gibi “Veren el, alan elden üstündür.”

Bir terbiye okuluydu, başladı ve artık gitmeye hazırlanıyor.

Ancak o, adına yaraşır bir şekilde “On bir ayın sultanı”… Etkileri sadece diğer on bir ayla sınırlı kalmayıp diğer aylara, yıllara, belki bir ömre uzanmakta, diğer taraftan bir şehre, belki bir bölgeye, belki ülkeye, hatta bütün bir yerküreye sirayet etmekte… İşte birçok kazanımlar oluşturarak gidiyor Ramazan…

İmsakla tuttuk kendimizi, sadece yeme içmeden değil, aynı zamanda her türlü kötülükten de… İftarla kavuştuk nimetlere, ödüllere…

Ramazan ruhumuzla bedenimizi buluşturup parçalanmış duygularımızı toparladı, güçlendirdi irademizi. Oruçla duygu, arzu ve eylemlerimizi kontrol etmeyi öğrendik. Oruç aynı zamanda bize direniş ruhu kazandırdı. Her türlü bireysel ve toplumsal zaaf ve kötülüklere karşı kendimizi tutmamız ve kontrol etmemiz gerektiğini oruç öğretti bizlere. Tıpkı Gandi’nin Hindistan’da halkı; İngiliz mallarını kullanmama, yememe ve içmeme orucuna çağırması gibi… İngilizler bu oruç eylemi karşısında Hindistan’ı terk etmek zorunda kalmadılar mı?

Oruç daralan yüreğimizi genişletti. İçimizde daralan ve tıkanan sevgi, merhamet ve iyilik damarlarını oruçla açtık.

***

Vermenin, paylaşmanın ve mutluluğa ulaşmanın yolu sevgiden geçmektedir. Bu konuda en büyük yanılma, “verme”nin bir şeyden vazgeçmek, o şeyi birileri uğruna yitirmek yanılgısıdır. Kişiliği gelişmemiş, istifçilikten, biriktirmekten öteye geçememiş birileri ancak verme eylemini, “eksilme” olarak anlar. Günümüz şartlarında bir şeyler almadan vermek, kandırılmak şeklinde anlaşılmaya ve böyle bir bakış açısı dayatılmaya çalışılıyor. Yaratılıştan sevgi ve gönüllülükle paylaşımcı olmayanlar, vermeyi eksilme ve yoksullaşma sayarlar. İşte oruç bu tür düşünlerimizi törpüledi, bizi terbiye etti.

***

Sevgiyle vermek, güçle dolu olmanın en iyi anlatımıdır. Verme eylemi sırasında gücümüzü, zenginliğimizi ve değer üretmenin üstünlüğünü yaşarız. Bu yaşantı bizde coşkuya dönüşür, heyecan oluşturur. Bundandır ki vermek almaktan daha coşku vericidir. Hz. Peygamber’in (a.s.) buyurduğu gibi “Veren el, alan elden üstündür.”

Asıl zengin, çok malı olan değil, canı gönülden çok verendir. Bir şeylerinin yitirilmesinden ve eksilmesinden korkan istifçi, biriktiren -ruhbilimi diliyle söylersek- yoksuldur. Sevgiyle can-ı gönülden yapılan eylemler, güçlüdür ve coşkuyla bizi zenginleştirir.

Ramazan imsaktan iftara nasıl ki aç kalmak değilse; paylaşmak da maddi bir varlığı paylaşmanın ötesine geçerse anlam kazanır. Kendi içimizde yaşattıklarımızdan başlayarak, sevgiyle sevinçlerimizi, ilgilerimizi, bilgilerimizi, nüktemizi, üzüntülerimizi yani içimizde yaşayıp da dışımıza dökülen bir şeylerimizi paylaşmaktır aslında.

Allah Rasûlü bu konuda şöyle buyurur: “Canım kudret elinde olan Allah`a yemin ederim ki sizler iman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız. Yaptığınız takdirde birbirinizi seveceğiniz bir şey söyleyeyim mi? Aranızda selamı yayınız!”

Selam; kelimelerden ziyade, sevgi ve merhametin iletilmesi, paylaşılmasıdır. Bizler gündelik yaşamımızdan bir şeyler verirsek muhatabımızı zenginleştirir, mutlu ederiz. Kendi içimizdeki canlılık duygusunu bu şekilde hızlandırır ve karşımızdakinin canlanmasını ve mutluluğunu sağlarız.

***

“Kim sırf Allah rızası için şefkatle yetimin başını okşarsa, elinin değdiği saçlar sayısınca ecir ve sevap kazanır. Yanındaki yetime iyilik yapan kimse ile ben, şu iki parmak gibi cennette beraber olacağız” hadisi ile “Kim bir fakirin, garibin gönlüne girerse bilsin ki o Allah’ın gönlüdür.” Hz. Mevlana’ya ait bu söz bize yeni ufuklar kazandırıyor.

Vermek eşi bulunmaz bir sevinçtir. Can-ı gönülden verebilmek, karşımızdaki insanı da verici yapar, heyecanlandırır, canlandırır. Sevgi ve merhamet günlük yaşamımızdaki küçük paylaşımlarla başlar, mayalanır. “Sevgi bir inanma işidir. İnancı az olanın sevgisi de azdır” der, Eric Fromm.

Her birimiz acziyet içinde sevgi ve merhamete muhtaç olarak bu dünyaya geldik.  Her birimiz, diğerimizin merhametine muhtacız. Bizler sahurda ve iftarda çeşit çeşit yiyeceklere kavuşmanın umuduyla oruçlarımızı tutarken, başını sokacak bir evi ve sıcak bir çorbası olmayan insanların, kardeşlerimizin halini sevgiyle paylaşmasaydık nasıl anlayabilirdik?

***

Toplumsal sorumluluk, örgütlü iyilik hareketlerinden beslenir. İnsanlık, içinde sevgi ve merhamet olan örgütlü iyilik hareketlerine her zamankinden daha muhtaç durumda… Allah, insanlığı, imanın emniyet ve güvenine bizim elimizle kavuşturmak istiyor. Ramazan’dan aldığı feyizle her bir bireyin, mensubu olduğu sivil toplum örgütünde gayretle çalışması gerekmektedir.

Çünkü sivil toplum örgütleri açısından olmazsa olmazlar var:

– Sivil toplum, üst bir değer üretme merkezi olmalıdır.

– Gönüllü organizasyonlar, içinden doğduğu toplumun ortak vicdanı olmalıdır.

– Sivil toplum, üst bir kimlik olarak sevgi ve merhametle toplumu kuşatan değerler üretmelidir. Üretilen bu değerler, siyasetten bürokrasiye kadar toplumsal hayatın her alanını zenginleştirmelidir. Bizler Anadolu Platformu olarak bu gerekliliği önemsiyoruz.

Sivil toplumun itici gücü dindir, bu sebeple yaptığımız her türlü hayırlı çalışmayı ibadet sayıyoruz. Bizler inanç değerlerimize ve kültürel kodlarımıza bağlı kalarak içinde yaşadığımız toplumun faydasına olan konularda sessiz ve tarafsız kalamayız.

***

Hiçbir zaaf ve kötülük; sevgiyle beslenen, merhametle bezenen iyilik kadar güçlü değildir. Ramazan ayı ise bu duyguyu çok yoğun olarak yaşadığımız bir “kamp dönemi “ idi.

Şimdiden okuyucularımızın Kadir Gecesini ve Ramazan Bayramını tebrik eder, İslam âlemine, insanlığa hayırlar getirmesini dilerim.

Rabbim herkesin bayram coşkusunu yaşadığı günlere bizi kavuşturur inşallah.

03.09.2010

Özgün Duruş

———————————-
Turgay Aldemir
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI