Ana Sayfa Kategoriler Ramazan Kayan'ın Genel Kurul Konuşması

Ramazan Kayan'ın Genel Kurul Konuşması

0
Ramazan Kayan'ın Genel Kurul Konuşması

Anadolu Platformu’nun Genel Kurulu’nda bir konuşma yapan Yüksek İstişare Kurulu Başkanı Ramazan Kayan’ın konuşma metnini sizlerle paylaşıyoruz.

Ramazan Kayan

Değerli misafirler hepiniz hoş geldiniz.

Rabbim Genel kurulumuzu dünyamız için de ahretimiz için de mübarek kılsın. Kendisinin razı olacağı bir hayata, bir mücadeleye bizleri muvaffak eylesin. Rabbim ayaklarımızı kaydırmasın, kalplerimizi kaydırmasın, istikamet üzere ihlas ve istikrar nasip eylesin. Rabbim çalışmalarımızı, gayretlerimizi kem gözlerin şer güçlerin nazarından mekrinden hilesinden zulmünden muhafaza buyursun. Doğrusu bende ayakta hitap etmeyi isterdim ancak mazeretimden dolayı huzurlarınızda oturarak konuşmak durumundayım. Rabbim dilimdeki ve dizimdeki düğümü çözsün diyorum. Tersine halk eylesin, bildiklerimizle amel etmeye ve amellerimizde ittika, ihsan ve ihsan üzere olmayı nasip eylesin.

Kıymetli dostlar, aziz misafirler; doğrusu huzurlarınıza çıkarken elimde bir konuşma metni var, mikrofon başına geçince bir tereddüt bir ikilem içerisinde kaldım. Elimdeki yazılı metin üzerinden mi gitsem yoksa bilmiyorum kendimce daha öncelik verdiğim ki, sanıyorum aynısı sizler için de söz konusudur. Diğer türlümü duygularımı ifade etsem ama itiraf edeyim ki metne kanıp bağlı kalmaktan ziyade yaşadığımız hayat, yaşadığımız gerçeklik ve sorumluluk şu konuyu öne çıkarıyor. Saat ondan beri çok kıymetli dostlarımızı ve büyüklerimizi, saygı değer, Türkiye’nin birikimi olan, değer olan nadide insanları dinledik, ve her bir kardeşimizin en çok altını çizdiği bir husus vardı; insan. İnsanı önemsemek, insanı merkeze almak, insanı inşa etmek, insan gerçeği üzerinden kendi sınavımızı konuşmak, bende aynı inancı taşıyorum, daha doğrusu şöyle diyeyim İslam ‘insaniyeti kübradır’. Yani en büyük insanlık İslamdır. O ki  insanı önemsiyoruz ve kırk yıllık bir geçmişiniz eğitim ve daveti üzerinde insan odaklı bir mücadelenin bir gayretin içerisinden geliyoruz işte benden yine bu insan gerçeği üzerinden bir tevafuk mudur değil midir? onu da bilmiyorum. Bizim üçüncü genel kurulunu yaptığımız şu gün aynı zamanda Suriye direnişinin tam bir yılını doldurduğu ikinci yalına adım attığı gün. İnsanı konuşacaksak diyorum ki Suriye’den başlayalım. Bir yıl içerisinde 9000 can kaybımız var 5000 kaybımız var. 70000 insanımız tutuklu, Bir hafta önceki rakamları söylüyorum 110000 mültecimiz var ve bir hafta içerisinde bunun 200000i geçtiğini tahmin ediyorum. Ne kadar yaralımız var bilmiyorum. Bunlar hepsi insan, hepsi bizimle aynı kıbleyi paylaşan, bir aynı Rabbe ahdi olan, şahadete olan, aynı kitaba iman eden, ayni Rasule ittiba eden insanlar velev ki böyle olmasa bile hemen yanı başımızda bir insanlık faciasımı desem, katliamımı desem, vahşetimi desem, hangi kelimeyle ifade etsem onuda bilmiyorum. İşte diyorum ki Anadolu Platformunun esas imtihanı burasıdır. önceliği burasıdır. Ve diyorumki zamanlamayı de Allah’a azze ve celle öyle bir denk getirdi ki bir yıl doldu, Anadolu’nun her tarafından geldiniz. Geliniz gün bugündür Suriye için ne yapmalıyız. Mutlak bir şeyler yapmamız lazım. Bu kadar insan öldü, insanlığın ölmediğini bizim göstermemiz lazım. Zaten onların ölüyor olması, insanlığın öldüğü anlamına geliyor. Onları şimdi kimin umuduna bırakacağız. Kofi Annan’ınmı umuduna bırakacağız, Obama’nınmı umuduna bırakacağız. Hani evrensel İslam kardeşliğinin sürekli vurgusunu yapan bizler kendi gerçeğimizle yüzleşip ne yapacaksak demin de ifade ettiğim gibi gün bugündür. Özellikle Anadolu’nun analarına da sesleniyorum; çok yakında görüştüğümüz Suriye’de muhalif hareketin içerisinden gelen dostların ifadesi. Öylesine korkunç bir katliamdan bahsediyorlar ki sadece üç gün önce haber gazetelerine, haber bültenlerine yansıyan bir haberi vereyim: Alışık olduğumuz öldürme türüde değil 23 çocuk 27 kadın bir günde bıçaklarla boğazlandılar. Ve her gün ölenlerin sayısı yüzün altına düşmüyor. Şuana kadar yapılanlara saygı duymakla birlikte ama bunun ne kadar yetersiz kaldığını da; imanı olan, vicdanı olan, yüreği olan herkes heralde bunu teslim eder. İşi bu raddeye geldikten sonra dediğim gibi öncelikli gündemimizin ve bu saatten sonra ne yapabileceksek mutlak yapmamız lazım. Daha fazla gecikemeyiz. Şu hazirunun Somali imtihanını verdiğini biliyorum, Bosna imtihanını yüz akıyla çıktığını biliyorum. Pakistan sel felaketinde depreminde neler yaptığına şahidim, Çeçenistan için Afganistan için Gazze için her şeyini paylaşmaya hazır olan bu insanların Suriye ile ilgili üzerimizdeki tutukluğu yada varsa tereddüt ki öyle bir tereddüt de görmüyorum nereden başlayacaksak ne yapacaksak buna hemen bugün başlamamız lazım diyoruz. Bundan birkaç hafta önce, bir hakkı teslim etmek istiyorum. Hatay Reyhanlıya gitmiştik Reyhanlı Ufukder’deki kardeşlerin, Allah razı olsun, kendilerini tebrik ediyorum. Gerçekle yüzümüzü ağartacak çok güzel bir çalışmalarına tanık oldum. Suriye’den gelen mültecilerin kaldığı kampı gezdirdiler, ve Suriye’deki o mülteci kampında herkesin ağzında, dilinde, gönlünde Reyhanlıdaki derneğimiz var. Tüm imkanlarını seferber etmişler; hastalarıyla hasta, çocuklarıyla çocuk, kadınlarıyla kadın, erkekleriyle erkek olmuşlar. Ve  şuna güvenim arttı; demek ki, insanlarımıza fırsat verilirse, imkan tanınırsa şu platformun bünyesinde nelere muvaffak olacağımızı bizzat gözlerimle şahit oldum. Devlet konuşulmuyordu orda Kızılay konuşulmuyordu, başka bir şey konuşulmuyordu. Reyhanlı Ufukder konuşuluyordu. Onları görünce yüzleri gülüyordu. Evden, aileden biri gelmiş gibi huzur, mutluluk duyuyorlardı. O süruru bizlere de yaşattılar. Ama oradaki mahrumiyetin yoksulluğun sadece bir derneğin sırtı üzerinden kalkılamayacak ciddi bir imtihanda olduğunu da sırası gelmişken gene ifade etmek istiyorum. Ve ben şuna da inanıyorum: Erciş Van depremi oldu Anadolu’nun dört bir yanında derneklerimiz, vakıflarımız harekete geçtiler. Evlerini açtılar, sofralarını açtılar, bu yüreklerini açtılar. Erciş depremzedelerini, Van depremzedelerini kucakladılar, paylaştılar hayatı. Şimdi diyorum ki zorlayalım Ankara’yı; biz Suriyelileride kucaklamak istiyoruz, lokmamızı onlarla da paylaşmak istiyoruz evlerimizde ağırlamak istiyoruz. Bu kadar ağır bir bedeli ödeyen ve tarihe izzet için, özgürlük için onur için böylesi ısrarlı bir direnişi bugüne kadar sürdüren ümmetim bu yiğitlerini, bu evlatlarını biz evlerimizde ağırlamak istiyoruz. Sesimizi yükseltmemiz lazım ve bunu talep etmemiz lazım.

Ve Ankara’ya da bir sitemim var, Platformu adına bir sitemim var, Ankara’ya da söyleyeceğim şu Ortadoğu’ya laiklik pazarlamak değil, yaraları sarma zamanıdır. Yaraları sarmak için ne yapmak lazımsa yapmaları noktasında yine sivil inisiyatifin baskı uygulaması gerektiğine inanıyorum. Kardeşlerimiz göz göre göre, gözlerimizin içine baka baka, korkunç bir mezalime muhatap oluyorlar bizim burada sesimizi yükseltmemiz lazım. ‘Meta nasrullah’ diyen Allah’ın yardımı ne zaman bize yetişecek diyelere bizim en azından şunu dememiz lazım. ‘Ela inne Nasrallahi karib’ Allah’ın yardımı yakındır  o yardımda Anadolu Platformudur. Allah’ın yardımı alarak tecelli etmeniz lazım, Allah’ın yardımı ve rahmeti olarak yağmamız lazım, koşmamız lazım, orada olmamız lazım. Ve bunun için bunu yapacak potansiyele sahip olduğunuzu biliyorum, bu bunu yapabilecek yüreğe sahip olduğunuzu düşünüyorum. Hamdolsun imkanlarımız da var. Birileri başlatsın değil, bu işin başını da inşallah biz çekelim ve bu iş için bir çığır açanda yine İnşallah biz olalım diye düşünüyorum. Doğru bu girişten sonra çok fazla bir şeyler söylemeye takatim yok. Fakat yine de kendimi zorlayacağım ve İnşallah yarın sizi Beyazıt’ta bekliyorum. Öğle namazından sonra Suriye intifadasının, kıyamının birinci yıldönümü; orada tüm dünyaya sesimizi duyurmak için mazlumların yanında olduğumuzu haykırmak için, bir gün geç gidin evlerinize. Yarın inşallah Beyazıt’ta hep birlikte buluşalım, öğle namazını müteakiben.

Evet, dediğim gibi biraz kendimi zorlayarak başa dönmek istiyorum. Tüm kardeşlerimin vurguladığı bir şeyi bende özetlemek istiyorum. Demin anlattığım konu da yine gelip insana dayanıyor. İnsan sorunu çözersek, tüm sorunları çözeriz. İnsan meselesini hallettiğimiz zaman tüm işler yoluna girer diye düşünüyorum. Ve şununla girmek istiyorum. Hazreti Ömer’in (r.a) hilafet günleri; bir gün zaman zaman Hazreti Ömer yapardı bunu. Seçkin sahabelerle bir araya geliyor. Tabiinden de öncü isimleri bir araya getiriyor. Sohbetler yapıyor. Ufuk açıcı birtakım değerlendirmelerde bulunuyordu. Bir defasında yanındaki insanlara Halife Ömer şu soruyu yöneltiyor, diyorki; her birinizin gelecekle ilgili temennisi nedir? Arzusu nedir? Hedefi nedir? Hesabı nedir? Ne ister neye sahip olmak ister? Duygularınızı benimle paylaşır mısınız? Orada bulunanlar kısa bir sessizlikten sonra biri söz alır. Ey Emirül müminin ben şunu temenni ederim. Şu oda dolusu kadar altınım olsa onları Allah yolunda infak etsem. Allah yolunda vermenin hazzını, güzelliğini yüreğimin derinliklerinde hissedebilsem, en çok arzuladığım şeylerden biri budur diyor. Hazreti Ömer ceyyid ceyyid diyor, güzel güzel diyor. Peki başka söyleyecek sözü olan varmı, arzusu temennisi isteği olan var mı? Bir diğer Müslüman kalkıyor oda şunu söylüyor diyorki; ya Emirül müminin ben de temenni ederim ki yüzlerce, binlerce atım olsa ve bunları Allah yolunda cihada sürsem, o atlar sırtlarındaki mücahitlerle böyle düşmana doğru süzülüp gittikleri zaman onları seyretsen onun hazzını huzurunu yüreğimde yaşasam. Hazreti Ömer tekrar ceyyid ceyyid diyor güzel güzel diyor. Yine bir sessizlik sessizliğin akabinde farklı niyazlarını temennilerini dile getirenler oluyor. O arada biri Hazreti Ömer’e dönüyor ki peki Ya Emirül müminin sizin bu noktada bir temenniniz, talebiniz, geleceğe yönelik bir arzunuz yok mu? Hazreti Ömer toparlanır şunu söyler benim Allah’tan temennim, Rabbimden niyazım o ki iş bu ev dolusu kadar Ebu Ubeyde bin Cerrahlar olsa yanımda, şu ev dolusu kadar Muaz bin Cebeller olsa, şu ev dolusu kadar Ebu Huzeyfenin Mevlası Salim gibi adamlarım olsunda onlarla birlikte Allah’ın kelimesini İlahi Kelimetullah davasını dünyanın dört bir yanına taşıyabilsem diyor. Adama ihtiyacım var diyor, bir insana ihtiyacım diyor, işte bizimde Anadolu Platformunun duası, davası, rüyası, derdi en büyük arzusu budur. Bizim insana ihtiyacımız var. Yükü büyüyor, çap büyüyor. Elhamdülillah Türkiye’nin her tarafında belki yarınlarda dünyanın kapıları bize açılacak ama bu yükü insanlar ancak kaldırabilir. Nitelikli insan, çaplı insan, derinlikli insan, iç dünyasında zenginliği olan, derinliği olan, ruh dünyası güçlü olan, iradesi sağlam olan, zihni berrak olan net ve nitelikli insan ihtiyacı. Hazreti Ömer kendi gününde teşhisi böyle koyuyor. Bugün ümmetin sıkıntısı derdi yine aynen Hazreti Ömer’in koyduğu yerde duruyoruz. İşte biz eğitim derken, davet derken derdimiz budur. Hayalimiz budur. Çocuklarımıza güzel bir dünya, güzel bir ülke arzuluyorsak bunun çilesini çekecek bedelini ödeyecek, altından kalkacak, çaplı yüreklere ihtiyaç var. Siziz öyle olmanız yetmez, zaten siz böyle olduğumuz için burasınız. Peki bizden sonra bunu kime emanet edeceğiz, kiminle taşıyacağız? İşte şu an buranın bir mekteb olması iddiasında isek yükümüzü bizimle birlikte paylaşacak ve yüz akıyla bu davayı daha ilerilere, hazreti Ömer’in işaret ettiği gibi dünyanın ta diğer ucuna ilahi Kelimetullah davasını taşıyabilecek bir yeterlilikte insanlara ihtiyacımız var. Bunun içinde; işimizi ciddi tutmamız lazım. Bizim sadece kendi imtihanımızı vermemiz de yetmez. Başlattığımız mücadeleyi bizden sonra yüklenecek, omuzlayacak ve taşıyacak, emanetti ortada bırakmayacak nesillere şiddetle ihtiyacımız var. İşte bu nesillerin inşaası için dediğim gibi bu işi ucundan tutmak değil, kenarından kıyısından sahiplenmek değil. Tüm hücrelerimizle; alyuvarlarımızla akyuvarlamamızla bu işi sahiplenmemiz lazım varlık nedenimiz budur. Var oluş amacımız budur. Biz bunun için varız. Hele şükür ki bunun için varız. Allah böylesi bir izzeti bize nasip etti, böylesi biri hidayeti, böylesi bir hakikati, böylesi bir nimeti bizlere ikram etti. Eğer bunun şükrü yapar, bizdeki bu güzellikleri tüm insanlarla paylaşma noktasında bir mücadele ortaya koyabilirsek nesillerden nesillere tevarüs edip devam edecektir ve gözümüz arkada kalmayacaktır. Yarın ölüp gittiğimiz zaman da gözü açık ölmemiş oluruz. Şu an ki tablonun güzel olması gelecek için Garanti ifade etmiyor. Geleceğimizin garantisi olacak nesillerin devreye girmesi noktasında yozlaşmanın, çürümenin, kokuşmanın alabildiğine yaygınlaştığı bir zaman diliminde, gerçekten bu işi çok sıkı tutmamız lazım, çok ciddi tutmamız lazım. Ve bu konuda işin ne kadar elzem olduğunu tekrardan ifade etmek istiyorum. Kahtı ricalin yaşandığı bir zaman diliminde de eskilerin tabiriyle kahtı rical derlerdi, adam kıtlığı yani adam kitlesel yığınları içerisinde adam kıtlığı yaşıyorsunuz. İşte bu kıtlığı sonlandıracak, bereketli insan ortamlarına geçiş yapacak olan İnşallah bu platform ve benzeri çalışmalardır diyorum. Yoksa bu kıtlık ümmeti bitirecek insaniyeti de bitirecek.

Bu bağlamda şunları ifade etmek istiyorum. Bize gören değil gösteren adam lazım, bekleyen değil beklenen adam lazım, arayan değildir aranan adam lazım, bakan değil gören adam lazım. Ve bu zamanda canlı olmak yetmiyor, can taşımak yetmiyor. Bizden istenen bir canlılıktır. Bu canlılığı ortaya koymamız lazım. Diri olmakta yetmiyor, bir direniş üzerinde olmamız lazım. Akıllı olmak da yetmiyor irfan yoksa, Hikmet yoksa basiret yoksa, Furkan yoksa, marifeti yoksa artık yolda kalırsınız. Bilgili olmak da yetmiyor bize bilge şahsiyetler lazım. Haklı olmak da yetmiyor hakikate tanıklık etmemiz lazım. Güçlü olmak da yetmiyor güvenilir olmak lazım, adil olmak lazım, Ahlaklı olmak lazım. İşte bunun için diyorum ki insan et ve kemikten ibaret değildir. İnsan boğaz ve barsaktan ibaret değildir. İnsanın aklı var, yüreği var, iradesi var. Bizim yatırımımız bizim önceliğimiz insanın beynine yönelik, insanın yüreğine yönelik; idrak, bilek, yürek buluşmasını, bileşkesini bizim yakalamamız lazım. Duyu düşünce, davranış bütünlüğünü insanımız üzerinde vermemiz lazım. İşte bunun için bu platformun önemli sorunlarından biri de istidatları inkişafıdır. Güzel yetenekler var. Yetenekli olmak yetmiyor. Kabiliyeti olmak yetmiyordu. İnsanlarımıza bir kararlılık vermemiz lazım. kararlılık ve duyarlılık kazandırmamız lazım. Ve ben diyorum ki geliştireceğimiz insan vagon değil lokomotif insan olsun. Vagon olmaya hazır o kadar çok insan var ki işte bizim özellikle özne insan dediğimiz, sürükleyici güç olan, belirleyici boyutu olan, etkileyici boyutu olan insanlara şahsiyetlere şiddetle ihtiyacımız var. Yani bize bar olacak değil yar olacak adamlar lazım.  Gönül adamları lazım. Aynen çok güzel özetlemişler, bizim insanımızı şu cümle çok iyi tarif ediyor. Tazim li emrillah şefkat bi halkillah. Allah’ın yüceliğine tazim etmek Allah’ın yarattıklarına şefkat göstermek. İnsanımızın özetle tanımı bununla karşımıza çıkıyor. Biz insanları incitmek için değil iyilik etmek için varız. İnsanın vazifesine başta şunu bilecek kendini değil rabbini yüceltmektir. İşte yeni döneme yeni bir insan yeni bir ruh, yeni bir zihin, yeni bir aksiyonla girmek istiyorsak her zaman yapmaya çalıştığım böyle bazı şifreler formüller üzerinde dururum. İzninizle şöyle beş kelimelik bir formül arz edip o şekilde toparlamak istiyorum.

Bir yeni dönem yeni insan, iyi, derin, engin, zengin, net insan. Birinci kelimem iyi efkar;  yani doğru düşünceler. Vahyin süzgecinden geçmiş, arıtılmış duru düşünceler. Bulanıklık beyinler, karışık kafalarla bir yere gitmemiz çok zor. Kur’an ve sünnet çizgisinde Kur’an ve sünnetle sağlaması yapılmış ve bunun üzerinde netleşmiş fikirlere ihtiyacımız var. Yorumlarını alabildiğine, tartışmaların kontrolsüz bir şekilde devam ettiği bir zaman diliminde iyi efkar diyorum fikirlerimizin oturması lazım. Tabi bura için söylemiyorum söz meclisten dışarı da ilgileneceğimiz insanlarla ilgili bir tespitte bulunmaya çalışıyorum. Zihinsel kargaşalardan, alaboralardan, kaoslardan insanlarımızın bu handikaplardan kurtulması için ciddi bir hassasiyeti üzerinde olmamız gerektiğini düşünüyorum. Kimse yorumlarını mutlaklaştırma hakkına sahip değildir. Çünkü yorumlarını mutlaklaştıranlar hakikatten uzaklaşırlar. Özellikle Allah azze ve cellenin vahiyle önümüze koyduğu mutlak doğrular üzerinde sebat etme noktasındaki hassasiyetimizi son raddesine kadar tüm titizliğimizle korumamız lazım.

İki iyi akval: birincisi iki  efkar, ikincisi iyi akval; doğru ve güzel sözler. Yine şu cümleyle özetleyelim lisanul halki kalemun halik iyi insanların dili sözü yaratıcının Halık’ın kalemi hükmündedir. Gerçekten çok hikmetli bir söz. İyi insanların sözü Allah’ın kalemi gibidir diyorlar. Bu bakımdan biz bir dava sahibiyiz. Seçeceğiniz kelimeleri, literatürü, vurguları, öncelikleri çok iyi seçmemiz lazım. İlkelerimizi, doğrularımızı tüm hassasiyetimizle ortaya koymamız lazım. Seküler, liberal, popüler bir dil değil öncelikle vahiyin dili, fıtratın dili hakikatın dili nasıl bir titizlikle üzerinde olmamızı gerektiriyor. Sözün doğrusunu söyleyeceğiniz sözün doğrusuna tabi olacağız. Üzülerek söyleyeyim belli dönemlerde haklı davalarımızda uslup ve usul hatalarından dolayı haksız duruma düştük. Bugün aynı yanlışa düşme hakkımız yok. Dava hak ama üslup üslup değilse usul usul değilse sonuç kaybedenlerden oluyorsunuz. İşte bu bağlamda kelimeler bize emanet, cümleler bize emanettir. Emaneti nasıl koruyacağız? Muhatabına nasıl ulaştıracağız? Nasıl ikna edeceğiz? Davet madem ki peygamber mesleğidir; peygamberlerin davette gösterdiği ciddiyeti ve hassasiyeti bir o kadar da bizim göstermemiz lazım. Yani konuşurken cümlelerimizi kurarken seçici olacağız. Bu anlamda savruk değiliz, bağımsız değiliz. Keyfe ma yeşşa hareket edecek bir pozisyonda değiliz. Sözle imtihan olunuyoruz. Önce söz vardı. İşte sözele sınavımızın nasıl seyir ettiğini de yeniden kendimiz rahatlamamız lazım. Eskilerin şu ibaresi de çok hoşuma gider: vusulsüzlüğümüz usulsüzlüğümüzdendir derlerdi. Eğer ciddi neticeler alamıyorsak usulümüzü gözden geçirmemiz lazım. Metodolojimizi gözden geçirmemiz lazım.

Üç iyi amal üzerinde olmamız lazım. İyi işler üzerinde olmamız lazım, doğru eylemler üzerinde olmamız lazım, salih ameller üzerinde olmamız lazım, güçlü rakiplerimizin olması lazım. Ayağı yere basan projelere imza atmamız lazım. Sadece iyi konuşmak iyi düşünmek yetmez, iyi efkar, iyi akval, iyi amal birbirini tamamlaması lazım. Bunun üzerinde gitmemiz lazım. Ba kiyatussalihat kapsamında gerçekleşecek ve yarın Allah’ın huzuruna gittiğimizde de yüzümüzü ağartacak pratiklerimizin olması lazım. Çünkü her şey kayıt altında. Hiçbir şey kayıt dışı değil. Platformun bir vesiledir. Dernek, vakıf, STK bir vesiledir. Ben Platformu şöyle düşünüyorum bu platformun benim kulluğuma katkısı nedir? Bana lazım olan bu yani. Bu güçle daha fazla salih amel, nesillerin ıslahı noktasında hangi güzelliklere imza atabileceğiz, hangi mirası yakalayabileceğiz işin bu tarafı beni ilgilendiriyor. Benim için bir nostalji değildir, bir romantizm değildir, hobi değildir. Bu noktadan ben meseleye bakıyorum.

Dört iyi ahlak: ameliniz var ahlakta sınıfta kalıyorsunuz. Ahlakta bitiyorsunuz yani inandırıcı olamazsınız. Sürükleyici olamazsınız, örnek olamazsınız, Eğer ahlakın dibe vurduğu bir zaman diliminde ahlak da getirince nasibimiz yoksa; donanımımız, zenginliğimiz bu yönüyle derinlikle değilse işin içerisinden çıkmamız çok zor. Sıradan bir ahlak da değil, rastgele bir ahlak da değil azim bir ahlak, yüce bir ahlak muazzam, muhteşem bir ahlak üzerinde olmamız lazım.

Dostlar, ahlak bedenimize elbise, cesedimize ruh olmadıkça bu kalıp ve bu kafayla kimseyi ikna edemeyiz. Ahlak bizde ete kemiğe bürünmesi lazım, ahlak kokmamız lazım. Her şeyimizle yani. En tanınır özelliğimiz iyi konuşmamız değil, iyi düşünmemiz değil, iyi tartışmamız, yorumlarımızı değil, herkes ahlakımızı görünce hazza Müslüman demesi lazım gerçekten yani. Hazreti Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemi göz önüne getiriyorum. Bir ara araştırma yaptım. Efendimize peygamberlik geldiği dönemde, acaba o günün dünyasında dünya nüfusu ne kadardı? Ulaştığım rakam şu 250 milyon insan yaşıyor. Çüş sonra düşündüm 250 milyon insan içerisinde Allah neden Hazreti Muhammedi seçti. Kalem suresi dördüncü ayet “sen yüce bir ahlak üzeresin”. Hazreti peygamber peygamber olarak geldiğinde tek sermayesi ahlakı idi. Eminliği idi. Yoksa çok garip, olağanüstü iddialarla ortaya çıkıyor. Nasıl inandırıcı olacaktı. O güne kadar hilafı hakikat aslında hiç bir cümle çıkmamış olan Allah Rasulü o yüce ahlak üzerinden davetini, mücadelesini inşa ediyor. Modelini onun üzerinden sürdürüyor yani. Ve bugün dünyadaki ahlaki bitişin, tükenişin karşısında en büyük dayanağımızın, dinamizmimizin ahlak üzerinden neşet etmesi gerektiğine bende altını çizmek istiyorum. Zaten siz bu hassasiyeti taşırsanız şöyle bir an için düşün; Bir ara siyasi meseleler burada zikredildi. Siyasetin neresinde olacağız noktasında. Şayet gömleğiniz arkadan yırtılmışsa siyasete talip olmanız gerekmez Mısır’ı size teslim ederler. Buyur yönet derler; siyasetin peşinde koşan değil, siyasetin peşine düştüğü adam olursunuz. Bu ülke ancak bunlara teslim edilir deme noktasında olmamız lazım. Hazreti Ebu Bekir Mekke’den Medine’ye hicret ediyor Allah Rasulu ile birlikte. Mekkeli müşrikler ama vicdanı tamamen körelmemiş olanlar Ebu Bekir gittikten sonra arkasından şunu diyorlardı. “Ebu Bekir’siz bir Mekke eksiktir” diyorlardı. Bunu söyleyen kim Müslümanlar değil. İyiliğin timsali olan, hayrın odağı olan, insaniyetin merkezi olanın Ebu Bekir gidince gerideki onun iyiliğini gören tüm Mekkeliler Ebu Bekir’siz Mekke’ye eksiktir, Anadolu Platformu’suz Türkiye eksiktir, dost düşman herkesin bunu görmesi lazım ve buna tanıklık etmesi lazım. İşte siz insanları bu yönüyle kendinize tanık tutacaksınız. Tıpkı veda Hutbesinde Allah Rasulü sallallahu aleyhi sellem yarın beni sizden soracaklar, benimle ilgili nasıl ifade vereceksiniz. Görevini yaptın ya Rasulallah şahitlik edeceğiz seninle ilgili. Allah’ım şahit ol, Allah’ım şahit ol, Allah’ım şahid ol. Türkiye; 74 milyon Anadolu Platformunun hangi haline şahitlik edecek? Yarın Allah’a gittiğimizde. Buna göre kendinizi konumlandırın. Hayata buradan bakmamız lazım. Bizi sevenin de sevmeyenin de bizim doğrularımıza, değerlerimize şahitlik etmesi lazım diye düşünüyorum.

Beşinci kelimeyi de söyleyeyim. Bu şifreyi de inşallah böyle bitirelim. Şu dördünü sayabilecek miyiz? İyi efkar, iyi akval,  iyi amal, iyi ahlak ve iyi bir azim, ciddi bir kararlılık, derin bir sorumluluk. Bu iş azim ve irade işidir.  Bilgi sahibi olabilirsiniz ama kararlılık yoksa, tutarlılık yoksa, azim yoksa, aksiyon yoksa, aşk yoksa, arkasını getiremezsiniz. Azmimizi bilemeye, İnşallah şu Genel Kurul da azmimizi beslemeye ve bilemeye yönelik güzel bir açılım olur ve burada beslenerek, donanarak inşallah dönmüş oluruz. Ve şunu ifade etmek istiyorum. Başlarına da iyi, iyi, iyi koydum. Niçin? Kardeşler iyi olmak yetmez pasif iyiler var, aktif iyiler var. Bize daha iyisi lazım daha güzeli lazım. İleri derecede iyi lazım. Bakınız Mülk suresinin ikinci ayetinde Allah azze ve celle nasıl buyuruyor? “O şanı yüce olan Allah ölümü yarattı, hayatı yarattı, sizi imtihan etmek için; hanginiz daha güzel, daha iyi amel işleyeceksiniz belli olsun diye”. Hanginiz daha çok amel işleyeceksiniz diye değil, daha fazla kim yapacak diye değil en güzelini, daha güzeli kim yapacak? İşte biz her gün daha güzelini hedefleyeceğiz. Davetin en güzelini, infakın en güzelini, eylemin en güzelini, düşüncenin en güzelini, kurumsallaşmanın en güzelini, meşveretin en güzelini, eğitimini en güzelini, ticaretin en güzelini, sanatın, sporun en güzeli bize ait olması lazımdır. Sadece güzelliği; hanginiz daha güzel kulluk edeceksiniz, amel işleyeceksiniz. İşte bunun üzerinden diyorum ki biz bir iyileştirme çabası üzerindeyiz. Bu oluşum top yekün insanlığa yönelik bir iyileştirme, kötü bir dünyadan iyi bir dünya ya hicret nasıl mümkün olacak bunun üzerinde duracağız. İşte bunun için azim lazım. Dönemsel azimler yetmez, mevsimlik çabalar yetmez, sezonluk, konjonktürel çıkışlar yetmez, ömürlük bir azim lazım. Zaten eğer bu konu da şunu ifade edeyim siz gemileri karada yürütme azmini gösterdiğiniz gün Allah size İstanbul’un fethini nasip edecektir. Allah size Ayasofya’da namaz kılmayı nasip edecektir. Siz geriye dönüş gemilerini yaktığınız zaman da Allah Endülüs’ü tekrar size nasip edecektir. Endülüs’te yeniden buluşmak nasip olacaktır. Selahattini Eyyubi gibi davaya baş koymayı, öyle bir kararlılığı, öyle bir azmi sergilediğiniz zaman Allah Kudüs’ün kapılarını yeniden size açacak Mescidi Aksa’da özgür bir şekilde secde etmek sizlere nasip olacaktır. Siz ağacın altında ölüm üzerine biat etme kararlılığını, azmini gösterdiğiniz zaman Allah Mekke’nin fethini o zaman size nasip edecektir. Ve siz güneşi sağ elime ayı sol elime koysanız da bu davadan vazgeçmem iradesini, azmini sergilediğiniz zaman Allah gökyüzünün de yeryüzünün de tüm kapılarını size açacaktır. Allah’ın sonsuz rahmetleriyle, nüsretleriyle buluştuğunuza şahit olacaksınız. Demek ki azim gerekiyor. Ve bununla ilgili de şu cümleleri sizlere aktarayım; bazı kardeşlerimiz diyorlar ki hocam elimden gelen budur, belki doğrudur. Elinden geleni yapmak sorumluluktur. Elinden geleni yapmamak suçtur. Elinden gelenin daha fazlasını yapmaya çalışmak işte erdem odur fazilet odur. Bugün elimizden gelenin daha fazlasını istiyoruz, bunu bekliyoruz. Çünkü ben inanıyorum ki bu birikim var, potansiyel var, hangi kriterlere göre elimden gelen budur deriz ki. Bunu açmamız lazım bunun muhasebesini iyi yapmamız lazım. Çünkü yapmamız gerekirken yapmadıklarınızdan dolayı Allah bizi hesaba çekecektir. Ve ben diyorumki bu ülkenin kaderini değiştirmek sizin elinizde. Ama bunun için önce sizin kader birliği etmeniz lazım. O zaman göreceksiniz. Nasıl değişiyor. Bir İhvanı Müslimin’i düşünün. 1930’lu yıllarda kuruldu. 1929’da yanlış hatırlamıyorsam Hasan el Benna ilk kurdu. Ve geçenlerde İsrail’in bir açıklamasını okudum. İsrail diyor ki; bu İslam dünyasında ki kıyam hareketlerinden sonra İsrail diyor ki, dünyada İhvan İmparatorluğu kuruluyor diyor. Seksen yıl içerisinde samimi gayretlerle küçük bir oluşum Allah. Allah ne bereketler nasip ediyor, ne nüsretler nasip ediyor ve ne rahmetler veriyor ve şu an gerçekten hem dünyanın hem İslam dünyasının en güçlü yapısı, cemaat aşamasında şimdi birçok ülkede devletleşme aşamasına girdi. Yarınlarda böyle bir şeyin bizi beklemediğini, aksini iddia edebilir misiniz? Siz Allah’ın davasına yardım ederseniz, Allah da size yardım edecektir. Dinini üstün kılacağını defalarca ayeti kerimelerde söylüyor. Bu bakımdan hedefi büyütmemiz lazım çıtayı yüksek tutmamız lazım. Evet bu çatı yani bu platform çatısı küçük kümelerden oluşan bir toplama veya toplanma merkezi değildir. Burası bir koalisyonda değildir. Burası iddiası olan, ideali olan, iradesi olan geniş bir kesimi kucaklayan bir kardeşlik iklimidir. Ama sadece göstergede kalan, kelimelerde kalan bir kardeşlik değil, ruhu olan bir kardeşlik, hedefi olan bir kardeşlik, fonksiyonel bir kardeşlik olarak belki şimdiye kadar gördüğümüz geleneksel kardeşlik tanımlarına, çerçevelerine sığmayan bir kardeşlik hedefimiz var, gayretimiz var. İnşallah bunu üzerinden yürüyeceğiz. Evet burası türedi bir uzlaşı zemini de değildir. Kadim bir geleneği olan gelecek perspektifi sunan, kendi içinde genetiği oluşan ve ideallerine ulaşma amacında olan ciddi bir yapılanmadır. Biz reddi miras ederek yola çıkmadık. Ve yine burası şunu da ekleyeyim, yanlış anlaşılmasın, taraftar toplama kampı da değildir. Burası hidayete tabi olanların mutabakat ve mukavemet zeminidir, cephesidir. Öyle görüyorum öyle tanıyorum. İşte bunun için diyorum ki platformun şurasında burasında olmak önemli değil. İşte seçimler oldu sonu şöyle çıkar, böyle çıkar hiç önemli değil. Platformun şurasında burasında olmamız önemli değil. Platform çatısı altında Allah için performansımız önemlidir. Allah sizin platformdaki statünüze bakmanız, ama kendi yolundaki performansınıza bakar. Onun için tekrar söylüyorum bu konudaki gayretimizi, fedakarlığımızı, özverimizi, ciddiyetimizi, sadakatimizi zorlamamız lazım. Mevcutla yetinmek bizi bitirir. Elimden gelen budur demekle kendimizi bitirmiş oluruz. Bizim halife olmamız bize fazlasıyla yetiyor. Ayrıca şu noktada yetkim varmış, yokmuş bunlar işin sadece paylaşım kısmı, müsaitlik kısmı, şu kısmı, bu kısmı yani. Allah azze ve celle bizi halife olarak tayin ve tespit ettikten sonra ne yapacağımızda belli. İnşallah bunun üzerinden yürüyeceğiz. Birde şu gönüllülük meselesine bir cümle ile açıklık getirmem lazım. Hani biz gönüllülük üzerinde sakın bunu d