Ana Sayfa Kuruluşlar Anadolu Öğrenci Birliği Ramazan Kayan, Ferhat Kentel ve Ümit Aktaş Düşünce Akademisi’nde konuştu

Ramazan Kayan, Ferhat Kentel ve Ümit Aktaş Düşünce Akademisi’nde konuştu

0
Ramazan Kayan, Ferhat Kentel ve Ümit Aktaş  Düşünce Akademisi’nde konuştu

Düşünce Akademisi’nde bu hafta dersler Ramazan Kayan, Ferhat Kentel ve Ümit Aktaş tarafından verildi.

Ramazan Kayan, insanlığın umudu ve ufku olmak, yeryüzündeki onurumuzu ve özgürlüğümüzü korumak için sekülerleşen din anlayışına karşı kendimizi nasıl koruyabileceğimizle ilgili aşkınlık, arınmışlık, adanmışlık, aidiyet, aksiyon ve aşk kavramlarını yeniden manalandırdı.

Kayan, ahirete inanan fakat ticaretlerinde, sanatlarında, edebiyatlarında ahiret olmayan Müslümanların dünya hayatının peşine düşerek helak olmalarını ''peşin olanın peşine düşmek'' olarak tanımladı. Tüm toplumları ve tüm kavimleri bozan 'dünyevileşmek' olgusunun günümüzde de Müslümanları bozan ana unsur olduğu gerçeğinin altını çizdi.

Ahlak Krizi

Yazar Ramazan Kayan, arınmışlık kavramını işlerken ahlak krizinin üzerinde durdu. Bulunduğu dönemde 250 milyon kişi arasından resul seçilen Hz. Muhammed (sav)' in ''Şüphesiz sen yüce bir ahlak üzeresin'' (Kalem 4) ayetine muhatap olmuş bir beşer olmasının tesadüf olmadığını vurgulayan Kayan, ahlakın her şeyin çözümü ve adresi olduğunu tarihin içinden şu benzetmelerle somutlandırdı:

''Ahlak dışı bilgi insanı Belamlaştırır.

Ahlak dışı bir hazine insanı Karunlaştırır.

Ahlak dışı bir güç insanı Firavunlaştırır.

Ahlak dışı bir iktidar insanı Yezidleştirir.''

Ferhat Kentel’in Sunumu

Düşünce Akademisi’nin diğer konuşmacısı ise Ferhat Kentel’di.

Ferhat Kentel, tahayyüllerimizi ebru sanatı metaforu üzerinden anlattı. Asıl rengin “biz neyiz” sorusunun cevabı olan toplumun kurucu işlevindeki 'modernleşmek' tahayyülü olduğunu, diğer küçük dokunuş ve renklerin ise kendimize ait küçük tasavvurlar olduğunu bu metafor üzerinden betimledi. 

Fonksiyonel işlevselci modelin 20'li ve 40'lı yıllardaki ideal Amerika toplumunu günümüzde, inşa edilmiş bir din anlayışı üzerinden canlı bir şekilde gördüğünü ifade etti. Kentel, günümüzde başarının sistemin öğüttüğü insanlardan ve içi boşaltılmış çabalardan ibaret olduğunu dile getirdi.

Toplumu, aktörsüz ve sistemli bir düzen olan piyasacılar ve kapitalist piyasada kendine yer bulamayan kimlik arayışı içerisinde olan kimlikçiler olarak ikiye ayırdı.

Hayat tasavvurunu iş eksenli düşünüp, çalışan kimliğiyle kendine yer bulamadığında yalnız kalmaktan korkan, kendini var kılabilmek için 'onlar' algısına ihtiyaç duyarak kimliğini tamamlamak için referanslar arayan şizofrenik anlayıştan bahsetti.

Ümit Aktaş’ın Sunumu

Düşünce Akdemisi’nin sonu konuşmacısı Yazar Ümit Aktaş idi.

Ümit Aktaş ile ‘İslam’da Yönetim’ adlı makalesi ekseninde yer yer  tarihten yer yer güncelden örneklerle, olması gereken ve olanı içeren bir ders yapıldı.

Peygamber dönemi, temeli  ‘hak ve adalet mücadelesi’ iken yüzyılımız bunun aksine ‘yönetim’ temelli hale gelmiştir diyen Aktaş, temel duruş ve misyonumuzun ‘hak ve adalet mücadelesi’ çerçevesinde olması gerektiğini söyledi. Cehdi, kıtalden ayıran Aktaş, cehdin İslami devletler içerisinde dahi sıkıntıların görülüp bunları söyleyebilmek ile mümkün olacağına vurgu yaptı.

Çeşitli ayet ve hadislerden alıntı yapan Aktaş, Müslümanlığın tikelliğine rağmen cemaatin tekil bir somutluk olduğunu söyledi ve açıkladı; dünya üzerindeki tüm Müslümanlara ümmet diyoruz ancak içimizde asıl ayette bahsi geçenin  ‘hayra çağıran, kötülükten men eden’ bir topluluk olduğunu söyleyip, bunu Medine toplumunda ümmet içerisinde bir cemaat ile örnekledi.

‘Toplum mu devlete tabi olmalıdır, devlet mi topluma tabi olmalıdır?’ sorusuyla akılları düşünmeye zorlayan Aktaş, sorunun cevabını, “İslam’da asıl olan devletin ümmete tabi olmasıdır” şeklinde verdi. Ancak bunun ulus-devlet ve kapitalist sisteme köleleşmiş günümüz devletlerinde tam tersi durumda olduğunu söyledi.

İslami yönetim/yönetici tavrının Peygamberden sonraki dönemde Muaviye ile iktidar mantığı haline geldiğini, Muaviye’nin ‘ben yeryüzünde Allah’ın halifesiyim’ sözüyle destekledi. Ebu Bekir ve Muaviye’nin halifeliğinin farklı olduğunu savunan Aktaş, Ebu Bekir’in,  Muaviye’nin aksine ‘ben Peygamberin halifesiyim’ sözüyle destekledi. Tüm bu halifelik makamı, aslında insanın halifeliğinin yeryüzündeki duruşuyla alakalıdır, önemli olan bizden öncekilerin ardılı olmaktır dedi.

Şûra Kavramı ve Önemi

Yazar Aktaş, devletçileşen iktidara rağmen hak ve adalet mücadelesinin iktidarın dışında bir yerlerde hep devam ettiğini ancak güçlenen ve yayılan iktidar ile birlikte bu mücadele alanının daraldığını söyledi. İktidarcı yönetim tarzının kesinlikle İslami olmadığını söyleyen Aktaş, ‘şura’ya dikkatleri çekti.

Peygamberin de bir şurasının olduğunu ve bunların cennetle müjdelendiği söylenen on kişi olduğunu belirten Aktaş, Hz. Ömer döneminde de altı kişi ile bu şuranın devam ettiğini ancak Hz. Osman döneminde son bulduğunu, aslında şuranın hiç eksilmeden devam etmesi gerektiğini, bunun aksinin tek kişilik yönetime evrildiğini savundu. Şura kavramını, yönetimde cemaatin sözcülüğünü yapan grup olduğunu ve bunun da içimizdeki hakka ve adalete çağıran grup olduğunu dillendirdi.

İslam’daki yönetimin seçimli bir yönetim olduğunu dile getirdi. Ve şuranın da cemaat tarafından seçilmesi gerektiğini söyleyen Aktaş, bugünkü parlamentonun şuraya tekabül edebileceğini ancak bu parlamentonun toplum tarafından seçilmediği için İslami yönetim tarzındaki şura olmadığını söyledi ve bugünkünün aksine şuranın iktidara boyun eğmemesi gerektiğini aksine gerektiğinde iktidarı dahi değiştirebilecek nitelikli kişilerden oluşması gerektiğini ifade etti.

Asıl olanın hak ve adalet arayışı ve mücadelesi olan yönetimin, tahakküm haline gelmesini sorunlu bulan Aktaş, İslam’da devlet anlamındaki yönetimin şart olmadığını örgütlü mücadelenin şart olduğunu söyledi ve ‘İslam devleti’ kavramının başlı başına problemli olduğunu dile getirdi. İslam’da şayet bir yönetim olacaksa bir fıkıh dayatılmadan, insanların kendi anlayışlarına açık bir yönetim olmalıdır. Önemli olanın toplumu güçlü kılmaktır, devlet zayıf toplum güçlü olmalıdır diye ekleyen Aktaş, ne kadar homojenleşirsek o kadar fakirleşiriz dedi.

İslami yönetimde önemli olan İslam’ın ilkelerinin uygulanmasıdır, uygulayanın Müslüman olması değildir diyen Aktaş, Gandi’yi örnek bu düşüncesini destekledi.