Putinizm yahut Rusya`yı evcilleştirmek – (Akif Emre)

0
180

Bütün dikkatler Ortadoğu`ya kilitlenmişken Rusya`da önemli bir seçim yapıldı. Kısa vadede Rus siyasetini alt üst edecek olmasa da seçim sonuçları Putin`in istediği gibi çıkmadı.

Bütün dikkatler Ortadoğu`ya kilitlenmişken Rusya`da önemli bir seçim yapıldı. Kısa vadede Rus siyasetini alt üst edecek olmasa da seçim sonuçları Putin`in istediği gibi çıkmadı. Putinizm için sonun başlangıcı olarak yorumlanan sonuçların en dramatik sonucu, Birleşik Rusya Partisi`nin üçte ikilik çoğunluğu kaybetmiş olması. Bu durumda Putin`in siyasi projelerini istediği gibi gerçekleştiremeyeceği bir yana Komünistlerin de hatırı sayılır oy alması hoşnutsuzluğun arttığını gösteriyor.

Rusya`nın Sovyetler Birliği`nin çökmesinin ardından kapitalist dünyaya kapılarını açması, ülkenin bir anda fakirleşmesine yol açmıştı. Sovyet imparatorluğu çökmüş en büyük ana parça olan Rusya ise yerlerde sürünüyordu.

İki kutuplu dünya sisteminin sona ermesiyle Rusya serbest pazarcılarla anlaşarak Batı sistemine entegre oldu. Kısa sürede toparlandı; borçlarını ödediği gibi tekrar bölgesel güç olarak sahnede yerini almaya hazırlanıyor.

Tam bu süreçte Putin`in siyasi liderliği ve karizması bir yana, nasıl bir Rusya inşa etmek istediği anlaşılmadan Batı standartlarına göre çok geride kalan sosyal ve siyasal yapıdaki kurumsal ve hukuki zaafları anlamlandırmak güçleşir. Putinizmin çöküşü olarak yorumlanan seçim sonuçlarının siyasal yansımaları her zaman beklentiye cevap vermeyebilir. Hele hele Rusya gibi bir gücün dinamikleri doğru okunmazsa…

Putinizm ya da “egemen demokrasi” olarak bilinen siyasal proje aslında Rusya`nın imparatorluk düşüyle ilişkilendirilmeden anlamlandırılamaz… Siyasetteki merkezileşme, Batılı anlamda sosyal ve siyasal kurumların geride kalması ve hatta iktidar ve servetin aynı kişilerde toplanmış olması bugünkü Rusya`ya yöneltilen en büyük eleştiri başlıkları.

Bu duruma rağmen ve on yıllık iktidara rağmen Putin`in gerileme olsa da hemen her alanda yüzde 50`nin çok üstünde desteğe sahip olmasının bir açıklaması olmalı.

Rusya`yı ekonomik anlamda büyük ölçüde piyasa ekonomisine, yani kapitalizme açan siyasi aklın siyasetin tümüyle şeffaflaşması, yani Batı etkisine açık hale gelmesi konusunda çok `tedbirli` davrandığını söyleyebiliriz. İktidarın merkezileşmesi, ancak tarihe ve siyasi geleneğe yaslanabilirse meşruiyet kazanabilir. Batılı sermaye ülkede çok rahat hareket edemezken bir yıl içinde 50 milyar dolar gibi bir rakam ülke dışına çıkmışken ve bir de Kafkaslardaki isyan devam ediyorken Putin`e desteğin devam ediyor olması biraz da siyasal kültürle açıklanabilir.

Putinizmin şifreleri çözülmek isteniyorsa bir zamanlar Putin`in danışmanlığını yapan Aleksandr Dugin`in yazıp çizdiklerine bakmalı. Türkiye`de daha çok ulusalcı-Avrasyacı kesimin sahip çıktığı ve bu nedenle sağlıklı bir okuma ve anlama süzgecinden geçirilmeyen bu teorisyen geleneksel Rus ideasını bugünün şartlarında stratejik bir dille ifade eder. Aslında Dugin`in tüm söylediklerinin özeti şu: “Rusya bir imparatorluk devletidir. Başlangıçtan bugüne bu şekilde var olmuştur. Yalıtılmış bir şekilde ulus-devlet sınırlarına sıkıştırılırsa hayatını sürdüremez. Ya ulus devlet olarak küçülüp yok olacak ya da tekrar imparatorluk olup yaşayacak.”

Rusların imparatorluk özlemini stratejik bir hedef olarak zihinlerinin arkasında sürekli saklı tutmalarının -tarihsel ve stratejik anlamda kendilerinde izahı olsa da- bugünün şartlarında geçerliliği kalmamıştır türünden bir itirazı duyar gibiyim.

Rusların kolonizatör bir güç olarak imparatorluk peşinde koşmalarının bedelini en çok ödemiş milletlerden biri biziz. Osmanlının son 200 yılı Rus tehdidini göğüslemekle geçti dense yeridir.

Türkiye`nin hinterlandına farklı biçimde açılması ile Rus stratejik emellerinin tarihsel olarak karşı karşıya gelmesinin yanında şimdilerde benzer bir çatışma ihtimali mevcut. Bunun nedeni Rusya`nın şimdilik doğrudan karşı koyamadığı Avrupa-Atlantik ekseni yerine, bu eksendeki rolü nedeniyle Türkiye`yi gözüne kestirmiş olmasıdır. Bu zıtlaşma sıcak çatışma anlamına gelmese de stratejik tercihler zaman zaman karşı karşıya gelecek demektir.

Batı ittifakı, Putinizmin `soğuk yüzlü demokrat`lığından rahatsız olmasına rağmen Rusya`nın yeni bir güç olarak Asya-Pasifik hattında oluşturduğu dengeye muhtaç görünüyor.

Doğu Asya`da ekonomik güç olarak yükselen Çin`in Orta Asya`ya sarkması -şimdilerde fiilen bir nüfus sarkması olarak kendini gösteriyor- ancak Rusların askeri ve siyasi gücü ile dengelenebilecektir. Bu çerçevede Türk cumhuriyetleri kurumsal olarak Avrupa`ya entegre edilirken Çin nüfuzuna karşı bir tür Rus şemsiyesi Batı açısından bir çözüm olabilir.

Bu noktada askeri gücünü koruyan Rusya`nın ekonomik ve siyasal olarak Batı sistemine tam anlamıyla entegre edilmesi, kontrol edilebilmesi yönündeki en önemli engel kendine mahsus demokrasisiyle sermaye ve siyasetin aynı merkezlerde tekelleşmesi. Kaldı ki bu modelin Putin`in siyasal projeksiyonu açısından tercih edildiği ortada.

Sonuçta Batı ehlileştirilmiş bir “Rus ayısı”nı ölü bir ayıya tercih edecektir. Sorun “ayı”nın nasıl ehlileştirileceğinde düğümleniyor. Putinizme getirilen eleştirileri bir de bu açıdan okumalı.

 Yenişafak

———————————-
Akif Emre
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI
[catlist name=”Akif Emre”]