Problemli bir ifade: `Demokratik özerklik` – (Kürşat Bumin)

0
101

Programda Demirtaş`a yönelttiğim iki sorudan –ve tabii ki aldığım cevaplardan- özellikle söz etmek istiyorum. Demirtaş`a ilk olarak “demokratik özerklik” projesi-politikasına ilişkin olarak şu soruyu yönelttim: “Niçin sadece `özerklik`

Geçen Cuma akşamı IMC ekranında BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş`a soru yönelten üç gazeteciden birisiydim. Uzun, hem de bayağı uzun (üç saat) süren bir program oldu. Uludere faciasından başlayıp “başkanlık sistemi”ne, “demokratik özerklik” projesinden “yeni anayasa”ya kadar aklımıza gelen hemen her konuya ilişkin görüşlerini dinledik.

Programda Demirtaş`a yönelttiğim iki sorudan –ve tabii ki aldığım cevaplardan- özellikle söz etmek istiyorum. Demirtaş`a ilk olarak “demokratik özerklik” projesi-politikasına ilişkin olarak şu soruyu yönelttim: “Niçin sadece `özerklik` değil de `demokratik özerklik`? Sorusunun yanına şu hatırlatmayı da ekledim: “Özerklik” kavramı tek başına dünyanın her yerinde çokkültürlü, dolayısıyla tekçi olmayan bir politik-idari-kültürel yapıya ilişkin bir talebin dile getirilmesi açısından yeterli görülürken, kendi başına yeteri kadar açık ve güçlü olan bu kavramın önüne “demokratik” sözcüğünün getirilmesinin nedeni nedir? Ülke idaresinde ademi merkeziyetçi bir anlayış çerçevesinde “özerklik”lere yer açılmış olduğunu farz etsek (hayal bu ya!) “demokratiklik” niteliği zaten idarenin tamamında da daha gelişmiş biçimiyle yürürlüğe girmeyecek mi? Bu durumda Kürt siyaseti ülkenin idari ve politik olarak daha demokratik bir yapıya kovuşmuş olduğu böyle bir ortamda da “demokratik siyaset” projesinde ısrar edecek ki? Hayal ettiğimiz bu yapıda da “Bölge”deki özerklik ülkenin geri kalanında gözlenen demokrasiden hâlâ daha mı “demokratik” olacak? Bu yönde bir gelişmenin gerçekleşmesi durumunda “demokrasi-demokratiklik” meselesine ilişkin ülkenin her yöresi -“aynı dağın yeliyiz” misali- aynı memnuniyeti yaşamayacak mı?

Program konuğuna kiminize belki de “Nereden çıktı şimdi bu?” dedirten bu soruyu yöneltmemin nedeni bilgiden çok sezgiye dayanıyordu. Çünkü tek başına “özerklik”le yetinmeyip önüne “demokratik”lik koşulunu da yerleştiren bu formül (“demokratik özerklik”) farklı bir etnik-kültürel aidiyetin demokratik olarak tanınması yönündeki bir talebin yanı sıra eskinin “emredici vekalet” olarak adlandırılan siyasetini de ifade ediyordu sanki… Demirtaş, bu yorumuma katılmadı tabii ki; ama ben bu “Demokratik” sözcüğüyle dile getirilen koşulu hâlâ bu çerçevede anlıyorum. “Emredici vekalet”, “temsil”in tek başına yeterli olmadığını, seçilen “temsilciler”in seçenler tarafından belli bir süre geçmesi kaydı olmadan istenildiğinde geri çağırılabilmesini daha “demokratik” bulan siyaset tarzı yani… “Temsili demokrasi” ile yetinmeyen, halkın siyasi görüşünü temsil ettiği söylenen oluşumların –”sovyetler”, “konseyler” gibi diyelim- yönetimi doğrudan yönlendirdiği bir siyasal yapı.

Bu tablonun oluşumunun asıl olarak nereden kaynaklandığına ilişkin “sezgim” de şöyle: “Demokratik Özerklik”, yok sayılan bir etnik-kültürel aidiyetin siyasal alanda tanınması için verilen haklı bir mücadeleye “leninist-stalinist” öğretinin hatırı sayılır biçimde etkide bulunması ile oluşmuş bir formüldür… Bu “flört”ün ya da “izdivaç”ın ortaya iyi bir sonuç çıkartmadığını düşünüyorum. Zaten hatırlarsanız, “temsili demokrasi”ye düşman bu “sol”, etnik-kültürel düzlemdeki taleplerle-taliplerle ne zaman bir araya gelse kazanan her zaman kendisi oluyor… Taliplerin açık-seçik amaçlarını ve isteklerini bulanıklaştıran bir terminoloji çıkıyor ortaya… Bugüne kadar “milliyetçilik”in “temsil”e aşina olmayan bir “sol” ile yakınlaşmasından ortaya hayırlı bir sonuç çıktığını gören yoktur.

Selahattin Demirtaş`a yönelttiğim ikinci soruya gelince…

Yarınki yazının konusu da bu soru/cevap olsun.

Yenişafak

———————————-
Kürşat Bumin
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI