Postmodern darbenin mağrur ve mağdurları – (Akif Emre)

0
159

Akıllı bir devletin bu tür çılgınlıkları yapamaması gerektiğini düşünenler bu toplumun hafızasındaki devlet imgesi ve tarihi tecrübeye dayanarak idealize edilmiş bir devletten söz ediyor olabilirler. En azından devletin milletle kurduğu ilişkiye bakarak

28 Şubat sistem için ne anlama geliyor? Yani postmodern darbe devlet aklının bir kırılması mıydı yoksa kendi tercihlerini devlet aklı sayan bir seçkinler zümresinin tasarrufu muydu? Postmodern darbeye kadar gelen süreçte kendilerinin devlet aklını temsil ettiğini düşünenler gerçekten de devleti temsil ediyordu. Bu anlamda devlet aklında bir kırılmadan söz edilemez.

Akıllı bir devletin bu tür çılgınlıkları yapamaması gerektiğini düşünenler bu toplumun hafızasındaki devlet imgesi ve tarihi tecrübeye dayanarak idealize edilmiş bir devletten söz ediyor olabilirler. En azından devletin milletle kurduğu ilişkiye bakarak muhayyel bir devlet aklı faslını açmak da devleti yüceltici bir kutsallık halesine büründürmekten başka bir anlam taşımaz.

Nitekim aradan tam on beş sene geçtikten sonra mağduriyetin zafer anlamına geldiğini farkedip postmodern darbeye darbe indirme trendinin yükselişi karşısında `meğer ne çok mağdur varmış` demekten insan kendisini alamıyor. Bu kadar mağdur o zaman akis bulacak bir ses çıkarsalardı kimse mağduriyet yaşamazdı. Üstelik bugün mağduriyet edebiyatı yapan pek çok kimsenin o zaman mağrurlar safında yer tuttuklarını biliyoruz.

Kutsanmış devlet aklı adına o gün mağrurlar safında yer tutanların aynı devlet aklına hizmet ederek mağdurlar kompartımanında yol alıyor olmaları hiç de şaşırtıcı gelmiyor.

Mağrur bir tavırla “bin yıl süreceği” söylenen bir darbe sürecinin gerçekten tamamlanıp tarihin çöplüğüne atıldığını söyleyebilir miyiz? Eğer bu darbeyi yapanlar, mütekebbirane bir edayla bin yıl geçse de yerlerinde baki kalacaklarını düşündülerse bu anlamda kıyasıya yanılmış sayılabilirler. Yok, postmodern darbeyi koruma ve kollama adına, icra edenlerin kolladıklarının devamlılığı açısından bakılacak olursa durum farklı görünebilir.

Bunu biraz daha açacak olursak, Müslümanların biatını kabul etmeyerek onları mağdur duruma düşüren mağrurların muktedir oldukları makamları terk etmek zorunda kalmaları, koruma ve kollama misyonunu devrettikleri anlamına geliyor. Kendilerine karşı korunan ve kollanan sistemi bugün yöneten mağdurların mağrurlar katına yükselmeleri artık kollanacak bir şeyin kalmadığını mı yoksa kollanma ihtiyacı duyulamayacak kadar güvenlik içinde olduklarını mı gösterir? Bu soruya hem dünün mağrurları hem de mağdurları cevap vermek zorunda. En çok da dünün mağdurları bakımından bu soru anlam kazanıyor. Biatınız kabul edildi mi edilmedi mi?

Bugünlerde her sınıf ve zümreden mağdurların sayısının artmasının, hatta bunların özeleştiriden çok bir tür itirafçılığa varan söylemlerinin; mağduriyetin öznesi olanların konumu ile sistem ilişkilerinin hiç de gösterildiği gibi bir elegeçirilme değil elegeçme anlamına geldiği de söylenebilir.

Gelinen bu noktada tuhaf paradokslar ortaya çıktı.

Postmodern darbeyi doğrudan hedef tahtasına koyarak atış yapanların en azından bir kısmı, devlet aklı adına cellatlarının safında olmasa bile onlarla aynı dili konuşuyor.

Bugünün siyaset sahnesine mağdur olarak çıkanlardan kahir ekserisi, mağrur muktedirleri açıktan desteklemese de yaşanmakta olan sıkıntıdan açık biçimde mağdurları suçlamaktaydı. Aslında suçlanan/ayıplanan, mağdurun mağlup olmasıydı; aynı dil ve tarzı siyasetle zafer elde etseydi suçlanmak bir yana kortejde yerini alacaktı.

Yine bugün mağdur olmaktan prim kazananların bir kısmı, mağdurun celladına kendisine ilişmemesi karşılığında rüşvet teklif ediyordu.

Her zaman kazanandan yana olmayı erdem haline getiren ve mağduriyeti hiç tatmaya niyeti olmayan zevatın özeleştirileri ise itirafçının tavrına benziyor. Ortaya koyduğu tavır ilkesellikten çok pragmatizm kokan aydın tavrı olarak, hep kazanandan yana oynamış ve kazanmış olmanın keyfini sürüyor.

Nihayetinde mağduriyetin asıl kitlesinin bugün muktedirler treninde olduklarına bakmaksızın, trenin daha sarsıntısız yol alıyor olmasının sevincini gözlerinden okumak mümkün.

Postmodern darbenin aktörleri kibirlerinden mağrurdular ve kendilerine açılan alanın artık kapanmakta olduğunu fark edemeyecek kadar “meslek körlüğü” içinde idiler. Ne var ki, muktedir olmanın imkan ve özgüvenini kaybetmeyi hiç göze alamadılar. Ancak biatlarını reddettiklerinin hâlâ biat etmede kararlı olduklarını farketseler de biat alma makamında olmamaları onları sarsmaktadır.

 Yenişafak

———————————-
Akif Emre
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI