Peygamberimizi Tanıma ve Anlama Paneli

0
Peygamberimizi Tanıma ve Anlama Paneli

Bülbülzade Vakfı, Kutlu Doğum Haftası kapsamında 23 Nisan Cumartesi vakıf merkezindeki Mütercim Asım Salonu’nda “Peygamberimizi Tanıma ve Anlama Paneli” gerçekleştirdi.

        Program peygamberimizle ilgili “Çocukken nasıl algılıyordunuz?”, “Nasıl giyinirdi?”, “O’nu görseydiniz ne sorardınız?”, “Size neyi hatırlatıyor?”, “Tanımayan birine nasıl anlatırdınız?” sorulardan oluşan sokak röportajlarının sunumuyla başladı. Ardından anasınıfı öğrencisi Zeynep OKUDAN, Arif Nihat ASYA’nın Naat’ini okudu ve sonrasında da panele geçildi.

 

Panelde Bülbülzade Vakfı Genel Sekreteri Mehmet Ali EMİNOĞLU Peygamberimizin İnsani Yönünü, Kültür Komisyonu Üyesi Ayşe OKUDAN Peygamberimizin Yaşayan Sünnetlerini, Esnaf Komisyonu Başkanı Yunus HAMALLAR ise Peygamberimizin Ticaret ve Ekonomi Ahlâkını katılımcılarla paylaştılar.

 

“Mevlit İlk Olarak Fâtimîler ve Eyyübiler’le Başladı”

Panelin aynı zamanda oturum başkanlığına da yapan Mehmet Ali EMİNOĞLU yaptığı konuşmada “İçinde bulunduğumuz kutlu doğum haftasını anlayabilmek için öncelikle mevlit kandili ve kutlu doğum haftasının tarihçesinden kısaca bahsetmek gerekmektedir” diyerek İslâm dünyasında mevlit merasiminin ilk olarak Mısır’da hüküm süren Fatımîler (910-1171) tarafından tertiplendiğini ifade etti. Sünnî müslümanlarda ilk mevlit merasiminin ise Hicri 604 yılında, Selahaddin Eyyübî‘nin eniştesi ve Erbil Atabeği olan Melik Muzafferuddin Gökbörü tarafından tertiplendiğini belirten EMİNOĞLU mevlitlerin daha sonra, değişikliğe uğrayarak, Mekke ve Medine’de de merasimlerin tertiplenmeye başlandığını, sonrasında da, İslam coğrafyasının her tarafında birbirinden farklı şekillerde kutlamaların yapıldığını belirtti.

 

“Kandil, Osmanlı Dönemine Ait Bir Kavram

Osmanlılar tarafından mevlidin II. Selim‘den itibaren kutlama gün ve gecelerinde, minarelerde kandil yakılmasıyla birlikte “kandil” adını adlını belirten EMİNOĞLU, ilk defa III. Murat zamanında, 1588’de kandillerin resmi hale getirildiğini, önceleri Ayasofya Camii’nde, sonraları ise Sultan Ahmed Camii’nde yapılan merasimlere, devlet erkânıyla birlikte halkın da katıldığını ifade eden EMİNOĞLU sözlerini şöyle sürdürdü:

“Rasulûllah (s.a.s.)’in doğumunu ve hayatını medh ve senâ eden “Mevlid” adını taşıyan bir çok eser kaleme alınmıştır. Bunların Türkçede en meşhur olanı bilindiği üzere Süleyman Çelebi’nin Vesiletu’n-Necât adındaki mevlididir.

Kutlu Doğum Haftası etkinlikleri ise, 1989’da, başkanlığını Prof. Dr. Süleyman Hayri BOLAY’ın yaptığı bir heyet tarafından Diyanet İşleri Başkanlığı’na yapılan teklifin Diyanet Vakfı’nca kabûl görmesinden sonra başlamıştır. 22 yıl zarfında birçok devlet kurumunun ve sivil toplum örgütlerini kutladığı bir haftaya dönüşmüştür.”

 

Günümüzde 1-2 haftayı aşan etkinlikler yapıldığı belirten Mehmet Ali EMİNOĞLU, etkinliklerin sene boyunca devam etmesi durumunda mevlidin amacına ulaşacağını, yani “anma” yerine O’nu “anlama” çabası içinde olmamız gerektiğini ve bu gayretin de sene boyunca devam etmesinin zorunluluğu üzerinde durdu. EMİNOĞLU şöyle konuştu:

 

Biz Anma Değil, Anlama Programı Yapıyoruz

Bu tarihi seyrin içerisinde peygamberi anmaya dönük merasimlerin temeline baktığımızda aslında bir unutmuşluğun olduğunu değerlendirmek mümkündür. Anma, anlamı itibarı ile de unutulanlar için düzenlenen merasimlere denilebilir. Bizim peygamber efendimiz ile ilgili olarak anmaktan çok anlama cihetinde gayretlerimizin olması gerekmektedir. Bu gün burada Peygamberimiz efendimizi anlamak için “Ne Yapabiliriz?”i konuşacağız.

Onu anlamak için öncelikle yaşadığı toplumun içindeki yerini anlamak gerekiyor. Peygamberimiz henüz peygamber olmadan önce, bir bakıma “Ne olacak bu memleketin hâli?” diyerek toplumsal çöküş karşısında çareler aramış, sancılar çekmiştir. İşte Kutlu Doğum bu yüzden Hira’da gerçekleşmiştir. “Doğarken birçok mucize oldu” demek doğru değil. O, 40 yaşına kadar peygamber olacağını bile bilmiyordu. Bizler vakıf olarak 25-27 Nisan’da 500 yetim çocuğu giydireceğiz. O, yetimlerin efendisidir. Bu gayretimiz de peygamberin anlaşılması anlamına gelmiyor mu?

Eminoğlu sözlerini şöyle tamamladı: O’nun hakkında söylenecek belki de en önemli iki tespit şudur kanaatimce: O, rahmet peygamberidir… O, özgürlük peygamberidir; insanları, insanlara kulluk etmekten kurtaran özgürlük peygamberi…

 

“Peygamberi gerçekten anladığımıza inanıyor muyuz?”

Kültür Komisyonu Üyesi Ayşe OKUDAN Peygamberimizin Yaşayan Sünnetleri’ni anlattığı konuşmasına, sunu eşliğinde başladı. Peygamberimizin sünnetlerini görsellerle destekleyen OKUDAN, Peygamberimizin Müslümanlar tarafından anlaşılma sorunu olduğunu ifade ederek birilerinin peygamberi, olması gerektiği gibi değil de abartarak, çarpıtarak tanıdığını ve de tanıttığını vurguladı. “Uygulanamayacak bir model, bize nasıl model olsun?” diyerek “Peygamberimiz; yeryüzünde en çok tanınan, en çok adı geçen ve de en çok yanlış anlaşılan dersek yanlış yapmış olmayız” şeklinde tespitte bulunarak kimi ülkelerde peygamberimizi en çok ananlara ödüller verildiğini, ancak o İslam ülkelerine baktığımızda açlık, fakirlik, sefaletin kol gezdiğini; gelir dağılımında, adaletin tecelli etmesinde çok ciddi problemler olduğunu ve batı karşısında yenilmişliğin verdiği bir ezikliği yaşadıklarını ifade ederek konuşmasını şöyle sürdürdü:

-Bu kadar anma, Müslüman ülkeleri esaretten kurtarıyor mu?

-Peygamberi gerçekten anladığımıza inanıyor muyuz?

-O’nu anladığımız için ne yaparız? Ne yaparsak O’nu doğru anlamış oluruz?

-O’nu hatırladıkça pişmanlık duyup tövbe edip ağlıyorsak demek ki arkasında duramayacağımız işler yapıyoruz.

Ahzap Suresi 56. Ayetin, hep peygamberi anma şeklinde anlaşıldığını, oysaki bunun yerine “destek” şeklinde anlamanın daha doğru olacağını ifade ederek katılımcılara konu ile ilgili başvurabilecekleri referanslar da verdi.

“Sevinçlerimiz, hüzünlerimiz, öfkemiz, neşemiz, reflekslerimiz, tepkilerimiz O’nunki gibi olmalı. Salavat getirerek, hep O’nu rüyada görmeyi umarak bir hayat sürmek yerine O’nu anlamalı, O’nun sünnetlerini yaşatmalıyız” diyen OKUDAN konuşmasını Aliya İzzetbegoviç’in İslam Deklarasyonu kitabından şu bölümle tamamladı:

Muhammed (a.s.), güzeldi fakat manken değildi. İyi idi fakat enayi değildi. Cesurdu fakat acımasız değildi. Akıllı idi fakat filozof değildi. Basiretli, fakat hayalperest değildi. Israrcı idi fakat inatçı değildi. Bilge fakat ukala değildi. Bütün bunlar onun şahsına hakikî ölçüde bulundurularak ve bu üstün insanlıkta Muhammed (a.s.)’in çevreyi fetheden gücünün sırrı bulunmaktaydı.

 

Panelin son konuşmasını Esnaf Komisyonu Başkanı Yunus HAMALLAR Peygamberimizin Ticaret ve Ekonomi Ahlâkı üzerine gerçekleştirdi. Peygamberimizin ahlâkının Kur’an ahlakı olduğunu, O’nun yaşayan Kur’an olduğunu ifade eden HAMALLAR Karun Kıssası ve “Bahçe sahipleri”nin kıssalarından örnek vererek Müslümanların bunlardan ders çıkarması gerektiğini belirtti.

 

“Bizi aldatan bizden değildir” Hadisi, Ticaret Ahlakımızı İçin Yeterli

Malın insanlara emanet olarak verildiğini belirten HAMALLAR konuşmasını şöyle sürdürdü:

Peygamberimiz emanetin; emanet edenin istediği şekilde kullanılması gerektiğini bizlere öğretmiştir. Peygamberimizin örnek ahlak ve uygulamalarından birkaçı şunlardır:

-“Bizi aldatan bizden değildir.” Sadece bu hadis bile ticaret ahlakımızı düzgünce sürdürmemizi sağlar.

-“Kimse benim malım, onun malından iyidir demesin.”

-“Alıcı ve satıcı alış-veriş yaptıklarında, birbirlerinden ayrılıncaya kadar pazarlıktan dönmekte konusunda serbesttirler.”

Kur’an’dan bolca örnekler veren HAMALLAR konuşmasını hem üreticinin hem de tüketicinin korunduğu şu örnekle tamamladı:

Peygamberimiz Medine’ye hicret ettikten bir süre sonra pazarın çok pahalı olduğunu görür ve bunun üzerine fiyatların şişirilmediği yeni bir pazar kurar. Program tatlı ikramı ile son buldu.