Peçeye 137,5 euro ceza, ihbara 250 euro ödül… – (Süleyman Gündüz)

0
139

Haber; geçen günlerde Belçika`nın başkent Brüksel`de toplu taşıma araçlarını denetleyen 2 kadın polisin, sonradan Müslüman olan ve peçe takan Belçika asıllı Stephanie Djato adlı bir kadının peçesini çıkarmaya çalışması, direnen peçeli kadının gözaltına almasıyla ilgiliydi.

Önemsiz bir haber olarak gazete sütunlarında yer aldı. Son dönemlerde Avrupa`da yükselen ırkçılık tehlikesine vurgu yapıyordu.

Gündemin yoğunluğu ve gündelik kaygıların yanında, bu tür haberleri kanıksamıştık. Bir yenisinin eklenmesi üzerimizde bir etki oluşturmuyordu artık.

Haber; geçen günlerde Belçika`nın başkent Brüksel`de toplu taşıma araçlarını denetleyen 2 kadın polisin, sonradan Müslüman olan ve peçe takan Belçika asıllı Stephanie Djato adlı bir kadının peçesini çıkarmaya çalışması, direnen peçeli kadının gözaltına almasıyla ilgiliydi.

Belçika`da bir yıldır kamu alanlarında peçe takanlara 137,5 euro para ve 7 gün hapis cezası verilmekte.

Uzun zamandan beridir de Avrupa`nın bazı ülkelerinde ve Fransa`da, başörtüsü ve peçe yasağı uygulanıyor.

Bu yasak bugünlerde ülkemizde olduğu gibi, Belçika`da da bazı kamu görevlileri tarafından uygulanmakta ve bazıları tarafından da uygulanmamaktadır.

Belçika`da aşırı sağcı Flaman Menfaati Partisi yöneticilerinden Filip Dawinter, sosyal paylaşım ağı Twitter`da yayınladığı mesajla bir kampanya başlattı.

Dawinter “Bu ülkede peçe yasağı var. Buna saygı gösterilmesi gerekiyor. Polis peçe takanlara müdahale etmiyor çünkü isyan çıkmasından korkuyor. Bu yüzden peçe takan birini görüp, polise ihbar edenlere 250 euro vereceğiz” dedi.

Avrupa`nın her yerinde her gün bu tür haberler görmek, duymak veya okumak mümkün artık.

Geçtiğimiz günlerde bir televizyon kanalında Fransa`da yaşayan Müslümanlarla ilgili bir belgesel izlemiştim. Belgeselin bir bölümünde Fransız asıllı Müslüman bir kadının gündelik hayatını gösteriyordu.

Fransız kadın Müslüman olduktan sonra yaşam içinde karşılaştığı zorlukları anlatıyordu. Başörtülü ve peçeli toplu taşıma araçlarına bindiğinde diğer yolcuların kendini nasıl taciz ettiklerini, canlı bomba muamelesi gördüğünü, hatta bazen daha ileri giderek herhangi bir durakta otobüse bindiğinde yolcuların otobüsü boşaltmalarını ve polise ihbarlarını anlatıyordu.

Fransız bir anne ve babadan doğan ve sonradan din değiştirerek Müslüman olan bir Fransız kadının nasıl bir muameleye uğradığını hayretle izlemiştim.

O bir Fransız`dı, kendi dilinde kendini ifade edebilecek bir yetkinliğe ve yaşama tecrübesine sahipti.

Ya diğer Müslüman azınlıklar veya göçmenlerin durumu nicedir, varın siz düşünün.

Fransa`da okullarda dini sembollerin kullanılmasına ilişkin ilk tartışma, 1989 yılında üç Müslüman kız öğrencinin okulda başörtüsü takmak istemesi üzerine çıkmıştı.

Fransız Meclisi ve Senatosu, yalnızca “kamu okullarında dikkat çekici/gösterişli dini sembollerin kullanılması, başörtüsü, büyük haç ve kipa takılmasını yasaklayan” bir yasa çıkartmıştı.

Bu yasa 15 Mart 2004`te dönemin cumhurbaşkanı Jacques Chirac tarafından imzalanarak yasalaşmıştı.

Fransa`da okullarda başlayan ve daha sonra kamusal alana sıçrama eğilimi gösteren yasak bulaşıcı bir hastalık gibi Avrupa`da yayılıyor.

ABD`nin öncülüğünde Aralık 2001`de Afganistan`a NATO müdahalesi yapıldı. Bu müdahalenin en önemli gerekçelerinden bir tanesi de “Afgan kadınını çağdaş medeniyet seviyesine yükseltmek” ve “Burka” adı verilen giysiden kurtarmaktı.

Bizde de farklı bir durum yaşanmadı sözünü duyar gibiyim.

Evet doğrudur. 1980 ihtilaliyle birlikte bu ülkede üniversitelerden başlayıp kamunun her alanında (müstahdemlik ve ırgatlık hariç) başörtüyle ilgili Fransa ve Belçika`ya rahmet okutacak uygulamalar yapıldı.

Tüm üniversitelerde ve kamuda başörtüsü yasaklandı.

En kadim üniversitemizden birinde başörtüsü yasağı amansız bir şekilde uygulandığı, ikna odalarının oluşturulduğu ve sürek avına çıkıldığı bir dönem vardı. O günlerde adının önünde ad ve soyadından daha uzun bir unvana sahip dönemin yöneticilerinden biri, (bugünün siyasetçisi bir hanımefendi) kontroller esnasında okuma uğruna başörtüsünün üstüne peruk takan öğrencileri görmesine rağmen geçişlerine izin vermekteydi.

Başörtüsü ve peruk!

Hep merak etmişimdir, bu anda bu hanımefendi ve destekçileri, ne tür bir ruh dünyaları vardı ve nasıl bir zafer kazandıklarını düşünüyorlardı?

Bu nasıl bir akıldı?

Mezuniyetlerde veya okul müsabakalarında birinci gelen başörtülü öğrencilere ödülleri mülki amir veya kurum müdürleri tarafından halen verilmemekte. Son günlerde bununla ilgili haberlerde artış gözlemlemekteyim.

İki gün önce Adana İhsan Sabancı Anadolu Kız Teknik ve Meslek Lisesi`nde okul birincisinin de aralarında olduğu 4 başörtülü öğrenci mezuniyet törenine alınmadı ve birinciye diploması verilmedi.

Resmi ideoloji algısından dolayı bu tür uygulamalara sıkça rastlamak mümkün.

Nitekim son dönemlerde sadece üniversitelerde başörtüsü tamim ve talimatlarla serbest bırakılmış olmasına rağmen zaman zaman engelleme politikaları devam etmektedir. Ama kamuda devam ediyor.

Halen şifahi açıklama ve uygulamanın ötesinde yasak oluşuna veya kaldırılışına ait bir anayasal güvence yok. Kamuda uygulanan pozitif ayrımcılığın mağduru da yine başörtülü kadındır.

Muhtemeldir ki hükümet bu konuyu yeni anayasada “bireysel hak ve özgürlüklerle”, “din ve vicdan özgürlüğü” bağlamında çözecektir.

Batı dünyasından hoşgörü ve tolerans beklemiyorum. Böyle bir talebim de yok.

Benim için “muasır medeniyetin” ulaştığı seviye önemli.

Antik Yunan felsefesi, Roma hukuku, Reform ve Rönesans, Aydınlanma Felsefesi serüvenini yaşamış çok dinli, çok kültürlü ve çok etnik yapılı “Avrupa idealinin” geldiği noktaya bakınız: Baskılar, yasaklar, cezalar ve hakaret.

 Yenişafak

———————————-
Süleyman Gündüz
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI