Paris yürüyüşünün iki yüzü… – (Ali Bayramoğlu)

0
79

Paris’teki büyük barış yürüyüşü simgesel olarak çarpıcı ve önemliydi.

Şiddet, terör ve radikalizm karşısında siyasi sorumluların, sıradan vatandaşların, farklı kültürlerin ortak bir şekil ve dille böyle tavır alması şüphe yok ki tarihi bir ana işaret eder.
 
Bu büyük yürüyüşün en gerçekçi yönü ise şüphe yok ki, söylem düzeyinde “İslam ve radikalizm arasına mesafe koyan bir karakteri”nin olmasıydı.
 
Başta Fransa Cumhurbaşkanı Hollande’a işaret etmek gerek. Şiddetin hedefi olmuş bir ülkenin lideri olarak böyle bir yürüyüşü, İslam ve şiddet eylemlerini yüksek sesle ve tümüyle birbirinden ayırarak ve böyle bir barışçı düsturla düzenlemesi takdir edilecek bir adımdır.
 
Fransız yetkililerin din merkezli bir kutuplaşmanın önünü almaya yönelen tavırlarına, AB’nin ve diğer Avrupa ülkelerinin aktif olarak katılması, radikalizme karşı tepki ve ifade özgürlüğü hassasiyeti etrafında toplanmayı doğal kıldı ve akış bu doğallık içinde yaşandı.
 
Türkiye ve diğer Müslüman ülke liderlerinin bu yürüyüşte yer almaları, din ve radikalizm arasındaki farkın altını kendi açılarından kuvvetle çizmeleri bir o kadar önemliydi.
 
Ve insanlar…
 
Paris ve diğer kentlerde yapılan yürüyüşlerde farklı inançların iç içe ve yan yana şiddeti protesto etmesi, yaşananlar karşısında bir nebze olsun barışa inancı besliyordu.
 
11 Ocak 2015 Pazar günü tarihi bir gündü.
 
Ancak tarihin ana akışı bu istikamette mi?
 
Asıl soru budur.
 
Televizyon ekranlarında yürüyüşün ön sıralarındaki liderlere bakarken temsil ettikleri güç siyasetini düşününce sorular ve endişeler kaçınılmaz oluyordu.
 
Bir yanıyla her bir liderin barışa kendi meşrebine ve çıkarına göre anlam verdiği açık değil mi? Dahası bu liderler arasında bazılarının bugün yaşanan Ortadoğu’dan dünyaya yayılan ateşin ana ocağını temsil etikleri ortada değil mi?
 
İsrail Başbakanı Netanyahu ile Filistin Devlet Başkanı Abbas’ın, Hollande’ın sağında ve solunda yer almaları pek iyi. Ancak temsil ettikleri durum, Filistin meselesi, örneğin Gazze ve Netanyahu ilişkisi bugün yaşanan radikal eğilimlerinin temelinde yatmıyor mu? Fransa’yı bir haftadır parçalayan, boğan, kuşatan şiddet, doğrudan doğruya “realpolitik”ten, büyük çıkar politikalarından büyük çıkar çatışmalarından üremiyor mu?
 
IŞİD hangi koşulların ürünüdür? Yayılmasında hangi faktörler belirleyici olmuştur?
 
Bu faktörlerin şekillenmesinde Hristiyan, Musevi, Müslüman, laik, seküler dünya adına sahip çıkılan hangi zihniyetlerin ve politik duruşların katkısı vardır?
 
Soru listesi pek uzun.
 
Uzatmayalım ama bilelim ki, kimse masum değil…
 
Charlie Hebdo vahşetinin ve onu takip eden  diğer olayların büyük gerilim öyküsünün ve kutuplaşmanın doruk noktası olduğunu unutmamak gerekir.
 
Gergin ipin boşalmasının iki önkoşulu var.
 
Bir yanda İslam dünyasının gerekçe aramadan kendi içinden çıkan radikalizmle yüzleşmenin ve mücadelenin yollarını bulması…
 
Öte yanda Batı dünyasının İslami alana keskin müdahale, İslami olanı kriminalize eğiliminden vazgeçmesi…
 
Verili çıkarlara, politikalara ve içe dönük tutumlara bakılınca, müşkil iş…
 
Ama hedef barışsa, yol tek…

———————————-

Ali Bayramoğlu

 

DİĞER KÖŞE YAZILARI