Paralel pişkinlik – (Ömer Lekesiz)

0
116

Fazlullah Esterâbâdî’nin Câvidân-Nâme’sine (Dürr-i Yetim isimli Tercümesi) yeniden baktım.

Fazlullah Esterâbâdî’yi bilirsiniz. Tebriz’de gördüğü rüyayı delil göstererek peygamberleri ‘halife’ kendisini ise Mesih olarak ilan eden zat.
 
Fazlullah’ın (Şiiliğin bir kolu olarak) kurduğu Hurufilik, yeni müntesiplerince Azerbaycan’dan Osmanlı’ya taşınmak istenmiş ancak yöneticilerin aldığı sert tebirler sonucunda Hurufiliğin saraya (devlete) nüfuz etmesi engellenmiştir.
 
Şimdi Hurufiliğin tarihini ele almak niyetinde değilim.
 
Niyetim, Hurufilikle aynı özden beslenen Haşhaşiliğin yerli versiyonuna bağlı olanların Fazlullah’ın Câvidân-Nâme’deki söylem ve savunma tarzını aynıyla benimse-       yerek Paralel yapının müdafiliğine soyunuşlarını fark ettirmektir. ‘Tekrar baktım’ deyişimin nedeni ise bu konuyu farklı bir bağlamda daha önce de ele alışımdandır.
 
Dershanelerle ilgili yeni bir yasal düzenleme yapıldı diye hop oturup hop kalkan Paralel yapının, diğer bir söyleyişle dünyevi uğraşılarından biri engellendi diye Haşhaşi yöntemlerle darbe yapmaya kalkışanların milletçe kınanan hal ve hareketlerine Kelamullah’tan deliller üretmek için çırpındıkları bilinen bir durumdur ki, bu çerçevede ‘besleme durumundan Paralel olanlar’la özde Haşhaşi olanların arasında da bir fark yoktur.
 
Fazlullah, Kelamullah’tan delil getirerek kendi sapkınlığını doğru (sahih) göstermek isteyenlerin de hocası olduğundan, Paralelcilerin son günlerde güya kimi fıkhi kavramları ele alıyormuş gibi yaparak birilerinin suçluluğunu ve zinhar kendilerinin suçsuz ve haklı olduklarını yine Kelamullah üzerinden söylemeye çalışmaları karşısında Câvidân-Nâme’ye tekrar bakmak durumunda kaldım.
 
Öncelikle şu farkı gördüm: 
 
Fazlullah (ö. 1394), kendi zamanında Kelamullah dışında bir meşruiyet kaynağı olmadığı ve hassaten onu sarmalayan kültür de Kelamullah’a isnat ettiği için kurduğu her cümlenin, oluşturduğu her paragrafın önünde, içinde ya da sonunda bir ayet nakletmiş ve böylelikle tutarsızlığıyla maruf olsa da düşüncelerini İslam metafiziğinin içinde tutmaya çalışmıştır.
 
Haşhaşiler ise Kelamullah’a dünyevi kayıplarını, maddi zararlarını başkalarına da izah etmek üzere başvurmakta, diğer bir söyleyişle metafizikten arındırılmış (materyalist) kaygılarla hareket etmektedirler.
 
Öte yandan Fazlullah yanlış davası uğruna canını feda etmesiyle her şeye rağmen samimiyetini ispat etmiş birisidir.
 
Haşhaşilerse (özellikle besleme durumundan Paralel olanlarsa) maddi kayıplarını giderdikleri, evlatlarını millet vekili yaptıkları ya da birkaç ihale aldıkları takdirde mevcut hallerini unutacak, ‘biz bir şeye karşı mı çıkmıştık?’ diye soracak kadar pişkin kişilerdir.
 
Pişkinliklerini şuradan görünüz ki, kalemlerini hizmetine transfer ettikleri Paralel yapının lideri ABD ve İsrail tarafından korunmaya alınmış ve kendi darbe kalkışmaları ABD’nin talimatıyla ümmet düşmanları tarafından desteklenmiş olduğu halde ‘AK Parti bir Amerikan projesidir’ cümlesini düşerek abesle iştigal edişlerini, büyük bir şey keşfetmiş de onu duyuyormuş gibi iletmeye çalışabiliyorlar. 
 
Haşhaşilerin (ve besleme durumundan Paralel olanların) mevcut pişkinlik düzeyleri ve potansiyelleri konusunda bu örnekle yetinip ‘şükür ki hesap günü var’ diyerek konuma dönmeliyim ama onları Fazlullah ile eşitleyen ve dolayısıyla Kelamullah’ı her durum ve şartta istismar etme niyetinin içine çeken de aslında bu durumlarıdır.
 
Paralel yapı lehine bir algı oluşturmak için en ters mantığı bile makul göstermeye çalışarak tarafgirlikten öte sahtecilik yapanların millet nezdinde sözlerinin yalama olduğunu, her davranışlarının yalancı çobanınki gibi bir komedi malzemesine dönüştüğünü görmezlikten gelmeye ve başkalarının da bunları görmediğine kendilerini inandırmaya çalışmaları problemin ta kendisidir.
 
Siz maddi kayıplarınız nedeniyle iktidara düşman olacaksınız, bu düşmanlığınızı ümmet düşmanlarının desteğiyle pekiştireceksiniz ve sonra da kalkıp fıkhi kavramlar üzerinden Kelamullah’ı kendiniz için merdiven kılıp mollalık taslayacaksınız. Ki, yetmeyecek iktidar ensenize çökünce, itibarınız sıfıra inince, millet tarafından bir vebalı gibi reddedilince mazlum elbisesi giyecek, Müslümanlarca artık bir selama bile layık görülmeyişinizi şikayet konusu yapacaksınız.
 
Eh, pes doğrusu!
 
İlgili konuyu bir de bu boyutuyla ele almaktan dolayı müsterihim. Biz bu insanları düşünmeye davet ettik; akıllarını başlarına toplamaları için mühlet de verdik.
 
Ama görünen o ki, bizim haklarındaki müsamahamızı da kendi güçlülük yanılsamalarına eklemeye teşneler.
 
Davet de mühlet de sonu olan şeylerdir.
 
Ve artık bu konuda da nefesimiz enselerindedir. 

———————————-

Ömer Lekesiz

 

DİĞER KÖŞE YAZILARI