Özel dershaneler ve eğitim – (Abdullah Muradoğlu)

0
152

Larry King`in konuştuğu eğitimcilerden biri, Amerika`nın en büyük özelleştirilmiş okul gruplarından “Education Alternatives Inc”in başındaki John Golle, diğeri ise Yale Üniversitesi Başkanı Richard Lewin idi.

En gelişmiş ülkelerde bile eğitim, üzerinde tartışmaların bitmediği bir sorun olarak güncelliğini koruyor.

Amerika`nın meşhur televizyon programcılarından Larry King`in 1990`larda “Geleceğe dair konuşmalar” başlıklı söyleşiler dizisine göz attım.

O söyleşilerden ikisi “eğitim” üzerineydi.

Larry King`in konuştuğu eğitimcilerden biri, Amerika`nın en büyük özelleştirilmiş okul gruplarından “Education Alternatives Inc”in başındaki John Golle, diğeri ise Yale Üniversitesi Başkanı Richard Lewin idi.

Amerikalılar da mevcut eğitim sistemini tartışıyorlar ve alternatif sistemler üzerinde kafa yoruyorlar.

Sadece “şimdi”yi değil, “gelecek”te de eğitimin alacağı biçim ve niteliği tartışıyorlar.

Sürekli bir arayış içerisindeler ve daha mükemmel olana ulaşmak için çeşitli modeller üzerinde çalışıyorlar.

Mesela, bir çocuğun yeteneğini bulmanın ve onu eğitmenin toplumun sorumluluğu olduğunu vurgulayan bir modeli esas alan “Tesseract okulları”nda sistemin nasıl çalıştığını John Galle şöyle anlatıyor:

“Notlama yok ve karne dağıtmıyoruz. Öğrencinin, üzerinde anlaşılmış ileriye dönük hedeflerini ve başarılarını notlar yerine konu alanlarına göre belirleyen kişisel eğitim planlarımız var. Bir öğrencinin sadece A ya da B almış bir sekizinci sınıf öğrencisi olduğunu söylemekten çok daha iyi. Sınıflar hiçbir anlam taşımıyor. Albert Einstein öğrenebilen özürlüydü. Bugün o yaftayı bir çocuğa yapıştırırsanız, bakın o çocuğun kendine güveni ne hale gelir.”

***

John Galle, eğitimin her öğrenciye uyacak biçimde şekillendirilmesi gerektiğini söylüyor.

Oysa bizdeki sistemde, dershanede ek eğitim alan bir öğrenciyle, bu imkandan yoksun olan öğrenci arasında bir standart farklılığı sözkonusu.

Benzer bir durum, “devlet okulları”yla “özel okullar” arasında da sözkonusu.

Oysa milli eğitimden beklenen sonuç, aynı kategorideki öğrencilerin aynı standarta sahip olmaları.

Maalesef, dershaneler uzun bir süredir üniversiyete kadar eğitimin parçası haline geldiler.

Üniversite döneminden sonra da iş bitmiyor.

Kamu sektöründe işe girmeyi düşünüyorsanız yine dershane kapılarını aşındırmanız gerekecek.

Okul eğitiminin yetersizliğini dershanelerle ikame etmek her düzeyde karşımıza çıkıyor.

Dershane giderleri ayrıca aileler için önemli bir harcama gideri.

Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir sistem olduğunu zannetmiyorum.

***

Teknik ve mesleki eğitim veren liseler istihdamla paralel gitmediği için üniversitelere yöneliş artıyor.

Her ile bir üniversite kurmanız bile sorunları çözmeye yetmiyor..

Ayrıca üniversitelerin kalitesinde de düşüş sözkonusu oluyor.

Oysa Amerika`da 4 binden fazla üniversite ve yüksek öğrenim kurumu var ve bunların yaklaşık yarısı araştırma kurumu.

Meşhur sosyal bilimcilerden Prof. Manuel Castells`in dediği gibi ABD`nin süper güç statüsü büyük ölçüde üniversitelerin üstünlüğünden kaynaklanıyor; çünkü bu durum sadece askeri uygulamalarda değil, çoğu alanda mutlak teknolojik liderliğe dönüşüyor.

Bizde eğitim “tek tip insan” yetiştirmeye odaklı olduğundan, sorunun özünü değil sonuçlarını tartışıyoruz hep.

Galiba, sorun da bu noktada düğümleniyor.

Doğrular ve yanlışlar

Reklam filmlerinde kullanılan abuk sabuk tiplemeler epeydir rahatsız edici boyutlar kazanmıştı. Son örneği “Biomen”in şampuan reklamında “Adolf Hitler”in kullanılmasıydı. “Türk Musevi Cemaati”nin haklı tepkisiyle bu reklam durduruldu. Biomen`in yaptığı son derece çirkin ve yanlıştı. Hitler gibi milyonlarca insanı gözünü kırpmadan temizleyen bir çılgının şampuan reklamında kullanılması sadece Musevi Cemaati`ni rahatsız etmemeliydi.

“Hürriyet” yazarı Ahmet Hakan`ın, ne zaman “Erbakan ailesi” gündeme gelse, “Vallahi Billahi, ben Erbakan Hoca`nın kızına talip olmadım” diyerek meydana çıkması yanlış ve aynı zamanda rencide edici bir davranış. Ahmet Hakan daha önce bu defteri kapattığını ve artık yazmayacağını ilan etmişti. Anlaş
ılan o ki eski defteri kapatmamış, okur kışkırtıcı yazı yazmanın şehvetine kapılmış. Umarız bir daha tekrar etmez.

Köpeğin adamı ısırması haber olmaz ama adam köpeği ısırınca bal gibi haber olur. “Kim milyoner olmak ister” yarışmasında, “TBMM başka hangi adla anılır” sorusuna “Parlamento” yerine “Yüce Divan” diyen “siyaset bilimi” okuyan üniversite öğrencisi de haliyle eleştiriyi hak eder. Öğrencimiz konuyu başka alanlara çekmek yerine “özür dilerim, bir anlık gaftı” demiş olsaydı hem kendini, hem de öğrenim gördüğü üniversiteyi temize çıkarırdı.

Beşşar Esed için son şans

Türkiye, dostane ilişkiler kurduğu dönemlerden başlayarak Beşşar Esed`e reform yapması yönünde telkinlerde bulunmuştu. Esed, Türkiye`nin telkinlerine kulak vermek yerine kulağının üstüne yattı hep.

“Arap Baharı”nın Suriye`yi vurması kaçınılmazdı ve öyle de oldu. Tunus`ta, Mısır`da, Yemen`de özgürlük, demokrasi ve daha iyi bir yaşam isteyerek diktatörlere kafa tutan kitlelere Suriye halkı da katıldı.

Beşşar Esed ise Arap Baharı`na kafa tutan bir yaklaşım sergileyerek halkının özgürlük taleplerini şiddet kullanarak bastırma yoluna gitti.

Türkiye başından beri Esed`in yanlış yapmaması yönünde iyi niyetle ciddi uğraşlar verdi ama olmadı. Onbine yakın insan yaşamını yitirdi ve Suriye bir iç savaşın eşiğine, yanı sıra dışardan bir askeri müdahelenin eşiğine kadar geldi.

Esed, üyesi olduğu “Arap Birliği”nin önerilerine de kulak asmadı. Bir taraftan herkesi oyalarken diğer yandan şiddet kullanmaya devam etti.

En son “Birleşmiş Milletler” ve “Arap Birliği”nin “Suriye Özel Temsilcisi” olarak BM eski genel sekreteri Kofi Annan devreye girdi.

Suriye`ye yönelik yaptırımların ciddiyet kazanması, muhaliflerin ise siyasi ve diplomatik olarak güçlenme sürecine girmesi üzerine Suriye hükümeti son bir hamle yaparak 6 maddelik “Annan Planı”nı kabul etti.

Rusya ve Çin`in Esed rejimini kollayan politikalarında bir parça esneklik göstermesi de “Annan Planı”nın kabul edilmesinde önemli rol oynadı.

Çemberin giderek sıkıştığını anlayan Esed, bu son hamleyi de bir “oyalama taktiği” biçiminde ele almamalı. Çünkü “Annan Planı” Beşşar Esed için son şans.

Bu son şansı doğru kullanmadığı takdirde hem Esed`i, hem Suriye`yi çok daha kötü günler bekliyor.

 Yenişafak

———————————-
Abdullah Muradoğlu
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI