Ortadoğu`nun şiddet sabitesi? – (Akif Emre)

0
100

Suriye`de ise çok daha farklı bir süreç işliyor. İktidarın sekter karakteri ile muhalefetin direnci ülkeyi iç savaşın eşiğine getirdi. Galibi olmayan bir mücadele hala devam ediyor.

Ortadoğu son bir yılda son zamanların en önemli siyasal ve toplumsal hareketliliğini yaşıyor. Tunus`tan başlayıp Mısır ve Libya`da devam eden muhalif hareketlilik en istikrarlı görünen ülkeleri bile etkiledi. Arap baharının Mısır ve Tunus`un aksine Libya`da liberal müdahalecilikle kanlı bir şekilde sonuca ulaşmasının ardından şimdilik sükunet sağlanmış gibi görünse de Yemen`de hala çatışma ortamı devam ediyor. Aşiretlere, Kuzey-Güney eksenine ve mezhep ayrılığına dayalı parçalanmışlık, ülkenin geleceğini belirsizleştiriyor. Bahreyn, hemen hemen hiç şiddet içermeyen muhalefet gösterilerine sahne olsa da bu kez Suudi müdahaleciliğin devreye girmesiyle bastırıldı.

Suriye`de ise çok daha farklı bir süreç işliyor. İktidarın sekter karakteri ile muhalefetin direnci ülkeyi iç savaşın eşiğine getirdi. Galibi olmayan bir mücadele hala devam ediyor.

Tüm bu süreçte Türkiye, modern tarihinde görülmedik biçimde, Arap ülkelerindeki bu hareketlilikle ilgilendi, taraf oldu, hatta inisiyatif aldı. Bir yanda İsrail`le gerilim yaşaması diğer tarafta Arap baharında değişimden yana tavır alması yeni bir Türkiye algısı oluşturdu. Bu yeni imaj oluşumunda medyanın Türkiye`ye sempatik davranmasının payı da küçümsenemez. Tahrir`de canlı yayında yapılan devrim çağrısının Türkiye`nin ne kadar inisiyatifinde bir olay olduğu üzerinde düşünmeye değer. Zira Türkiye`nin başarısı ve önce Türklerin pek hoşuna giden yeni imajı bu sempati halesinin ardındaki görüntüye bakmayı engelledi.

Arap dünyasındaki Türkiye algısı önemli ölçüde olumlu bir karakter kazanırken diğer tarafta Amerika algısında gözle görülür bir değişim oldu.

TESEV`in Ortadoğu`da Türkiye imajına yönelik yaptırdığı son araştırmaya (Ortadoğu`da Türkiye algısı-2011) göre bölgede en sempatik bulunan ülke, yüzde 78 ile Türkiye. Ardından Birleşik Arap Emirlikleri yüzde 70`lik bir orana sahipken onu Çin takip ediyor… İsrail`e dair tehdit algısı ilk sırayı koruyor. İlginç biçimde, tehdit algısında ikinci sıradaki Amerika da yerini koruyor.

Amerika`nın tehdit algısında ikinci sırayı korumasına karşın bunun orantısal karşılığında önemli değişim olmuş. Son yıllarda ABD`yi tehdit olarak görenlerin oranının yüzde 26`dan 16`ya gerilemiş olması önemli bir gelişme.

Bir önemeli husus da İran`ın nükleer çalışmalarına en fazla karşı olanların Suud (yüzde 70`lerde) ve körfez ülkelerinin olması. Buna karşın bölgenin genelinde destekleyenler yüzde 38 iken karşı olanlar yüzde 47 gibi bir orana işaret ediyor.

Bir araştırma raporunu seçici bir tarzda değerlendirmek sağlıklı olmayabilir. Zaten raporun tümünü irdelemek yerine bölgenin yapısına dair bazı dikkat çekici tespitleri doğru okuma çabası bu. Asıl dikkat çekilmesi gereken husus ise Arap baharıyla birlikte önemli alt üst oluşlar yaşayan bölgenin devrim yöntemi ve şiddet ilişkisi hakkında nasıl bir tavır sergilediklerine dair veriler.

Devrim süreçlerinde şiddetin arttığı ve insanların şiddete eğilimli olduğu devrimelrin doğal ve sosyolojik bir gerçeklik. Araştırmaya göre “Bölge ortalamasında barışçıl halk hareketlerine katılım %75 oranında destek alırken şiddet içeren gösterilere katılmak %20 oranında kabul edilebilir bulundu. Katılımcıların %21`i barışçıl gösterileri dahi kabul etmediklerini ifade ettiler.”

Bu durum antropolojik olarak Ortadoğu`yu şiddete eğilimli okuyan Batılı algıları alt üst eden bir gösterge. İnsanların heyecan ve hatta öç duygularının zirvede olduğu varsayılan bir dönemde bile `şiddet içermeyen bir değişim`den yana tavır koymaları oryantalist okumaları da alt üst etmektedir.

Oryantalist bakış açısı Ortadoğu`yu, Arapları durağan ve aynı zamanda şiddet eğilimli, hatta şiddeti üreten unsurlar olarak okur. En azından medyatik imgelem bu şekilde oluşturuldu… Oysa siyasal taleplerin meşru yollardan ifadesini, bu taleplerin karşılanmasını engelleyen diktatörlükleri destekleyen hegemonik söylem aynı zamanda halkı durağanlıkla aşağılarken ortaya çıkan şiddeti de bölgenin doğasına, kültürel-dini özelliklerine bağladı.

Gelinen noktada modern tarihi sürekli toplumsal hareketlerle çalkantılı geçen Araplara yapıştırılan hem “durağanlık” etiketi tutmadı hem de “şiddet sarmalı”nın hiç de sanıldığı gibi doğasının sonucu olmadığı ortaya çıktı.

ABD`ye karşı tepkinin düşmesinde, Türkiye`ye karşı olumlu havanın oluşmasında bu şiddet dışı değişimde bir şekilde pay sahibi oldukları imajının etkisi büyük. Bu durumda yükselen Türkiye imajı asıl sınavı Suriye konusunda verilecek. Ve de ABD`nin Araplar nezdinde oluşan imajı muhtemelen yeniden şekillenecek. Şiddeti besleyen temel çelişki burada ortaya çıkacak görünüyor.

 Yenişafak

———————————-
Akif Emre
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI