Ortadoğu’daki eğreti nikâhlar – (Süleyman Seyfi Öğün)

0
120

PKK-PYD, Sûriye odağında tercihini yaptı. Son derecede yanlış bir trene bindi. Bu tren Rusya-İran trenidir.

Kuzey Sûriye'deki PKK bağlantılı ve Türkiye'yi tehdit eden Kürt oluşumunun ABD tarafından şu ya da bu şekilde himâye görmesi çok ciddi bir tırmanış gösteriyor. Bu işte bir tuhaflık olduğu daha ilk bakışta anlaşılıyor. Çünkü bu destek tek taraflı bir destek değil. A.B.D, bu sûretle, büyük ölçüde Rusya'nın himâyesindeki bir oluşumu desteklemiş oluyor. PYD-PKK siyâsetinin yelkenlerini bu iki güçlü rüzgâr şişirmiş durumda. Herhalde kısa vâdede bu, PKK-PYD siyâsetlerine, târihinde olmadığı kadar büyük bir özgüven aşılıyor. Diğer taraftan Türk kamuoyu ve siyâset yapıcılarının, durumdan son derecede rahatsız olduğu ve endişe duyduğunu görüyoruz. Ama bu tuhaf durum sorulması gereken bâzı soruların mevcût olduğu gerçeğini ortadan kaldırmıyor. Reel siyâset periferal bir güce bu kadar talihli durumlar bahşetmez. Doğrusu böyle bir “tâlihli” siyâsetin yürütücüsü olanların durumdan şüphe duymaları için çok sayıda sebep olduğunu söyleyebiliriz.

Artık döneminin son virajını dönen Obama liderliğindeki A.B.D'nin Ortadoğu siyâseti son derecede karmaşık bir denklemi andırıyor. Obama iktidara gelirken Amerikan kamuoyuna bir taahütte bulunuyordu: A.B.D Afganistan'dan ve Irak'tan çekilecek ve sonrasında hiçbir uzak diyârda, Amerikan askerlerinine hayâtî riskler doğuran karasal operasyonlara girişmeyecekti. Amerikan siyâsetleri açısından bunu anlamamız gerekiyor. II. Genel Savaş'tan bir dünyâ gücü olarak çıkan Amerika'nın savaşların mâliyetleri konusunda, en azından Avrupalılar kadar bir tecrübesi yoktu. Ama önce Kore, daha sonra başta Vietnam olmak üzere Hind-i Çin'de yürüttüğü savaşlar ona, gerek insan kaybı, gerekse finansmanların vergi karşılıkları açısından savaşın acı mâliyetlerini öğretti. Ama daha bu travmalar tam aşılmadan Afganistan ve Irak'da yeni yaralar aldı. İster Cumhûriyetçiler, ister Demokratlar, artık iktidâr olmak istiyorlarsa, kendilerini, kamuoyuna bu konuda bir pozitif garanti vermek zorunda hissediyorlar. Böyle bir durumda, dünya egemenliğini sürdürmek için yerel destekler bulmaya mecbûr kalıyorlar. Bu yeni bir tecrübedir. Yâni A.B.D, dolaylı ilişkilerinin neticeleri hakkında bir tecrübeye sâhip değil. Olguya dönersek, A.B.D'nin, DAEŞ'e karşı verilen mücâdelede kullandığı PYD ile ilişkilerini nasıl yürüteceği konusunda daha baştan kesin bir projeye sâhip olmadığını söyleyebiliriz. Eğer Amerikalılar, ittifak ettiği her bölgesel güce bütün istediklerini vermeyi ilke edinirse bu işlerin altından kalkamayacağı bellidir. PYD-PKK için, A.B.D ile geliştirdiği, kendilerini ziyâret eden A.B.D yetkilisine şükrân amaçlı “kızıl yıldız”lı şilt vermeye kadar giden- tuhaf hattâ ironik sayılabilecek sempati ilişkisinin, kendileri açısından da belirsizliklerle yüklü olduğu, bir noktadan sonra “kullan at” gibi bir ihtimâli barındırdığıdır. Doğrusu belli bir aşamada bunun gerçekleşme ihtimalinin çok kuvvetli olduğunu düşünüyorum.
PKK-PYD, Sûriye odağında tercihini yaptı. Son derecede yanlış bir trene bindi. Bu tren Rusya-İran trenidir. Görmedikleri şu: Bu trene bindikleri konjonktürde etkili bir kayıpları oldu. Başta Almanya olmak üzere Avrupa'nın desteğini kaybettiler. Merkel'in, Selâhattin Demirtaş'ın Moskova ziyareti için sarfettiği zehir zemberek açıklamalar çok dikkât çekici gözüküyor. Almanya ile Rusya arasındaki târihsel ittifâkın, Almanya'nın 90'lardaki Balkan reel politiğinden başlayarak krize girmesi ve nihâyet Ukrayna meselesinde çöktüğü bir konjonktürde PKK-PYD'nin bu trene binmesi kendisi açısından mühim bir kayıp, Türkiye için ise yeni bir zemindir. Göçmen dalgasının doğurduğu risklerin Avrupa'yı Türkiye'ye yakınlaştıran en mühim etken olduğunu da kaydetmeliyiz. Bu noktada dikkâtle tâkip edilmesi gereken husus A.B.D ile Avrupa arasında, son zamanlarda- dinleme krizi ve son otomobil krizlerinde olduğu üzere – hiç de eskisi gibi gitmeyen ilişkilerdir. Son olarak Britanya'nın AB'den çıkmak için referanduma gitmesi de bunun tuzu biberidir.

A.B.D'nin sürece doğrudan müdâhil olmama siyâsetleri Rusya'ya derin bir koridor açıyor. Kuzey Karadeniz, Kafkaslar (Gürcistan-Ermenistan) üzerinde konsolide etmiş olduğu hâkimiyeti; İran, Sûriye ve son açıklamalarıyla Irak'a kadar yayılıyor. Bu yayılma Suudileri ve diğer Körfez ülkeleri kadar İran sebebiyle İsrâil'i de rahatsız ediyor. PKK-PYD'nin bindiği tren işte böyle bir tren.
Tabloya bakıldığında; yâni A.B.D-Avrupa Birliği krizi; Rusya-Almanya yakınlığının sona ermesi, Rusya'nın, üstelik İran ile birlikte ekonomisini zorlayan yayılmacı bir mâceraya atılması “sürdürülebilir” veya “lineer” olarak işleyebilecek bir süreç değildir. Çözülmüş, tükenmiş bir Avrupa ve Ukrayna'dan Yemen'e uzanan bir Rus-Fars imparatorluğunun bu dünyâ için çok fantastik olduğunu düşünüyorum. A.B.D'nin PYD'yi desteklemesini bir “strateji” değil; bir “taktik” olduğunu düşünenlerdenim. Eğreti nikâhların kıyıldığı ama bunların asla gerçek evlilikler olmadığı, ucu çok açık, belirsiz bir dönemdeyiz. Ama, ben gelişmelerin bir noktada dengeleneceğini ve bugün işleri iyi gidenleri hayâl kırıklığına uğratacağını kestirebiliyorum.

Yeni Şafak

———————————-

Süleyman Seyfi Öğün

 

DİĞER KÖŞE YAZILARI