“Ortadoğu’da Barışın Önündeki En Büyük Engel İsrail’dir”

0
122

Anadolu Platformu Başkanı Turgay Aldemir Ortadoğu’da Barış: Oyuncular, Sorunlar ve Çözüm Arayışları’’ Sempozyumuna katıldı.

Anadolu Platformu Başkanı Turgay Aldemir, Hasan Kalyoncu Üniversitesi tarafından 19-20 Aralık tarihlerinde Gaziantep’te düzenlenen ‘’Ortadoğu’da Barış: Oyuncular, Sorunlar ve Çözüm Arayışları’’ Sempozyumuna katılarak "Ortadoğu Bir Perspektif Sorunu" başlıklı bir sunum gerçekleştirdi.

 

 

Ortadoğu'daki Temel Sorun Değişime Direnen Liderlerin İzledikleri Politikalardır

 

Açılışı Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş tarafından yapılan sempozyumda moderatörlüğü Gaziantep Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yavuz Coşkun tarafından yapılan oturumda Aldemir konuşmasında Ortadoğu merkezli yapılan tartışmaların ve çözüm arayışlarının dili kanserli hastayı antibiyotikle tedavi etmeye çalışmak gibi olduğunu belirterek; "Ne zaman Ortadoğu'dan bahsedilse mevcut rejimlerin zulmü, ölümler, mülteci problemleri; İstikrarsız ve karmaşa içindeki siyasal ve sosyal yapı, etnik veya aşiret çeşitliliğinden kaynaklanan sorunlar, terör olaylarının sıradanlaşması ve sıcak gündem olarak IŞİD ve Kürt meselesi gibi mevzular hem ayrı ayrı hem de bir arada incelenme konusu haline geliyor. Bu tabloya baktığımızda neredeyse çözümü imkânsız gibi görünen sorunlar dizisiyle karşı karşıya olduğumuz fikri herkesin üzerine bir karabasan gibi çöküyor. 

 

Temel sıkıntı, problemin hakikatine dair tespitlerimizde bir türlü bir konsensüse varamayışımızda saklı.  Yaklaşık çeyrek asırdır büyük jeopolitik dengenin (soğuk savaşın) ve onun oluşturduğu kurallar dizisinin sona erişi dünyadaki ve bölgemizdeki belirsizliklerin ve karmaşanın temel sebebidir. İki kutuplu dünyanın 91'de son bulması, kendi halklarına yabancılaşmış ve bölgesel komşularından yalıtılmış, iktidarların üzerindeki perdeyi düşürmüştür. Bugüne kadar ötelenmiş veya cebri yollarla bastırılmış birçok meşru talebin de önünü açmıştır. Bölgemizde yaşanan temel sorun bu meşru taleplere direnen ve değişen dünyanın gerçeklerini göremeyen liderlerin irrasyonel bir tutumla izledikleri politikalardır" dedi.

 

Sorun Hem Bölgesel Hem de Siyasaldır

 

1945 sonrası oluşan ve mantığı icabı soğuk savaşın güç ve rekabet ilişkisi üzerine bina edilen Birleşmiş Milletler, Dünya Bankası, NATO gibi birtakım ulus üstü kurumların mevcut sorunları çözebilme kabiliyetinden mahrum olduğunu belirten Aldemir; "Dolayısıyla çözümü bu tür kurumların modası geçmiş kuralları ile halletmeyi beklemek beyhude bir çabadır. Bu da bize çözümün başta bölgenin etkili devletlerinin, belirleyici güce sahip diğer devletlerle bir araya gelerek oluşturacağı yeni bir diplomasi ve etkili bir müdahale ile mümkün olabileceğini gösterir. Ortadoğu’ya tek yönden bakamayız. Ortadoğu’yu üç temel başlıkta ele almalıyız. Din, Coğrafya ve Enerji.

 

Bu üç başlık birlikte düşünülmeli, aksi halde sadece birinden bakarak çözüme ulaşamayız. Dini açıdan bölgenin üç ana damarı var. Sünnilik – Şiilik – Selefilik. Sünniliği Türkiye, Şiayı İran, Selefiliği ise Suudi Arabistan temsil etmektedir. Ortadoğu'nun Jeopolitik konumu çok önemli. Bölgede bu üç ülkenin temsiliyeti belirleyicidir. Buralar bölgenin ana eksenleridir. Enerji kaynaklarının zenginliği bölge için bir fırsatken; iyi yönetilemediği için dış güçler tarafından istikrarsızlaştırılmasına neden oldu. Bölge dışı güçler bu devletlerle ve başlıklarla tek tek ilişki kurarak bölgenin geleceğini istikrarsızlaştırmaktadırlar.  Ortadoğu’da karmaşık bir durum var.

 

Çözüm için uzun vadeli bütüncül bir yaklaşıma ihtiyaç var. Bugünkü istikrarsızlığın temel nedeni; bölgenin kendi sorunlarına dönük, kendi havzasında çözüm aramaması ve üretememesidir. Ancak son dönemdeki istikrarsızlıkta ABD’nin rolü büyüktür. Şu iki noktada ABD bölgeyi istikrarsızlaştırdı; Irak müdahalesi ve ABD’nin gücünü Pasifik’e kaydırması. Bu durum bölgede sert kırılmalara neden oldu. IŞİD ve benzeri yapıları bu müdahaleler ve çekilme ortamı doğurdu. Bölgedeki köhnemiş yapılar kendini yenileyemediği için bir çok alanda bakteri üretiyor, bu ortamlar fevri, agresif, bütüncül bakamayan yapılara ortam oluşturuyor" dedi.

 

Bu Düzenler Halkın Lehine Yenilenmeli

 

Ana eksenlerin bu olaylara nasıl baktığı önemli öneli olduğunun altını çizen Aldemir, bölgenin ana eksenlerinden biri olan Suudi Arabistan'ın batı merkezli bir jeopolitik strateji izlediğini, İran'ın İmam Humeyni sonrası batı ile iş birliği yaparak birçok alanda batının stratejik ortağı durumunda olduğunu belirterek: "2012 sonrası Türkiye’de anti Amerikan veya antiemperyalist damar canlanmaya başladı. Türkiye yüz yıldır ötekileştirdiği Kürtlerle, Alevilerle, Sünnilerle ve azınlıklarla arasındaki sorunları konuşarak çözmeye başladı. Anadolu yeniden kadim değerleriyle buluşmaya çalışıyor. Bu yeni yerli organik damar Ortadoğu halklarında heyecan oluşturuyor.

 

Türkiye'nin iç barışı konuşuyor olması Ortadoğu halklarında bir heyecan dalgasına ve yeni bir umuda dönüşmektedir. Bu bölgenin gerçeği doğunun kadim kültürü ve sahih İslam’ın kendisidir. Sorunlara palyatif bir çözüm sunmayı düşünmüyorum: ancak Ortadoğu’da katılımcı, yerli, özgürlükçü, paylaşımcı yönetimlerin oluşması için daha fazla çabalamalıyız. Bu bölge yeniden kendi kadim köklerine dayanarak yeni dünya ile de iletişim içerisinde kalarak ancak kendine gelebilir. Ortadoğu toplumları tarihin birçok döneminde medeniyet ve enerji havzası olmuştur. Dünyanın içerisine düştüğü vicdan daralmasına yeniden buralardan adalet merhamet ve yeni bir medeniyet üretebiliriz. Geçmişte olduğu gibi bu topraklarda yeniden çok dinli çok kültürlü çok dilli medeniyet havzaları kurabiliriz. Kudüs, Şam, Endülüs, Bağdat İstanbul, Halep, Gaziantep ve tüm Anadolu bunun örnekleriyle doludur " dedi.

 

Ortadoğu’da Yeni Bir Doğum Sancısı Var

 

Aldemir konuşmasının son bölümünde, Ortadoğu'da kurulacak yeni bir düzenin ve barışın önünde en büyük engelin İsrail ve onun teolojik bakışı olduğunu vurgulayarak; "İsrail’in tüm dünyaya ben merkezli yaklaşımları yüktür. İsrail tüm açık düzenler için tehdittir. Ortadoğu’da yeni bir doğum sancısı var. Kaos içerisinde yeni bir düzen arayışı hızlanmış durumda. Huzur olmadan düzen kurulamaz. Bölgenin tüm tarafları bölgesel barış ortamlarında bir araya gelerek kendi sorunlarını konuşabilmelidir. Bu süreç Türkiye’ye önemli görevler yüklüyor. Özellikle bu dönemde Sivil Toplum örgütlerine, üniversitelere, düşünce kuruluşlarına önemli sorumluluklar düşmektedir.

 

Bütün bunlar şunun için önemlidir;  Siyasi bir istikrarın sağlanamadığı, Bölge ülkeleriyle arasındaki iş birliğinin geliştirilemediği, Ekonomik beklentilerin karşılanamadığı hiçbir bölgede huzur ve refah gerçekleşmez. Bu durum Ortadoğu içinde geçerlidir. Dolayısıyla Ortadoğu mevzu bahis olduğunda sorunları tarihsel veya ontolojik olarak değerlendirmeyi bir tarafa bırakıp bu gerçeği görmemiz kanaatimce önemlidir. Bölgenin üç temel saç ayağını (Din, Coğrafya, Enerji) birlikte ele almalıyız. Parçacı yaklaşımlar sorunu çözmez, krizi derinleştirir. Üç ana damarı (Selefilik, Şiilik, Sünnilik) ve o damarların ana ekseni olan Suudi Arabistan, İran ve Türkiye kendi gerçekliğine dönerse ancak o zaman Ortadoğu da bütüncül bir barışa ve çözüme doğru gidilebilir" dedi.

 

Konuşmanın ardından panelistlere plaket takdim edildi. Program toplu fotoğraf çekiminin ardından sona erdi.