"Operasyon Sivas": Katliam ve dava – (Hilal Kaplan)

0
143

Bugüne kadar 37 kişinin ölümünün insanlığa karşı işlenmiş suç olarak değil de “devlete karşı işlenmiş suç” olarak sayılmasının mücadelesinin verildiğinin,

Koray Kaya (12)

Asuman Sivri (16)
Menekşe Kaya (16)
Özlem Şahin (17)
Belkıs Çakır (18)
Nurcan Şahin (18)
Serkan Doğan (19)
Yasemin Sivri (19)
Serpil Canik (19)
Handan Metin (20)
Yeşim Özkan (20)
Ahmet Özyurt (21)
Gülsün Karababa (22)
İnci Türk (22)
Huriye Özkan (22)
Murat Gündüz (22)
Sait Metin (23)
Carina Johanna (23)
Hasret Gültekin (28)
Erdal Ayrancı (35)
Gülender Akça (35)
Mehmet Atay (35)
Muhibe Akarsu (35)
Asaf Koçak (36)
Muammer Çiçek (36)
Uğur Kaynar (37)
Sehergül Ateş (40)
Edibe Sulari (40)
Behçet Aysan (44)
Muhlis Akarsu (45)
Metin Altıok (52)
Asım Bezirci (66)
Nesimi Çimen (67)

Yukarıdaki utanç listesi, 2 Temmuz 1993`te gerçekleşen Madımak Katliamı neticesinde hayatını kaybedenlerden oluşuyor. Olayda ölen iki garson ve kurşunla öldürülen diğer iki kişinin ismini bulamadım çünkü hemen hiçbir yerde adları geçmiyor. Ne olursa olsun, her birinin ayrı bir hikâyesi, her birinin farklı bir yaşanmışlığı vardı. Ancak her birini, kader aynı ölümde birleştirdi.

Madımak Katliamı, büyük bir zulümdü. Devlet eliyle planlanmış veya organize edilmiş olması, o zulme `insan kaynağı` olarak hizmet etmiş olanların arkasındaki sosyo-psikolojik etkenleri görmemize engel olmamalı, bununla yüzleşmeliyiz.

Aynı zamanda Madımak sonrası açılan davanın da mevzubahis `derin güçler`in istediği gibi işlediğini ve başka mazlumlar yarattığını da teslim etmeliyiz. Dava süreci sadece derin güçleri değil, onların maşalarını da örttü.

Hâlen video görüntülerinde yer alan ve otele tırmanıp perdeleri tutuşturan kişinin yakalanamadığının,

Mahkeme heyetinin olay yerine bir teftiş bile düzenlemediğinin,

Bugüne kadar 37 kişinin ölümünün insanlığa karşı işlenmiş suç olarak değil de “devlete karşı işlenmiş suç” olarak sayılmasının mücadelesinin verildiğinin,

Tugay komutanının ifadesinin bile alınmadığının ve askerî soruşturmanın yine askere havale edilerek hiçbir suç veya ihmal sahibinin bulunmadığının,

“Sivas`a önceki gün helikopterle indik. Otele ilk taşları biz attık, kitleyi hareketlendirip sonra geri çekildik” itirafını yapan özel kuvvetlerden emekli üst teğmen H.Ç.`nin ifadesine hâlâ başvurulmadığının,

Havaya sıkılan iki kurşun bile bu meşum hadiseyi önleyebilecekken, bunun neden yapılmadığının hiç sorgulanmadığının farkında mıyız?

Değiliz çünkü katliamın ardından “karşı taraf”tan kurbanlar isteniyordu. Devlet, “33`e karşılık 33″e hükmetti ve mesele kapandı.

Geçtiğimiz Perşembe akşamı hazırlayıp sunduğum “Muhalif” programına bağlanan Hikmet Düvenci, Madımak Katliamı dolayısıyla önce idama ardından ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkûm edilen babası Bülent Düvenci`den söz etti. Bülent Bey`in 2 Temmuz 1993 günü 17.30`a kadar işte ve 19.30`dan itibaren de Sivas dışında olduğunu belgeleriyle kanıtladıklarını, 450 kare fotoğraf ve 7,5 saatlik video görüntülerinin hiçbirinde tesbit edilemediğini söyledi. Neticede bu `günah keçisi` arayan çarka babasını nasıl kurban verdiklerini anlattı. Ne acıdır ki dava sürecinde hayatı gasp edilen tek günahsızın da Bülent Düvenci olmadığı biliniyor.

Bu durumdan eminim adalet arayışındaki mağdur yakınları da rahatsızdır ve bir masumun dahi haksız yere hayatının hapislerde çürümesini istemezler. Ama onların bu hususta seslerini de pek duymuyoruz. Zira herkes bir safın ucundan tutmuş gidiyor…

Bu devlet bizi birbirimizin zalimi yaptı; adalet duygumuzu, hakikat arayışımızı felç etti. Ve amacına ulaştı. Tereyağından kıl çeker gibi kendisini Sivas Katliamı`ndan sıyırdı. Artık yetmez mi? Birbirimizin hakkına girdiğimiz yetmez mi? Beslediğimiz düşmanlık yetmez mi?

“Yeter!” demediğimiz ve birlikte mücadele etmediğimiz sürece Madımak`ın da 1993 senesine ait herhangi bir karanlık hadise olarak kalmaya devam edeceğinden, esas faillerin kendisini güvende hissetmeyi sürdüreceğinden emin olabilirsiniz.

Ne yazık ki “Operasyon Sivas” şimdilik başarıya ulaşmış görünüyor. Yine de geç kalınmış değil, bundan sonrası “bizim” elimizde…

 Yenişafak

———————————-
Hilal Kaplan
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI